Block title
Block content

"Adem-i kabul başkadır, kabul-ü adem başkadır. Bu çeşit ehl-i cezbe ve ehl-i uzlet veya işitmeyen veya bilmeyen adamlar, Peygamberi bilmiyorlar veya düşünmüyorlar ki kabul etsinler. O noktada cahil kalıyorlar... " izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Zihnini ve düşüncesini sadece güneşe tahsis edip, güneşin o cazip ve parlak ışığının etkisi ile de (göz kamaşmasından dolayı) "Ben güneşten başka bir şey göremiyorum." diyen bir adam ayı inkar etmiş sayılmaz.

Çünkü ay onun zihin ve düşünce dünyasında değil ki ayı inkar etmiş olsun. Ayı inkar edebilmesi için aya yönelip onun üzerinde düşünmesi ve bir karara varması gerekir. Zihin başka bir şeyde kaybolmuşken diğer şeyler zihinde görünmez olur. Görünmez olmaları inkar edildikleri anlamına da gelmez.

Allah’ın varlığında fani olan Onun vücud-u mukaddesine kilitlenen bir adamın durumu da örnekteki gibidir. Allah’a odaklanmış birisi için cadde-i Muhammediyeyi düşünmeyerek, yalnız "La ilahe illallah" demesi, şeriatın diğer rükünlerini inkar ettiği anlamına gelmez. Çünkü Allah’ı düşündüğü esnada diğerlerini düşünemiyor, düşünemediği bir konuyu da inkar etmesi mümkün değildir. Çünkü iman da inkar da üzerinde düşünülerek verilen kararlardır.

"Adem-i kabul" bir şeyi sırf inat, taassup, körü körüne bağlanmak gibi duygular yüzünden inkar etmektir. Bu tip insanlara delil, akıl, mantık işlemez, bunlarla münakaşaya girmek de yersiz ve gereksizdir. Ağzınla kuş tutsan bu tarz adamlara laf anlatamazsın.

"Kabul-u adem" ise, davasını ya da inkarını bir delile bir düşünceye bir mantığa dayandırmaya çalışmak ve savunduğu şeyi ispat etme çabasıdır. Bu tarz insanlarla ancak delil ve mantıkla baş edilebilir. Çünkü bunların mesleğinde delil ve mantığın yeri vardır ve ispat karşısında direnemezler, çabuk insafa gelirler.

"Hem bazan oluyor ki, bir keyfiyet-i meczubâne veya bir hâlet-i istiğrakkârâne veya bir vaziyet-i münzeviyâne ve bedeviyâne suretinde, cadde-i Muhammediyeyi düşünmeyerek, yalnız لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ onlara kâfi geliyor."

"Fakat bununla beraber, en mühim cihet budur ki: Adem-i kabul başkadır, kabul-ü adem başkadır. Bu çeşit ehl-i cezbe ve ehl-i uzlet veya işitmeyen veya bilmeyen adamlar, Peygamberi bilmiyorlar veya düşünmüyorlar ki kabul etsinler. O noktada cahil kalıyorlar. Marifet-i İlâhiyeye karşı yalnız 'Lâ ilâhe illallah' biliyorlar. Bunlar ehl-i necat olabilirler."

"Fakat Peygamberi işiten ve dâvâsını bilen adamlar onu tasdik etmezse, Cenâb-ı Hakkı tanımaz. Onun hakkında yalnız لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ kelâmı, sebeb-i necat olan tevhidi ifade edemez. Çünkü o hal, bir derece medar-ı özür olan cahilâne adem-i kabul değil; belki o kabul-ü ademdir ve o inkârdır. Mucizâtıyla, âsârıyla kâinatın medar-ı fahri ve nev-i beşerin medar-ı şerefi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmı inkâr eden adam, elbette hiçbir cihette hiçbir nura mazhar olamaz ve Allah'ı tanımaz. Her ne ise, şimdilik bu kadar yeter."(1) 

İslam dininin ulaşmadığı ya da bir şekilde İslam dinini işitmemiş ve muttali olmamış insanların hükmü ve durumu; fetret ehlinin hükmü ve durumu gibidir. Yani İslam ile tanışmadıkları için mesul değildirler ve ehli necattırlar. Üstad Hazretleri bu görüşünde tek başına değil, İslam alimleri ile ittifak içindedir. Üstad Hazretleri Ehl-i sünnetinin görüşlerini şu şekilde beyan ediyor:

“… Ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bil’ittifak, teferruattaki hatiatlarından muahazeleri yoktur. İmam-ı Şâfiî ve İmam-ı Eş’arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlâhî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla’ ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî kaldığı için hüccet olamaz.”(2)

Şu ayetler de bir yönüyle ehl-i fetretle ilgilidir:

“Allah hiçbir nefse kaldıramayacağı yükü yüklemez.” (Bakara, 2/286)

“Uyarıcılar olmadan biz hiçbir beldeyi helak etmedik.” (Şuara, 26/208)

“Rabbin (beldelerin) merkezinde ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe, beldeleri helâk edici değildir.” (Kasas, 28/59)

Görüldüğü üzere Hazreti Peygamberi (asm) işitmeyen ve bilmeyen birisi, işitene ve bilene kadar sorumlu olmuyor. İşitmeyen ve bilmeyen adamların durumunu Üstad Hazretleri adem-i kabul, yani cehalet olarak değerlendiriyor. Gerçekten insan muttali ve vakıf olmadığı bir şeyden sorumlu olamaz, mantık da bunu gerektiriyor.

Dünyanın ücra bir köşesinde İslam ve Hazreti Peygamberi (asm) hiç işitmemiş ve duymamış birisini mesul tutmak, Allah’ın sonsuz adalet ve rahmeti ile bağdaşmaz. Zaten yukarıda vermiş olduğumuz ayetler de bunu açık bir dil ile ifade ediyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas.
(2) bk. a.g.e., Yirmi Sekizinci Mektup, Sekizinci Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Mebhas, Beşinci Mesele | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3293 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...