Block title
Block content

"Afaki ve harici şeylerde mazhar olduğu mucizattır. Şu ikinci kısım dahi iki kısımdır, biri manevi ve Kur'anidir, diğeri maddi ve ekvanidir..." Bu cümlelere misal verebilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Manevi ve Kur’ani mucizeye örnek; Kur'an’ın içindeki mucizelerdir. Üstat da dahil olmak üzere, bütün İslam alimleri, Kur'an’nın kırk yönü ile mucize olduğunu eserlerinde kati olarak ispat etmişlerdir. Risale-i Nurda, İşaratü’l İ’caz ve Yirmi Beşinci Söz bu mucizeler üzerinde duruyor. Kur'an’ın kelamındaki cezalet, belagat, fesahat, camiiyet, gaybe dair ihbarlar gibi sıfatların, mucize derecesinde olması buna örnek ve delil teşkil eder. Mesela; Kur'an’ın geçmiş ve gelecekten verdiği gaybi haberler, manevi ve Kur'an’i bir mucizedir.

Ayetlerden bazı örnekler verelim:

"İnşaallah, hepiniz emniyet içinde ve saçlarınızı tıraş etmiş veya kısaltmış olarak Mescid-i Harama gireceksiniz. ... Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hak din ile gönderen Odur." (Fetih, 48/27-28)

"Bu mağlûbiyetlerinden sonra, birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Hüküm Allah'ındır."(Rum, 30/3-4)

İkinci ayet İran-Rum savaşına işaret ediyor. İran’ın galibiyeti üzerine, müşrikler sevinerek, Müslümanlara, "Bizim gibi müşrik olan İranlılar, sizin gibi Kitaba iman eden Rumlara galip geldi." diye alay ediyorlar. Bu olaydan sonra bu ayet nazil oluyor. Rumların galip gelmeye mecali ve takati olmadığı halde, Kur'an kısa bir süre içinde galip geleceğini ilan ediyor. İlan ettiği gibi de, Rumlar İranlıları mağlup ediyorlar.

"De ki: And olsun, eğer bu Kur'ân'ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler."(İsrâ, 17/88)

Bu ayetin nazil oluşundan bu yana, bin dört yüz yıl geçmesine rağmen, Kur'an’ın bir benzerini yapamamaları, Kur'an’ın bu ayetinin mucize olduğunu gösterir. Buna benzer yüzlerce mucize vardır.

Maddi ve ekvani mucizelerin sayısını, İslam alimleri bin kadar hesaplamışlar. Üstad bunlardan üç yüz tanesini, On Dokuzuncu Mektup'ta ifade ediyor. Yani On Dokuzuncu Mektup'taki mucizelerin tamamı, bu mucizeler kapsamına girer.

Hepsini buraya almak mümkün olmadığı için, bazılarını örnek olarak verelim.

"BİRİNCİ MİSAL: Başta İmam-ı İbn-i Mâce ve Dârimî ve İmam-ı Beyhakî, nakl-i sahihle, Hazret-i Enes ibni Mâlik'ten ve Hazret-i Ali'den ve Bezzaz ve İmam-ı Beyhakî, Hazret-i Ömer'den haber veriyorlar ki:"

"Üç Sahabe demişler: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm küffârın tekzibinden müteessir olarak mahzun idi. Dedi:  ياَرَبِّ اَرِنِى اٰيَةً لاَ اُباَلِى مَنْ كَذَّ بَنىِ بَعْدَهَا  (Ey Rabbim, bana öyle bir âyet göster ki, bundan böyle beni yalanlayanlara aldırmayayım.)

"Enes'in rivayetinde, Hazret-i Cebrâil hazırdı. Vadi kenarında bir ağaç vardı. Hazret-i Cebrâil'in ilâmıyla, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o ağacı çağırdı, tâ yanına geldi. Sonra "Git" dedi. Tekrar gitti, yerine yerleşti."(1)

"İKİNCİ MİSAL: Mihmandâr-ı Nebevî Ebu Eyyubi'l-Ensârî hanesine teşrif-i Nebevî hengâmında Ebu Eyyub der ki:

'Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ve Ebu Bekr-i Sıddık'a kâfi gelecek iki kişilik yemek yaptım. Ona ferman etti:  اُدْعُ ثَلاَثِينَ مِنْ اَشْراَفِ اْلاَنْصَارِ  Otuz adam geldiler, yediler. Sonra ferman etti: اُدْعُ سِتِّينَ   Altmış daha davet ettim. Geldiler, yediler. Sonra ferman etti:  اُدْعُ سَبْعِينَ Yetmiş daha davet ettim. Geldiler, yediler. Kaplarda yemek daha kaldı. Bütün gelenler o mucize karşısında İslâmiyete girip biat ettiler. O iki kişilik taamdan yüz seksen adam yediler."

"ÜÇÜNCÜ MİSAL: Hazret-i Ömer ibnü'l-Hattab ve Ebu Hüreyre ve Selemetübnü'l-Ekvâ ve Ebu Amratü'l-Ensarî gibi, müteaddit tariklerle diyorlar ki:"

"Bir gazvede ordu aç kaldı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma müracaat ettiler. Ferman etti ki: 'Heybelerinizde kalan bakıye-i erzakı toplayınız.' Herkes azar birer parça hurma getirdi. En çok getiren, dört avuç getirebildi. Bir kilime koydular."

"Seleme der ki: 'Mecmuunu ben tahmin ettim, oturmuş bir keçi kadar ancak vardı.' Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bereketle dua edip ferman etti: 'Herkes kabını getirsin.' Koşuştular, geldiler. O ordu içinde hiçbir kap kalmadı, hepsini doldurdular. Hem fazla kaldı."

"Sahabeden bir râvi demiş: O bereketin gidişatından anladım: Eğer ehl-i arz gelseydi, onlara dahi kâfi gelecekti." (2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup.

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...