Block title
Block content

"Afaki tefekkür" içerisine tarih ve siyaset dahil midir? Yani tarih okuyarak veya siyaseti takip ederek tefekkür edebilir miyiz? Allah'ın isim ve sıfatları ile meydana gelen hadiseler arasında ilişki var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tarihi, siyasi ve sosyal hadiselere tahkiki iman ve tefekkür nazarı ile bakabilirsek, bu bizim için manevi bir kazanım olabilir. Ama tahkiki iman nazarı ile değil de siyasetin zalim prensipleri ve tarafgirlik duygusunun insafsız nazarı ile bakarsak, bu kez tersi bir durum olarak manevi bir zarar içine gireriz.

Üstadımız bu inceliğe şu şekilde işaret ediyor:

"Hem iman ve hakikat noktasında, bu çeşit merakların büyük zararları var. Çünkü gaflet verecek ve dünyaya boğduracak ve hakikî vazife-i insaniyeti ve âhireti unutturacak olan en geniş daire ise siyaset dairesidir. Hususan böyle umumî ve mücadele suretindeki hâdiseler, kalbi de boğuyor. Güneş gibi bir iman lâzım ki, her şeyde, her vaziyette, her bir harekette kader-i İlâhî ve kudret-i Rabbâniyenin izini, eserini görsün, tâ o zulm-ü zulmette kalb boğulmasın, iman sönmesin; akıl, tabiat ve tesadüfe saplanmasın."

"Hattâ ehl-i hakikat, hakikat ve mârifetullahı bulmak için, kesret dairelerini unutmaya çalışıyorlar, tâ kalb dağılmasın ve lüzumlu ve kıymetli şeye sarf etmek lâzım gelen merakı, zevki, şevki, lüzumsuz fâni şeylerde telef olmasın. Hattâ bu ehemmiyetli sırdandır ki, din düsturlarının bir hâdimi olmak cihetinde güneş gibi imanlar taşıyan bir kısım sahabeler ve onlara benzeyen mücahidînden, Selef-i Salihînden başka, siyasetçi, ekserce tam müttakî dindar olamaz."

"Tam ve hakikî dindar, müttakî olanlar, siyasetçi olmazlar. Yani, maksad-ı aslî siyasetini yapanlarda din, ikinci derecede kalır, tebeî hükmüne geçer. Hakikî dindar ise, 'Bütün kâinatın en büyük gayesi ubudiyet-i insaniyedir.' diye, siyasete, aşk-ı merak ile değil, ikinci üçüncü mertebede onu dine ve hakikate âlet etmeye -eğer mümkünse- çalışabilir. Yoksa, bâki elmasları kırılacak âdi şişelere âlet yapar."(1) 

Kainatta, en küçüğünden en büyüğüne kadar her hadise, Allah’ın isim ya da isimlerinin birer tecellileridirler. Lakin siyasi ve sosyal hadiselerdeki tecellileri anlamak için sağlam bir iman sağlam bir nazar gerekiyor, ta ki akıl ve kalp bu hadiseler içinde boğulmasın. Üstadımız ne güzel ifade etmiş, bu sözün üzerine söz olmaz.

(1) bk. Emirdağ Lâhikası-I, (30. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: A | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 753 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Erdem93352
Sözler, Şualar ve sair kitapların muhtelif yerlerinde Tevhid ile alakalı kısımlarda Üstadımız kainattaki mevcudat üzerinden tevhidi tefekkürlerini ortaya koyuyor. Bana öyle geliyor ki Üstadımız Lahikalarda da tevhidi tefekkürlerde bulunarak sosyal hayattaki olaylara Tevhid nazarıyla bakılması gerektiğini örnekleri ile anlatıyor. İnayetlerden bahsediyor, tevafuklardan bahsediyor, hıfzdan bahsediyor. Sosyal hayatta akıp giden olayları da tevhidi nazarla seyrediyor. "Tam kanaatim geldi ki" gibi ifadelerle sosyal olaylardaki subjektif kanaatlerini ortaya koyuyor. Denilebilir ki Risalelerin ana kitaplarında Üstad kainattaki mevcudat üzerinden tevhidi anlatırken Lahikalarda sosyal hadiseler üzerinden tevhidi işliyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...