Block title
Block content

ABDULLAH SUALP (ATABEYLİ ABDULLAH ÇAVUŞ)

 

Atabeyli Tâhirî Mutlu ağabeyin komşusu olan Abdullah Sualp 01.07.1889 doğumludur. Baba adı Süleyman, anne adı Medine’dir. 1952’de Atabey’den evlenen Abdullah Sualp, 09.11.1976’da 87 yaşında iken vefat etmiştir. Mezarı Atabey kabristanındadır.

Üç Abdullah Çavuş’tan Risale-i Nur’da adı en çok geçen, Atabey’li Abdullah Sualp olduğu halde, en az tanınan veya Risaleler okunurken diğer Abdullah Çavuşlar ile karıştırılan bu ağabeyimizdir. Bunun sebebi, şimdiye kadar hakkında herhangi bir araştırma yapılmamış olması olabilir…

Bize yardımcı olan Abdullah Sualp’ın yeğeni, Makine Mühendisi Atabeyli Mustafa Sualp Bey’e bu çok değerli katkısı için teşekkür ediyorum. Nur kervanından tarihi bir şahsiyetin daha tanınmasına, zihinlerimizde yer etmesine vesile olmuş oldu…  

Üstad Bediüzzaman Hazretleri tarafından ekseri, “Atabeyli Lütfü’nün varisi Tâhirî ve Abdullah Çavuş” diye Tâhirî Mutlu Ağabeyle beraber anılmasından da anlaşılıyor ki Abdullah Sualp, eserleri yazarak çok hizmet etmiştir. Külliyatta tam ondört yerde adı geçmektedir.

Risale-i Nur’da, Abdullah Sualp’ı, diğer Abdullah Çavuşlardan tefrik etmek için adının yanında zikredilen sıfatlara bakmak yeterlidir. “Tâhir ve Abdullah Çavuş; Lütfü’nün bir varisi Abdullah Çavuş[1]; Hulusi-i Sâlis Abdullah” ibareleri ile kastedilen, kat’i olarak Abdullah Sualp’tır. Zira Tâhirî ve Lütfü Ağabeyler Atabeylidir ve Abdullah Sualp’ın fiilen, iç içe sıkı münasebetlerinin bulunduğu şahsiyetlerdir.   

Bu kıymetli Nur hadiminin, yaptığı hizmetlerinin hatırasına hürmeten Risale-i Nur’da adının geçtiği paragrafları teberrüken buraya alıyoruz. Görülecek ki Aziz Üstad’ımız tarafından adının yanında yukarıda yazdığımız üç sıfatından birisi, mutlaka zikredilmiştir... Şöyle ki:

“Hulusi-i Sâlis imzasıyla ehemmiyetli ve beni çok mesrur eden ve Küçük Lütfü’nün bir varisi olan bir zatın, Risale-i Nur’a kıymettar hizmeti ve tesahubunu beyan eden bir mektubunu aldım. O zat kimdir? Ben, çok selam ve dua ile onu tebrik ediyorum.”[2]

“Aras Atabey’de, eskide Lütfü, Zekâi gibi iki kıymettar şakirtlerin yerlerini boş bırakmayan, Aras kahramanları olan Tahir ve Abdullah Çavuş’un Risale-i Nur’a hizmetleri, Aras hakkında endişelerimi tamamen izale etti.”[3]

 “Rabian: İslamköylü, Kuleönü ortasında olan ve Sıddık Sabri ve Lütfü gibi talebeleri yetiştiren Atabey Karyesi, çok defa hatırıma geliyordu. ‘Acaba bu köy neden geri kaldı, söndü?’ diye düşünüp müteessir oluyordum. Fakat Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki Tahir ve Abdullah Çavuş o endişemi tamamıyla izale ettiler, büyük bir teselli bana verdiler.”[4]

“Saniyen: Sabri ile Hafız Ali’nin reyi ile teshil-i muhabere için verdiği kararla bazan Atabey yoluyla muhabereyi, onlar gibi biz de kabul ettik. Lütfü’nün bir varisi Abdullah Çavuş namıyla, adresiyle gönderilecek.”[5]

“Rabian: Merhum Lütfü’nün hakiki ve pek ciddi bir varisi olan Abdullah Çavuş’un mektubu, onun derece-i sadakat ve ihlâsını ve irtibatını gösterdi. Her vakit İslamköylü Abdullah ile o Abdullah Çavuş’u duada beraber yâd ediyordum.”[6]

“Madem Hafız Ali ile siz, Atabey yoluyla da muhabere etmeyi münasip görmüşsünüz. Atabey’de Abdullah Çavuş’un veya münasip gördüğünüz birisinin adresini bildiriniz. Abdullah Çavuş’un sizin namınıza istediği Onuncu Şuâ namındaki Fihriste’nin ikinci cildini yazdırdık ve Hizbü’l-Ekber-i Nuriye’yi Feyzi yazdı. Yakında inşaallah göndereceğiz.”[7]

“Bu defa Hafız Ali’nin ve Halil İbrahim‘in ve Lütfü‘nün bir varisi Abdul­lah’ın, ehemmiyetli üç mektuplarını aldım..”[8]

“Merhum Lütfü’nün ciddî ve hakikî bir vârisi olan Abdullah’ın mektubunda, Risale-i Nur’la alâkadar olan başta Tâhirî ve babası ve Ali ve Vehbi, Şükrü, Mustafa, Mehmet, Hüseyin, Mehmet, Hakkı ve bilhassa eskiden Risale-i Nur’da mevkii bulunan Büyük Zühdü gibi kardeşlerimizin selâmları beni çok ziyade mesrur eyledi.”[9]

 “Dördüncüsü: Sâbık üç tevafuku yazdıktan sonra, büyük Hafız Ali’nin gayet güzel mektubuyla, Hulusi-i Sâlis Abdullah Çavuş’un manidar mektubu ve Hulusi Bey’in ve Kâtip Osman’ın kıymetli mektuplarını aldım.”[10]

“...Risale-i Nur’un bir kahramanı olan Tâhirî’nin eniştesi ve Risale-i Nur’un saff-ı evvelinde ve şakirtlerinin başında bir zaman nazırlık vazifesini gören ve şimdiye kadar da Risale-i Nur hakkında kalbini bozmayan Büyük Hafız Zühtü’nün samimi kemal-i sadakat ve ihlası gösteren mektubuyla ve Hulusi-i Sâlis Abdullah Çavuş’un haşiyesinde tasdikle, bu eski ve yeni gayyur kardeşimiz Büyük Zühtü, resmiyete bakmayarak, Risale-i Nur’un mühim vazifelerinden olan masumlara Kur’an dersini vermekle gösterildi ki merhum Zühtü Bedevi yerine, bu Büyük Zühtü’yü yeni veriyor.”[11]

“Merhum Lütfü’nün ehemmiyetli varislerinden Abdullah Çavuş, kahraman Tâhirî ile Atabey’i Nurs karyem hükmüne getirmişler. İslamköylü Abdullah, Hafız Ali (r.h.) zamanında Risale-i Nur’a çok hizmet etmiş. Onlara umumen selam ediyorum.”[12]

“Salisen: Lütfü’nün sebatkâr ve pek ciddi varisi Abdullah Çavuş ve İslamköylü merhum Hafız Ali’nin şakirt ve varislerinden Mustafa’nın mektuplarını umum Nur Fabrikası’nın kahramanları hesabına kabul ettim.”[13]

“...Çok alakadar olduğum Atabey kahramanlarının ve Lütfü varislerinin ve büyük merhum Hafız Ali’nin vekil ve varis ve hizmet-i Nuriye’de muktedir arkadaşlarının, Tâhirî ve Abdullah Çavuş’un tebrik mektuplarını…”[14]

“Salisen: Atabeyli metin ve ciddi bir kardeşimiz Abdullah Çavuş’un yazdığı mektubu tasdik ediyorum.”[15]

 

[1] Savlı Hasan Kurt Ağabey’in Tâhirî Ağabey’den naklettiği bir hatıra: “Atabeyli Küçük Lütfi Ağabey’in (r.h.) vefatından sonra Hafız Ali Ağabey (r.h.), ‘Lütfü’nün yerini Tâhirî doldurur, Tâhirî’yi onun yerine kazanalım’ diye hususi alaka göstermiş ve bu şekilde Tâhirî Ağabey hizmete dâhil olmuştur. Bu sebeple Üstad Hazretleri birçok yerde Tâhirî Ağabey’e ‘Lütfü’nün varisi’ diye bahsediyor.” (Ağabeyler Anlatıyor-1 sayfa 367) Tâhirî Ağabey’le bir ruh iki ceset beraberliği olan Abdullah Sualp da Lütfü’nün varisi olarak anılıyor.

[2] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 98.

[3] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 110.

[4] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 118.

[5] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 170.

[6] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 171.

[7] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 178.

[8] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 286.

[9] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 287.

[10] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 313.

[11] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 327.

[12] Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 115.

[13] Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 182.

[14] Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 231.

[15] Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 400.

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-IV)

Paylaş
Yükleniyor...