Âdetullah namı altında "O şerli, cüz’î neticeleri dahi halk eder." deniyor. Peki bu âdetullah kanunlarının işlemesi için illa şer gerekli midir? Yani bu cüz’î kötülükler bile gelmeden iyilikler vücuda gelemez miydi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir fabrikatör, bazı işçiler hata edip bazı mamüllere zarar verebilirler endişesi ile fabrikayı yapmaktan vazgeçse, birçok hayrı ve kârı terk ettiği için vehham ve divane addedilir. Cüz’î bir şerrin gelmemesi için küllî hayrı terk etmek, küllî bir şerdir.

"Bir şerr-i cüz'î gelmemek için bin hayrı terketmek, hikmet ve adâlete münâfidir. Çendan şeytan yüzünden ekser insanlar dalâlete giderler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar, kemmiyete az bakar veya bakmaz." (13. Lem’a)

Yaratma noktasından, şer ve çirkin diye bir şey yoktur. Her şey ya bizzat güzeldir ya da neticeleri itibarı ile güzeldir. Bu noktadan bakıldığı zaman, hakikatte ve yaratma hususunda şer diye bir şey yoktur. Şerri binlerce hikmete ve maslahata binaen yaratmak şer ve çirkin değil, ancak yaratılan o şerri irtikâb etmek şerdir ve çirkinliktir.

Ateşin faydalarından biri yemeklerimizi pişirmesidir. Onun en büyük ve en mühim vazifesi ise; cehennemde kâfirleri, müşrikleri ve din düşmanlarını yakması olacaktır. Şeytan ateşten yaratıldı, kendini üstün görüp kibirlendi, Âdem’e secde etmediği için İlâhî rahmetten kovuldu ve arzusu üzerine kendisine kıyamete kadar insanlara musallat olma, onları yoldan saptırma izni verildi. Ona dokunan ve ona uyan yanar, dokunmayan, uymayan ve onunla mücadele eden ise manen terakki eder, Rabbinin rızasına nail olur.

Şeytanlar, meleklere ve hayvanlara musallat olmadığı için onların makamları sabittir. Eğer insan nefsine kötülüğü emretme vasfı verilmemiş olsaydı ve ona şeytan musallat edilmeseydi, insanların manen terakki etmeleri söz konusu olmaz, dereceleri de meleklerdeki gibi sabit kalırdı.

Bu müsabaka meydanında firavunlardan enbiyaya kadar uzun bir terakki mesafesi vardır. Nefis ve şeytanla mücadele cennet gibi ebedî bir saadeti netice verir. Eğer şeytan ile mücahede olmasaydı elmas ve kömür hükmündeki kabiliyetler aynı mertebede kalırlardı. Kabiliyetler bu mücahede sayesinde inkişaf etmektedir. Demek şeytanın yaratılmasında büyük hikmetler gizlidir.

Şerlerin yaratılması şer değildir, şerri işlemek şerdir. Ateşe dokunan yanar, dokunmayan aynı ateşte yemeğini pişirir. Elini yakan kişi, ateşin yaratılışı şerdir, diyemez.

Küçük bir zarar gelmesin diye büyük bir faydayı netice verecek bir işi terk etmek, büyük bir zarardır: “Hayr-ı kesir (büyük hayır) için, şerr-i kalil (küçük şer) kabul edilir” mühim bir kaidedir.

Vatanımızın bekası ve milletimizin selameti için nice kahraman vatan evlatlarımız şehid düşüyor, içimiz yanıyor. Eğer asker ve polis şehid düşmesin diye cihad terk edilirse, yarın daha büyük felaketler yaşanır, devletin bekası tehlikeye düşer ve telafisi mümkün olmayan daha büyük şerlere kapı açılır.

Hem meselâ yağmur yağdırılmasında binlerce güzel neticeler ve hikmetler vardır. Yağmurun biraz fazla yağdırılması durumda bazen sel baskınları olabiliyor. Bazı kimselerin evini su bastı, tarlasına zarar verdi diye; “‘Yağmur rahmet değil, şerdir” denilmez.

Onun için hikmet ve hayır, küçük zararlara ve şerlere bakmaz, neticede hâsıl olan küllî hayra bakar.

Öyle ise kâfirlerin kendi iradeleri ile şerre ve ateşe gitmelerini engellemek için varlığı yaratmamak ya da başka bir surette yaratmak küllî bir şer olur, Allah’ın hikmet ve iradesi ile bağdaşmaz. Kâfirlerin hatırı için bu kâinatın gayelerinin geri bırakılması mâkul değildir.

Allah zaten kâinatı mutlak bir hayır ve güzellik üzerine yaratmıştır. İnsan eli hiç karışmasa, kâinatta şer diye bir şey olmaz. Şerri açığa çıkaran ya da zahir hale gelmesine sebep olan insanlar ve cinlerdir. Allah’ın burada yaptığı şey, imtihanın icabı olarak şerre imkân ve ihtimal bırakmasıdır. Zira şerre imkân tanımakla, şerri işlemek aynı mânaya gelmez.

Allah hayrın sayısız makam ve mertebelerini insanlara ihsas ettirmek için, onun zıtlarına müsaade etmiştir. Mesela sıcağın sayısız derecesi ancak soğuğun olması ile anlaşılır. Yine ışığın kıymet ve derecesi karanlığın müdahalesi ile açığa çıkar. Aynı şekilde, güzelliğin sayısız mertebesi ancak çirkin şeyler ile anlaşılır vesaire. Bu gibi küllî neticeleri ve makamları bazı küçük şerler ve insanların hataları yüzünden yok etmesi mümkün değildir.

Herkesin eşit bir seviyede ve hayırlı bir surette yaratılmasına ihtiyaç yoktur, zira sayısız melekler o vazifeyi zaten ifa ediyorlar. Allah, kendi iradesi ile iman edip ibadete meyledecek varlıkları yaratmayı murad ediyor ki, insanın yaratılmasındaki en büyük sır ve plan budur.

Hür bir iradenin verilmesi elbette zıddını da icab ettirir. Yani insan iman etmeye meylettiği gibi küfre de meyledebilir. İradeyi kıymetli ve yaratılmaya layık kılan da bu ihtimaldir. Bu sebeple Allah iradeyi iki taraflı yaratmıştır. Kul kendi kesbi ile Allah’a iman edebileceği gibi, küfre de gidebilir. Allah bu tarz bir varlığı murad etmiştir ve yaratmıştır. Yani Allah, kâfirlerin haksız hatırı için bu hilkati terk etmez.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...