Block title
Block content

"... âdi bir adam, en yüksek bir makama, muhabbet ettiği âli-makam bir zâtın tebaiyetiyle girebilir." cümlesine göre; en yüksek makama çıkmanın yolu tebaiyetten mi geçer?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"ALTINCI İŞARET: Enbiya ve evliyaya Kur’ân’ın tarif ettiği tarzda muhabbetin neticesi, o enbiya ve evliyanın şefaatlerinden berzahda, haşirde istifade etmekle beraber, gayet ulvî ve onlara lâyık makam ve füyuzattan o muhabbet vasıtasıyla istifaza etmektir. Evet,  اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ sırrınca, âdi bir adam, en yüksek bir makama, muhabbet ettiği âli-makam bir zâtın tebaiyetiyle girebilir."(1)

Tebaiyet burada; iman ve muhabbettir. Ben Hazreti Peygambere (asm) iman ve muhabbet edersem, bu iman ve muhabbetin neticesinde ahiret aleminde onunla beraber yüksek mevki ve makamlarda hoş vakit geçireceğim. Tabi burada herkes kendi makamı ve derecesi nispetinde istifade edecektir. Yani ona iman ve muhabbetle tabi olduğum için, onunla aynı yerde beraber bulunacağım; ama istifade ve derecelerimiz farklı olacak.

Üstad bu manayı şöyle bir temsil ile akla yaklaştırıyor:

"Sual: اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ sırrınca, dost dostuyla beraber Cennette bulunacaktır. Halbuki, basit bir bedevî, bir dakikada sohbet-i nebeviyede lillâh için bir muhabbet peydâ eder; o muhabbetle, Cennette Peygamberin yanında bulunması lâzım gelir. Halbuki, gayr-ı mütenâhi feyze mazhar Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın feyzi, bir basit bedevî feyziyle nasıl birleşir?"

"Elcevap: Bir temsille şu ulvî hakikate şöyle bir işaret ederiz ki:"

"Meselâ, gayet güzel ve şâşaalı bir bağda, muhteşem bir zat, gayet büyük bir ziyafet, gayet müzeyyen bir seyrangâh öyle bir surette ihzar etmiş ki, kuvve-i zâikanın hissedecek bütün lezâiz-i mat’umâtı câmi’, kuvve-i bâsıranın hoşuna gidecek bütün mehâsini şâmil, kuvve-i hayaliyeyi keyiflendirecek bütün garaibi müştemil, ve hâkezâ, bütün havass-ı zâhire ve bâtınayı okşayacak ve memnun edecek herşeyi içine koymuştur. Şimdi iki dost var, beraber o ziyafete giderler; bir locada, bir sofrada oturuyorlar. Fakat birisinin kuvve-i zâikası pek az olduğundan, cüz’î zevk alır. Gözü de az görüyor. Kuvve-i şâmmesi yok. Sanayi-i garibeden anlamaz, harika şeyleri bilmez. O nüzhetgâhın, binden ve belki milyondan birisini, kabiliyeti nisbetinde ancak zevk ederek istifade eder. Diğeri ise, bütün zâhirî ve bâtınî duyguları, akıl ve kalb ve his ve lâtifeleri o derece mükemmel ve o mertebe inkişaf etmiştir ki, o seyrangâhtaki bütün incelikleri, güzellikleri ve letâifi ve garaibi ayrı ayrı hissedip zevk ederek ayrı ayrı lezzet aldığı halde, o dostla omuz omuzadır."

"Madem bu karma karışık, elemli ve daracık şu dünyada böyle oluyor. En küçükle en büyük beraberken, serâdan Süreyyaya kadar fark oluyor. Elbette, dâr-ı saadet ve ebediyet olan Cennette, bittarîkı’l-evlâ, dost dostuyla beraberken, herbirisi istidadına göre sofra-i Rahmânü’r-Rahîmden, istidatları derecesinde hisselerini alırlar. Bulundukları Cennetler ayrı ayrı da olsa, beraber bulunmalarına mâni olmaz. Çünkü, Cennetin sekiz tabakası birbirinden yüksek oldukları halde, umumun damı Arş-ı Âzamdır. Nasıl ki, mahrutî bir dağın etrafında, birbiri içinde, birbirinden yüksek, kaidesinden zirvesine kadar surlu daireler bulunsa; o daireler birbirinin üstündedir, fakat birbirinin güneşi görmelerine mâni olmaz, birbirinden geçebilir, birbirine bakar. Öyle de, Cennetler de buna yakın bir tarzla olduğu, ehâdisin mütenevvi rivâyâtı işaret ediyor."(2)

Burada makamları birbirinden çok uzak olan iki kişinin aynı mekan ve ortamda  nasıl beraber bulanabileceği izah ediliyor. Peygamber Efendimiz (asm) ile basit bir bedevinin arasındaki muhabbet ikisi arasında bir münasebet ve birlikteliği doğuruyor ve cennet bahçelerinde birlikte bulunmayı iktiza ediyor. Halbuki Peygamber Efendimizin (asm) makamı Süreyya iken, bedevinin makamı serada kalıyor. "Kişi sevdiğiyle beraberdir." hadisi ikisini eşitliyor gibi bir izlenim bırakıyor. Üstad Hazretlerinin yukarıda vermiş olduğu bahçe ve sofra örneği her iki farklı makamın nasıl bir mekan ve ortamda olacağını izah ediyor. Aynı mekan ve ortamda olmak makamların farklılığına zıt değildir.

Cennet bahçesindeki bir sofrada bir milyon farklı makam sahibi zat  kendi makamına göre lezzet alabilir, aynı sofrada  birlikte bulunmaları makamlarının  ihtilafına zarar vermez. Gayr-ı mütenâhi feyze mazhar Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın feyzi ile bir basit bedevînin feyzi aynı sofrada birleşebilir ki, buna tebaiyet nimeti denir.

Dipnotlar: 

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz Üçüncü Mevkıf.

(2) bk. a.g.e.,  Yirmi Sekizinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

tunayber
Said-i Nursi Hazretleri'nin talebelerinden Hafiz Ali; " ONA TEBAİYET, tam uyulmaya layik bir muktedabihe iktida (Ona tâbîyet tam uyulmaya kendisine tabi olunmaya layik bir imama baglanma) manasindadir. Zamanin müceddidi, imam-i kübrasi (zamanin dini yenileyen büyük imami) fetrete ugradigina göre, böyle bir mürşid-i azama merbutiyet (tabi olmak, baglanmak) vacip (zorunlu, mecburi, farz) derecesine varmiştir. İşte bu saika (gerekce), bizi ve onlari düşünmeye bile sevk etmeden Üstad-i Kebire rabtediyor (bagliyor)..."(Hafiz Ali Tarihce-i Hayat/ Risale-i Nur ve Haric Memleketler/ 638)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
tunayber
Âlem-i berzah ve âhiret seferinde, tarikat silsilelerinden bir silsileye iltihak edip ve o kafile-i nuraniye ile ebedü'l-âbâd yolunda arkadaş olmak ve yalnızlık vahşetinden kurtulmak ve onlarla dünyada ve berzahta mânen ünsiyet etmek (dostluk), ve evham ve şübehâtın hücumlarına karşı onların icmâına ve ittifakına istinad edip, herbir üstadını kavî bir sened ve kuvvetli bir burhan derecesinde görüp, onlarla o hatıra gelen dalâlet ve şübehâtı def etmektir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...