Block title
Block content

"Acaba şu zaman ve dehrin şikâyetindeki -hattâ büyük zâtlar ve evliyalar dahi felekten ve zamandan şikâyet ediyorlar- ondan, Sâni-i Zülcelâlin san’at-ı bediine itiraz çıkmaz mı? ... Verse de tutamaz, düşse de kaldıramaz." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Otuz sene evvel aşâirlerde gezerken, böyle sual ettiler: 'Acaba şu zaman ve dehrin şikâyetindeki -hattâ büyük zâtlar ve evliyalar dahi felekten ve zamandan şikâyet ediyorlar- ondan, Sâni-i Zülcelâlin san’at-ı bediine itiraz çıkmaz mı?' "

"Cevap: Hayır ve asla! Belki mânâsı şudur: Güya şikâyetçi der ki: 'İstediğim emir ve arzu ettiğim şey ve teşehhî ettiğim hal, hikmet-i ezeliyenin düsturuyla tanzim olunan âlemin mahiyeti müstait değil ve inayet-i ezeliyenin pergeliyle nakşolunan feleğin kanunu müsait değil ve meşiet-i ezeliyenin matbaasında tab olunan zamanın tabiatı muvafık değil ve mesâlih-i umumiyeyi tesis eden hikmet-i İlâhiye razı değildir ki, şu âlem-i imkân, Feyyaz-ı Mutlakın yed-i kudretinden, şu ukulûmuzun hendesesiyle ve tehevvüsümüzün iştahısıyla istediğimiz her bir semeratı koparsın. Verse de tutamaz, düşse de kaldıramaz.'”(1)

İnsan genellikle hayrı nefsin istek ve arzularına mutabık, şerri de muhalif olan şeyler olarak değerlendirir. Yani hayır ve şerrin kıstas ve ölçüsünü, nefis ve faydacılık olarak algılar. Halbuki insanın nefsi ve arzularının dairesi  çok dar ve kısadır. Kâinatta o kadar çok hikmet ve maslahat vardır ki, insanın nefsi ve arzuları bunların yanında nokta kadar kalır. Biz kalkıp nokta kadar olan nefsimizi ve arzularını kâinata miyar ve mühendis tayin ediyoruz. O zaman nefsimizin hoşuna gitmeyen her şeye şer ve zarar nazarı ile bakıyoruz. Bu da hayırları şer, şerleri de hayır zannetmemize yol açıyor.

Mesela sel, deprem, kıtlık gibi zahiren şer gibi duran şeylerin ince ve bilinmeyen çok hikmet ve maslahatları vardır. İnsan bunları göremediği ve sadece nefsine gelen bazı zararları nazara alarak meseleye baktığı için, külliyen şer olarak algılıyor. Yağmurun külli hayır ve neticelerini unutup sel ve afat gibi birkaç zararına bakarak, yağmura külliyen  şer demek gibidir. İnsan yağmura sadece nefsine temas eden noktadan bakıyor, umumi ve külli noktadan baksa yağmurun şer değil hayır olduğunu görebilecektir.

Mesela, hastalık insan nefsinin hoşuna gitmediği için nefis onu şer olarak görür, halbuki hastalığın çok ince ve latif manaları ve maslahatları vardır. İnsana nimetin kıymet ve derecesini ihsas ettirir, dalalete ve günahlara gitmeye bir perde teşkil eder vesaire bizim göremediğimiz sayısız hikmet ve maslahatları vardır. Biz bunları nazara almayarak sadece nefsimize sıkıntı veren bir iki vechesine bakıp "Bu şerdir." deriz ki hakikat bu değildir. Tersi sıhhat nefsimizin hoşuna gider, ama bilmiyoruz ki bize çok zararları var. Çokların ebedi saadeti kaybetmesinde önemli bir faktördür sıhhat. Ama nefse ve zahire göre maslahat ve menfaat gibi durur.     

İşte insanın bu dar ve kısıtlı bakışı ve bu bakıştan çıkan duası, kâinatın umumi sistemini ve kanunlarını askıya alıp geri çeviremez. Mesela, ben dua şeklinde desem ki: “Allah’ım kar ve yağmur benim asabımdaki hastalıkları tahrik ediyor, bundan böyle sürekli güneşli hava olsun kar ve yağmuru kaldır.” Elbette dar ve hevamdan gelen bu dua, Allah’ın külli bir kanunu olan yağmur ve karı ıskat ve iptal edemez. Kâinatı çeviren büyük kanunları, insanın adi ve hevaya dayanan duaları değiştirip askıya alamaz.

İçinde yaşadığımız bu maddeci asırda çok büyük felaketler, çok büyük acılar ve savaşlar, dinden uzaklaşmalar yaşandı ve İslam memleketleri tarumar oldu. Doğal olarak Allah dostları da bu asrın bu çarkından bunaldılar ve kalkması için dua ettiler, itiraz ettiler. Aslında onların bu itirazları -haşa- Allah’ın ezeli takdirine değil, insanların tuğyanından çıkan bu kötü tabloya idi. Lakin insan her ne kadar tahripte fail olsa da nihai belirleyici kader-i İlahidir. İlahi kaderde insanın arzusuna göre değil İlahi takdire göre hareket eder. Dolayısı ile bu asrın bu tablosu nihayetinde İlahi bir takdirdir, sabır ve tevekkül ile karşılamak gerekiyor. Hususi bunalımlarımızı hususi dualar ile karşılamanın yoluna bakıp hikmet-i ezeliye tam tevekkül etmeliyiz.   

(1) bk. Kastamonu Lahikası, 138. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...