Block title
Block content

"Acz, elini nefisten çekse, doğrudan doğruya Kadir-i Zülcelal'e verir." deniyor. Peki insanlara veya belli yerlere güvenmek ve onlara el uzatmakta bir sıkıntı var mıdır? "Aczin elini nefisten çekmesi" ne demektir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kanunlar ve sebepler, aslında Allah’ın ezeli iradesinin birer tecelli merkezleri ve tecelli uçlarıdırlar. Bu sebeple kanunların ve sebeplerin her an ayakta ve işler halde durmaları, ezeli irade ve kudretin orada cari olması iledir. Yani Allah ezeli iradesini ve kudretini çekti mi, ortada kanun ve sebep diye bir şey kalmaz. Hatta kanun ve sebepler adeta mücessem birer irade ve kudrettirler, denilebilir.

 Kayyumuiyet sırrı bu meseleye ışık tutar. Kainatta her şey Allah’ın isim ve sıfatları ile ayakta duruyor. İsim ve sıfatları ise Allah’ın ezeli irade sıfatı  yönetiyor. Dolayısı ile her isim ve sıfatın zımnında, yani gölgesinde ve arka planında irade sıfatı tecelli ile hükmediyor. Kudret sıfatı irade sıfatından emir ve komut almadan kendi başına tecelli edemez. Demek kudretin girdiği her yere irade sıfatı da girip tecelli ediyor. Kudrete şahitlik eden mevcudat, aynı zamanda iradeye de şahitlik eder. Öyle ise kainattaki bütün icraat ve işlerin hakiki faili ve icracısı Allah’ın irade ve kudret sıfatıdır.

Sebep ve kanunlar aslında nispi ve izafi kavramlardır, yani  bunların icat etmek noktasından harici bir hakikatleri yoktur. İnsanlar Allah’ın iradesinin tecelli ettiği yerlere bir isim takmışlar.

Mesela, suyun kaldırma esası aslında irade sıfatının orada sürekli tecelli etmesinin bir adıdır. Yoksa orada irade ve kudretten başka bir şey var da o idare ediyor, denilemez. Orada işlemi bizzat idare eden iradedir, o işlemi eyleme dönüştüren ise kudret sıfatıdır.

İrade ve kudret sıfatları, tabiri caiz ise, siyam ikizleri gibi yapışık tecelli ediyorlar. Gafil ve sathi nazar sahipleri bu tecelliyi görmedikleri için, orada insanların sonradan adlandırdıkları muhayyel ve mevhum kanunları müdebbir ve mürebbi zannediyorlar. Bu hüküm aynı şekilde her bir sebep için de geçerlidir. Yani kainatta olan biten bütün fiilleri ve icraatları ifa ve icat  eden bizzat Allah’ın irade ve kudret sıfatlarıdır.

Sebepler ve kanunlar, sadece mecazen o fiile konu olurlar. İnsan kendi aleminde elinden hiçbir işin gelmediğini gördüğü zaman, sonsuz kudretin varlığına intikal eder. Ben aciz isem, benim gibi olan eşim, dostum ve arkadaşlarım da benim gibi acizdirler, deyip bütün işleri ve icraatları Allah’a verir, her şeyin arka cephesinde onun sonsuz kudretinin işlediğini müşahede eder.

Mesela, boğulmakta olan birisini kurtarmaya çalışan başka birisi ne ile onu kurtarmaya çalışıyor? Onun kollarını ve bacaklarını hareket ettiren ve ona nefesi bahşeden zat kim? Demek bizi falanca kişi değil,  falancanın vasıtası ile Allah kurtardı. "Filanca benim karnımı doyurdu." derken de aynı şekilde mecazen doyurdu denilir. Yoksa, onu da beni de doyuran ve besleyen Allah’tan başkası değildir.

Aczin elini nefisten çekmesine gelince; aciz kalan bir insan, yardıma, sığınmaya, bir yere dayanmaya muhtaçtır. Bu durumda ya kendine, yani nefsine veya Rabbine güvenecektir.  İşte bu "acz" duygusu nefse değil de Allah'a dayansa ve güvense maksat hasıl olmuş olur ve terakki eder. Kaldı ki, aciz yaratılmamızın asıl nedeni de budur.

Ubudiyet ise, aczimizi ve fakrımızı bilip Rabbimize mütezellilane dayanmaktan ibarettir. Ancak nefis bazen istikametimizi şaşırtır ve sebeplere tevcih eder bizi.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...