Block title
Block content

Ağır şartlar altında nöbet tutan bir askerin vazife ve sevabıyla; mesuliyeti mucip bir suç işleyerek hapse girmiş bir insanın hapishanedeki ibadetli hayatı bir tutuluyor. Bu meselenin izahını lütfeder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ey hapis musîbetine düşen bîçareler! Mâdem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı. Çalışınız; âhiretiniz dahi ağlamasın ve hayat-ı bâkiyeniz gülsün, tatlılaşsın; hapisten istifade ediniz. Nasıl, bâzan ağır şerâit altında düşman karşısında bir saat nöbet, bir sene ibâdet hükmüne geçebilir; öyle de sizin, bu ağır şerâit altında, herbir saat ibâdet zahmeti, çok saatler olup, o zahmetleri rahmete çevirir." (Sözler, On Üçüncü Söz)

Ağır şartlar altında yapılan ibadetlerin, hizmetlerin mükâfatı da o nispette büyük olur. Bu ağır şart fakirlik de olabilir, hastalık da olabilir,  hapis de olabilir. Sıkıntı çeken o kişinin başka suçları ve günahları, bu kanunun işlemesini etkilemez. Zerre miskal sevap da, zerre miskal günah da ayrı değerlendirilir.

Üstad'ın şu ifadelerinin de bu konuyla yakın ilgisi olduğunu düşünüyorum:

“Hem dünyada, hayatın hakkı şamil ve âmmdır. O rahmet-i âmmenin bir cilve-i manidar, onun bir sırr-ı hikmeti var; küfür mani değildir.”(Sözler, Lemeât)

Demek ki, Cenab-ı Hakk’ın esma tecellilerini birbiriyle karıştırmamak gerekiyor. Tarlasını eken bir dinsize rızkını vermesi Rezzak isminin gereğidir. O kişiyi ahirette cehennemine koyması da Adil isminin gereğidir.

Buna göre, sıkıntı ve zahmetler içinde ibadet yapan kişinin, bunun karşılığını kat kat almasını gerektiren İlahi hikmet ve adalet, o kişinin başka günah ve isyanlarına bakmaz. Onların cezası ayrı, bunun mükâfatı ayrıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...