Block title
Block content

"Aczin ve fakrın cenahları ile makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmak" ne anlama gelmektedir? Bu cenahlar sadece "acz" ve "fakr" cenahları mıdır; değilse başka cenahlar neler olabilir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ubûdiyet, kulluk demektir ve bunun üç temeli vardır: Acz, fakr ve naks (kusur) Dokuzuncu Söz’de kulun bu üç özelliğiyle namaz tesbihatı arasında hârika bir ilgi kurulmuş, aczin  tesbihe, fakrın hamde, naksın ise tekbire götürdüğüne işaret edilmiştir.

Nur Külliyatı'nda sıkça nazara verildiği için, bu üç özelliği kısaca hatırlamakta fayda olur. Fakr insanın ihtiyaç dâiresini ifade eder, insan sonsuz fakirdir. Göze de ihtiyacı vardır, güneşe de. Mideye de ihtiyacı vardır, gıda maddelerine de. İşte insanın bu sonsuz ihtiyaçlarını kendi gücüyle yerine getirememesi de onun aczidir. Yâni insan gözün fakiridir ve göz yapmaktan âcizdir.  Örnekler artırılabilir.

Naks ve kusur ise, insanın “bilmeme, unutma, uyuma, yorulma, bir anda iki şey irade edememe” gibi noksanlıklarıdır. İnsan acziyle Allah’ın kudretine, fakrıyla rahmetine ayna olduğu gibi naksıyla da O’nun kemâline ayna olur.

Aczinin ve fakrının farkında olan insan, nefes almasından, yürümesine kadar her işini Allah’ın yardımıyla, O’nun verdiği kuvvetle yaptığını ve bu konuda bütün kâinatın ona yardımcı olduğunu bilir. Bu ise onu ubûdiyete, kulluğunu bilmeye, Rabbine şükür ve hamd etmeye götürür.

Bu iki cenah ile “makam-ı alayı ubûdiyete” uçmak ifadesi namazda okuduğumuz “İyyake na’budü ve iyyake nestein” (ancak sana ibâdet eder ve yine ancak senden yardım dileriz) âyetine işaret etmektedir. İbadet acz ile, istiane ise fakr ile yakından ilgilidir.

İnsanı kulluk sahasında yüksek makamlara çıkaran bu üç esas yanında daha birçok vesileler de vardır. Üstadımızın şu ifadelerinde bunlardan bir kısmına dikkat çekilmiştir:

"Nübüvvet ise, gaye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet, ahlâk-ı İlâhiye ile ve secâyâ-yı hasene ile tahallûk etmekle beraber, aczini bilip kudret-i İlâhiyeye iltica, zaafını görüp kuvvet-i İlâhiyeye istinad, fakrını görüp rahmet-i İlâhiyeye itimad, ihtiyacını görüp gınâ-yı İlâhiyeden istimdad, kusurunu görüp aff-ı İlâhîye istiğfar, naksını görüp kemâl-i İlâhiye tesbihhân olmaktır diye, ubûdiyetkârâne hükmetmişler.”(1)

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...