Block title
Block content

Âdem Aleyhisselâm’ın evladı ve istidadının varisi olan insanların mertebe-i emanet-i kübrâda bütün mahlûkata karşı rüçhaniyet ve liyakatlerinin gösterilmesi bütün esmâyı “taallüm” etmeleriyle irtibatlandırılıyor. Bu hususu nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Emanetle ilgili âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Evet, biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklend; o cidden çok zalim, çok câhil bulunuyor.” (Ahzâb, 33/72)

Bediüzzaman Hazretleri, Onuncu Söz'ün On Birinci Hakikati’nde

“İnsana öyle bir istidat verip yer ile gökler tahammülünden çekindikleri emanet-i kübrayı tahammül edip …”

buyurmakla, göklerin yerin ve dağların yüklenemedikleri bir yükü insanın yüklenmesini, "onun istidanın buna uygun olduğu" şeklinde nazara vermekte; böylece sözü edilen büyük varlıkların emaneti yüklenmekten çekinmelerini de onların istidatlarının buna yetmeyeceği şeklinde açıklamış olmaktadır. 

Emanetin bu varlıklara arz edilişinin mahiyetini bilemiyoruz. Ancak, burada bizim için alınacak en önemli ders, insan mahiyetinin ve istidadının göklerden geçtiğini bilmek ve o önemli sermayeyi yerinde kullanarak, israf ve zayi etmemektir.

İnsan, kendi kuvvetini vahid-i kıyasi olarak kullanıp Allah’ın kudretini bildiği gibi, iradesiyle O’nun iradesini, görmesiyle O’nun görme sıfatını… bilebilmektedir. On Birinci Söz’de insanın “sıfat ve şuûn-u İlâhiyenin bir mikyası” olduğu beyan edilir. İşte bu yüksek ve cami istidadı dolayısıyla, insana bütün esmâ talim edilmiş ve mahlukatı tanımak, görevlerini anlamak gibi ilimler ve fenler ona ihsan edilmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Makam, Mukaddime | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1555 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...