Agnostisizm (bilinemezcilik, şüpheci, septisizim), bilimin sistematiğini maşa gibi kullanarak, dinsizlik hastalığını bilinememezlik kaçışıyla savunmaktadır. Risale-i Nur ne der? Agnostiklerin şu iddialarına geniş ve bilimsel bir cevap bekleriz.

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Septisizm (Şüphecilik): Doğru bilgiye ulaşmanın imkansız olduğunu savunan genel felsefenin adıdır. Bunlar da kendi aralarında şiddet bakımından sınıflara ayrılırlar. Bazıları doğru bilgiye ulaşmayı muhal görürken, bazıları da kuşkuculuk ile yaklaşır.

Agnostisizm (Bilinmezcilik): Bunlar insanın mahiyetinden kaynaklanan bir yetersizlikten dolayı, insanın hiçbir zaman eşyanın hakikatini idrak edemeyeceğini savunan bir ekoldür.

Protagoras: "İnsan her şeyin ölçüsüdür." der. Protagoras'a göre tüm bilgilerimiz duyumdan gelir. Duyum insandan insana değişir. Bir şey bana nasıl görünüyorsa benim için öyledir. Rüzgar üşüyen için soğuk, üşümeyen için soğuk değildir. Yani ortak bir doğrunun olamayacağını savunuyorlar. Doğrular her kişiye göre değişir diyerek genel kabul görmüş bir doğrunun olamayacağını iddia ediyorlar.

Düşünce tarihinde doğrunun bilinmesinin imkansızlığını savunan bu fikri akımlar pek itibar görmemişlerdir. Ekseri filozoflar tarafından dışlanmışlardır. Onun için bu akımların bilinemezlik düşüncesi doğrunun bilinebilirliği görüşündeki ittifakı bozamazlar.

Kainattaki sabit kanunlar, insanların ortak değerleri, fen ilimleri, teknolojik gelişmeler bunların hepsi eşyanın bilenebilirliğine işaret eden kuvvetli delillerdir. Şayet eşyanın mahiyeti mutlak anlamda bilinemez olsa idi, yukarıda saydığımız ortak değerler ve ilimler teşekkül edemezdi.

Mesela, bir doktor tıbbi bir analiz ile ameliyata giriyor ve başarılı bir işlem yapıyor. Şayet tıp ilmi olmasa idi, bu başarı sağlanamazdı. Bir fizikçi, kainatın sabit kanunları olmasa idi, hiçbir faaliyette bulunamazdı.

İnsanların inkar edemeyeceği veya insanlara göre değişmeyecek şeyler olduğu gibi, insanların düşünce ve duygularına göre de değişen ve şekillenen şeyler de olabilir. Sırf insana göre değişen şeylerin olmasından dolayı insanların ortak kabullerini inkar etmek istikametli bir görüş değildir.

Şayet bilinemezlik, felsefesinin iddia ettiği gibi hiçbir şey bilenemez ise, bilinemezlik felsefesi de bilinemez. Düşünebilmek ve tartışabilmek insan aklının en büyük ispatıdır. Ya da bilinemezlik düşüncesinin varlığı da aslında bilebilirliğin bir delili bir ispatıdır. Dekart’ın; "Düşünüyorum, o halde varım." demesi, bu manaya geliyor. Yani olmayan bir şey düşünemez ve fikir yürütemez. Agnostisizm (Bilinemezcilik) felsefesini savunan bir filozofun bu fikri savunması ve fikir yürütmesi, bu fikre göre mantıksız ve havada kalan bir durumdur.

Risale-i Nurlar bu düşünce ekolünü ciddiye almadığı için, delillerini eşyanın bilinebilirliği üzerine bina etmiştir. Zaman zaman da onların ahmaklığına dair göndermeler de yapmıştır. Bunlardan birisini nümune olarak izahı ile beraber takdim edelim:

"Bir kısmı Sofestâî olup, insanın hassası olan akıldan istifa ederek, ahmak hayvanlardan daha aşağı düşerek, kâinatın vücudunu inkâr etmeyi, hattâ kendilerinin vücutlarını dahi inkâr etmesini, dalâlet mesleğinde esbab ve tabiatın icad sahibi olmalarından daha ziyade kolay gördüklerinden, hem kendilerini hem kâinatı inkâr edip cehl-i mutlaka düşmüşler."(1)

Allah’ı inkar etmek kainatın vücudunu inkar etmek kadar akıl dışı bir şeydir. Zira kainat ve içindeki her bir eşya mükemmel ve nakışlı birer sanatlardır ve hepsi sanatkarları olan Allah’a kati bir şekilde işaret ediyorlar. Öyle ise kainatı inkar edemeyen, onun işaret ettiği Allah’ı da inkar edemez. Kainat varsa, Allah’da vardır. Bu iki kere iki dört katiyetindedir.

Öyle ise Allah’ı inkar etmek için geriye tek bir yol kalıyor; o da hem kainatı hem de kainatın bir parçası olan vücudunu inkar etmektir. Sofestailer mevcudatı ve kendilerini inkar etmek ile meşhur olmuş felsefi bir akımdır. Bunların böyle gülünç bir yola sapmalarının sebebi yukarıda bir parça değindiğimiz gibi; kainat ile Allah arasındaki zaruret derecesinde olan bağ ve münasebettir. Bu felsefi akım kainatı inkar etmeden Allah’ı inkar etmenin mümkün olmadığını fark ettikleri için, kainatı ve kendi vücutlarını inkar etmek zorunda kalmışlardır.

Aslında kainatı kabul edip de onun ustası ve sanatkarı olan Allah’ı inkar eden felsefi akımlar, sofestailerden daha nadan ve akıldan uzaktırlar. Zira kainat ile Allah arasında kopmaz ve koparılamaz bir eser-müessir, sanat-sanatkar ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkiyi görmezden gelmek en büyük hamakat ve aptallıktır. Sofestailer bu aptallığa düşmemek için kendilerini yok saymışlar, ama bu defa da başka bir aptallığa düşmüşlerdir.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...