Block title
Block content

"Acaba hikmet-i ezeliyeye isnad-ı abesiyet ve san’at-ı İlâhiyede isbat-ı israf ve burhan-ı Sâni olan nizam-ı bedîi ihlâl etmekten başka neyle tevil olunacaktır? Nefrin, hezârân nefrin, cehlin yüzüne!" izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Mecaz, ilmin elinden cehlin eline düşse, hakikate inkılâp eder, hurâfata kapı açar.  Şöyle ki:"

"Mecâzat ve teşbihat, ne vakit cehlin yesâr-ı muzlimanesi, ilmin yemin-i nurânîsinden kaçırıp gasp etse veyahut mecazla teşbih bir uzun ömür sürseler, hakikate inkılâp ederek, taravet ve zülâlinden boş olup, şarap iken serap; ve nazenîn ve hasnâ iken acuze-i şemtâ ve kocakarı olur."

"Evet, mecaz şeffafiyetiyle şule-i hakikat ondan telemmu eder. Fakat hakikate inkılâbıyla kesif olup, hakikat-i asliyeyi münkesif eder. Lâkin, bu tahavvül bir kanun-u fıtrîdir. Buna şahit istersen lügatın teceddüd ve tağyiratın ve iştirak ve teradüfün sırlarına müracaat et. İyi kulak versen, işiteceksin ki:"

"Selefin zevklerine giden çok kelimatı veya hikâyâtı veya hayâlâtı veya maânî, ihtiyar ve ziynetsiz olduklarından halefin heves-i şebabanelerine tevafuk etmediklerinden, meyl-i teceddüde ve fikr-i icada ve cür'et-i tağyire sebep olmuşlardır."

"Mânâ-yı hakikînin bir sikkesi olmak gerektir. O sikkeyi teşhis eden, makasıd-ı şeriatın muvazenesinden hâsıl olan hüsn-ü mücerreddir. Mecazın cevazı ise, belâgatın şeraiti tahtında olmak gerektir. Yoksa, mecazı hakikat ve hakikati mecaz suretiyle görmek, göstermek, cehlin istibdadına kuvvet vermektir."
(1)

Burada ehli zahir ve hayalini kainata mühendis tayin eden hurafeciler takımının bakış açısında, kainatta Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden nihayetsiz delil ve ispatlar, lüzumsuz ve israf gibidir. Zira bu takım akıl ve kalplerini hayal ve hikaye ile bozdukları için, kainattaki mücerret olan delillerden zevk alamazlar, onların nazarında bu sayısız delil ve burhanlar fuzuli gibi durur. Akıl ve kalbi hikaye ve hurafede bozulmuş ve boğulmuş bir adam için, sanat ve delil bir şey ifade etmez. Hatta onun nazarına göre Allah kainatta, -haşa- ispat ve sanatta israfa kaçmış, gereksiz bir teşhir ve ilanda bulunuyor gibi durur.

Bu zahirperest insanların nazarı sürekli olarak kainattaki ince ve hassas dengeleri hurafeye yatkın hayalleri ile bozarlar. Mesela kulağın yüz içindeki tabi ve güzel boyutlarını beğenmez, bozuk hayali ile yerine on metre uzunluğunda bir kulak hayal eder ve oradaki denge ve ahengi ifsat eder. Aynı zamanda oradaki müthiş orantı sanatının üstünü mizansız hayali ile örter. Hatta hissi olarak Allah’ı zevksiz ve cimri olarak nitelendirir. Halbuki her azanın boyutu genel vücut dengesi içinde mükemmel bir tasarımdır. Ama cahil zahirperest bunu bozuk ve hurafeci hayali ile okuyamaz.

Aynı mana Kur'an ve hadis için de geçerlidir. Kur'an’ın zikretmiş olduğu kıssaları, hisse için değil de, hikaye olarak algılayan zahirperestler nazarında Kur'an, haddinden fazla mücerret ve latiftir. Bu yüzden cahil ve hikayeciler Kur'an ve sünnette derin ve keskin manaların anlaşılması için getirilen temsillerin mesajına değil, kabuk hükmünde olan temsile dikkat kesilir. Ölçüyü hikaye olarak  alınca, Kur'an’ı da hikaye kıstasları ile değerlendiriyor. Böyle olunca, Kur'an’ı hikaye yönünden fakir, delil ve ispat yönünden ise müsrif olarak görüyor.

Özet olarak; hayal ve hikayeye meftun olan nazar ve ölçüye göre, Allah’ın sanatında ispat, israf derecesindedir. Nazarında hikmet ve istikamet olan birisine göre, sanattaki ispat harika ve mükemmeldir.

(1) bk. Muhakemat, Birinci makale, Beşinci Mukaddeme.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...