Block title
Block content

ABDULLAH YAVAŞER (ÇAVUŞ)

 

Barla nahiyesinin Yokuşbaşı Mahallesinden olan Abdullah YAVAŞER, Bediüzzaman'ın komşusu ve sadık talebelerindendir. Askerlik vazifesini çavuş olarak yaptığı için Bediüzzaman ve köylüleri tarafından "Abdullah Çavuş" olarak yâd edilmiş ve Nur Risalelerine bu isim ve unvanla yazılmıştır.

Bediüzzaman'a olan yakınlığını Denizli hapsinde beraber olmalarından da anlamaktayız. Denizli'de Üstadıyla beraber yatan Abdullah Çavuş, neticede diğer Nur Talebeleri gibi beraât ve tahliye edilmişti.

Mektubat isimli Nur'un şaheserlerinden "On Altıncı Mektup"ta Bediüzzaman, Abdullah Çavuş'tan şöyle bahis açar:

"Şu mübarek Ramazan'da, yalnız iki haneden bana yemek geldi, ikisi de beni hasta etti. Anladım ki, başkasının yemeğini yemekten memnuum. Mütebakisi, bütün Ramazan'da benim idareme bakan mübarek bir hanenin ve Sâdık bir arkadaşım olan o hane sahibi Abdullah Çavuş'un ihbarı ve şehadetiyle üç ekmek, bir kıyye (Okka, şimdiki l282 gram) pirinç bana kâfi gelmiştir. Hatta o pirinç on beş gün Ramazan'dan sonra bitmiştir."

Mahkeme kararlarına yanlışlıkla soy ismi "Savaşer" olarak geçen Abdullah Çavuşa, Barla'da "Yavaşların Abdullah" demektedirler.

Abdullah Çavuş, Üstadı Bediüzzaman gibi l960 senesinde Cenab-ı Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. 

(bk. Necmeddin ŞAHİNER, Son Şahitler-I)

***

Abdullah Yavaşer’in Barla Kabristanında bulunan mezar taşında doğum tarihi 1895, vefatı da 1960 olarak yazmaktadır. Barla’nın Yokuşbaşı Mahallesi’nden olan Abdullah Yavaşer, diğer adaşları gibi askerliğini Çavuş olarak yapmıştır. Barla halkı tarafından Abdullah Çavuş olarak anıldığından dolayı, komşusu olan Hz. Üstad da ona soyadıyla değil, ‘Çavuş’ lakabıyla hitap etmektedir. Üstad’ın mektuplarında ‘Yavaşer’ soyadı hiç kullanılmaz.

Abdullah Yavaşer, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin sekiz senelik Barla hayatı sırasında, yakın komşusu ve talebesi olmuştur. Aşağıda aldığımız mektuplardan da anlaşılacağı gibi, Üstad’ın çok sevdiği ve güvendiği Barla talebelerinden birisidir. Abdullah Yavaşer, 1943 Denizli Mahkemesi sırasında Üstad’la beraber hapis yatmıştır; Denizli mazlumlarının listesinde onun da ismi geçmektedir.

Risale-i Nur’da, Abdullah Çavuş olarak sekiz yerde ismi geçmektedir. Şöyle ki:

Barlalı Sıddık Süleyman’a yapılan bir itiraz üzerine, Bediüzzaman Hazretleri yazdığı bir mektupta, Barla’yı kendisine sevdiren, gurbeti unutturan yakın dostlarından bilvesile bahsetmektedir. Bu dostlardan birisi de Abdullah Yavaşer’dir. Mektubun ilgili kısmı şöyledir:

“Böyle bir adamla (Sıddık Süleyman Kervancı) bu köy değil, belki bu vilayet iftihar etmeli. Bu tarz ahlâk bu zamanda bulunması, medar-ı ibrettir. Ben hem garip hem misafirim. Benim istirahatımı temin etmek köyün borcu idi. Bu köy namına Cenab-ı Hak onu ve Mustafa Çavuş’u ve Muhacir Hafız Ahmed’i ve Abdullah Çavuş’u bana ihsan etti. Ben de Cenab-ı Hakk’a şükrediyorum. Bunlar bana yüzer dost kadar kıymettar göründüler, vatanımı bana unutturdular. Gurbet ve misafirlik elemini bana çektirmediler. Bunların yüzünden ben, bu köyün hayatta ve vefat edenleriyle alakadar olup, onlara her zaman dua ediyorum.”[1]

Bediüzzaman Hazretleri, başka bir mektubunda; ‘Mübarek bir hane sahibi ve sadık bir arkadaşım’ dediği Abdullah Yavaşer’i, mazhar olduğu bir inayete şahit tutmaktadır:

“Şu mübarek Ramazan’da, yalnız iki haneden bana yemek geldi; ikisi de beni hasta etti. Anladım ki başkasının yemeğini yemekten memnûum. Müte­bakisi, bütün Ramazan’da benim idareme bakan mübarek bir hanenin ve sadık bir arkadaşım olan o hane sahibi Abdullah Çavuş’un ihbarı ve şehadetiyle, üç ekmek, bir kıyye pirinç bana kâfi gelmiştir. Hatta o pirinç, on beş gün Rama­zan’dan sonra bitmiştir.”[2]

1929 yılında Barla’da telif edilen ve Risale-i Nur’un bir şaheseri olan On Dokuzuncu Mektup yazılırken görülmemiş bir inayete ve Mu’cizat-ı Nebeviye’nin harika bir kerametine şahit olunmuştur. Bediüzzaman Hazretleri’nin “daimi hizmetkârım” dediği Abdullah Yavaşer, bu harika inayetin en yakın şahitlerinden birisidir.

Bediüzzaman, telif anında gördüğü bu inayeti aynı risalenin en son sayfasında şöyle izah etmektedir:

“Hem yanımda kütüb-ü hadisiye ve siyer kitapları yoktur. Bununla beraber ‘Tevekkeltü alallah’ diyerek başladım. Öyle bir muvaffakıyet oldu ki, Eski Said’in kuvve-i hafızasından ziyade Hafızam yardım etti. Her iki-üç saatte, süratle otuz-kırk sahife yazıldı. Bir tek saatte, on beş sahife yazılıyordu. Ekser Buharî, Müslim, Beyhakî, Tirmizî, Şifa-i Şerif, Ebu Nuaym, Taberî gibi kitaplardan naklediliyor. Hâlbuki bu nakilde hata olsa –hadîs olduğu için– günah olması lazım geldiğinden, kalbim titriyordu. Fakat anlaşıldı ki inayet var ve şu risaleye ihtiyaç var.”

Şahitsiz ispatsız bir şey yazmayan Üstad Bediüzzaman Said Nursî, bu ifadelerini, aynı sayfanın altında, hadisenin görgü şahitlerine teyit ettirmektedir. Bu imzalardan en birincisi de Abdullah Yavaşer’dir. Şöyle ki:

“Evet, biz müsveddeyi yazıyorduk. Üstadımız da söylüyordu. Yanında hiç ki­tap yoktu; hiç müracaat da etmiyordu. Birden bire, gayet süratli söylüyordu, biz de ya­zıyorduk. İki üç saatte otuz kırk, daha fazla sahife yazıyorduk. Bizim de kanaatimiz geldi ki, bu muvaffakiyet, mu’cizât-ı Nebeviye’nin bir kerametidir.

Daimi hizmetkârı Abdullah Çavuş; hizmetkârı ve müsvedde kâtibi Süleyman Sâmi; müsvedde kâtibi ve ahiret kardeşi Hafız Halit; müsvedde ve tebyiz kâtibi Hafız Tevfik.”[3]

Şefkat Tokatları Risalesinde de Barlalı Abdullah Yavaşer’in ismi geçmektedir. Üstad’ın rızası olmadan Barla’ya, kendisini ziyarete gelen Kuleönlü iki Mustafa’nın dönüşte tutuldukları fırtına sebebiyle, yedikleri şefkat tokadı izah edilirken şunlar söylenir:

“Mustafa Çavuş dedi: O gitse, o da kalacak. Ben de onun arkasından gidip aramak lazım. Benim arkamdan da Abdullah Çavuş gelmek lazım. Bu hususta ‘Tevekkelna alallah’ dedik, intizar ettik.”[4]

Abdullah Yavaşer ismi, Külliyat’ta muhtelif vesilelerle şu şekilde geçmektedir: Üstad Hazretleri, kendisini Kürt diye tezyif etmek isteyen menfi milliyetçilere cevap verirken Abdullah Yavaşer’in ismini de zikretmektedir:

“Hem ben bu memlekette Hulusi, Sabri, Hafız Ali, Hüsrev, Re’fet, Asım, Mustafa Çavuş, Süleyman, Lütfü, Rüştü, Mustafa, Zekâi, Abdullah gibi yirmi-otuz Müslüman-Türk gençlerini âdeta yirmi-otuz bin millettaşlarıma tercih ettiğimi ve onları o otuz bin adamın yerine kabul ettiğimi, bu dokuz senedeki Türkçe âsâr ile ve hizmet ile göstermişim.”[5]

Re’fet Barutçu’ya cevabî mektubunda:

“Hazır Mesut, Galip ve Süleyman Efendiler, Mustafa Çavuş, Abdullah Çavuş selam ediyorlar.”[6]

“Kalben rahatsızlığım dolayısıyla, Kurban Bayramına kadar Süleyman Efendi, Şamlı Hafız Tevfik, Abdullah Çavuş ve Mustafa Çavuş’tan başka kimseyi kabul etmiyorum. Affedersiniz, gücenmeyiniz.”[7]

Hz. Üstad, Emirdağ’dan Barla’ya yazdığı bir mektubunda ise şunları söyler:

“Ben bütün Barla halkına, hususan Süleymanlar ve Bahri ve Mehmetler ve Musta­falar, eski zamanda Nurlara kıymettar hizmet eden Şamlı Hafız Tevfik ve mü­barek Hafız Halit ve İmam Hakkı Efendi ve Muhacir Hafız Ahmet ve evladı ve ahfadı ve Şem’i ve bana çok hizmet eden Abdullah Çavuş ve oradaki komşuları­ma ricalen ve nisaen binler selam ve dua ederim ve mübarek aylarda dualarını isterim.” [8]

[1] Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 284.

[2] Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Söz Bas. Yay., s. 103.

[3] Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Söz Bas. Yay., s. 280.

[4] Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Söz Bas. Yay., s. 99.

[5] Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 321.

[6] Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 453.

[7] Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 485.

[8] Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Söz Bas. Yay., s. 216.

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-IV)

Paylaş
Yükleniyor...