Block title
Block content

Ahir zamanda gelecek Zat'ın mezhepleri cem edeceği söyleniyor, böyle bir şey doğru mu?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Öncelikle dört hak mezhebin kıyamete kadar devam edeceğini Üstat kendisi ifade ediyor. "İnsanların, bir sınıfın talebeleri gibi aynı seviye ve kıvama gelmesi, ancak farklı mezhepleri kaldırır." tespiti de Üstad'a ait bir tespittir.

Günümüzde iletişim ve ulaşım araçların gelişmesi ile insanların ortak bir anlayış ve kültüre doğru gittiği muhakkaktır. Ama mezheplerin çeşitliliği temelinde sadece bu anlayış ve idrak seviyesinin farklılığı yatmıyor, başka sebep ve faktörler de mezheplerin farklılığını gerektiriyor.

Mesela; iklim ve coğrafi şartları da farklı içtihatları iktiza ediyor. İnsanların bir birinin aynı olacak kadar bir birine yakınlaşması da söz konusu değildir. Bunlar Adetullah'a ve fıtrata aykırıdır. Böyle olunca, mezheplerin cemi muhaldir.

Üstat bu manaya şöyle işaret ediyor;

"Enbiya-yı sâlife zamanında tabakat-ı beşeriye birbirinden çok uzak ve seciyeleri hem bir derece kaba, hem şiddetli ve efkârca iptidaî ve bedeviyete yakın olduğundan, o zamandaki şeriatler, onların haline muvafık bir tarzda ayrı ayrı gelmiştir. Hattâ bir kıt'ada, bir asırda ayrı ayrı peygamberler ve şeriatler bulunurmuş. Sonra, Âhirzaman Peygamberinin gelmesiyle, insanlar güya iptidaî derecesinden idadiye derecesine terakki ettiğinden, çok inkılâbat ve ihtilâtatla akvâm-ı beşeriye birtek ders alacak, birtek muallimi dinleyecek, birtek şeriatle amel edecek vaziyete geldiğinden, ayrı ayrı şeriate ihtiyaç kalmamıştır, ayrı ayrı muallime de lüzum görülmemiştir. Fakat tamamen bir seviyeye gelmediğinden ve bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyede gitmediğinden, mezhepler taaddüt etmiştir."

"Eğer, beşerin ekseriyet-i mutlakası, bir mekteb-i âlinin talebesi gibi, bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyeyi giyse, bir seviyeye girse, o vakit mezhepler tevhid edilebilir. Fakat bu hal-i âlem o hale müsaade etmediği gibi, mezâhib de bir olmaz."(1)

İnsanlık, basma kalıp aynı anlayış ve kültür kalıbına girer, ayni iklim ve coğrafi koşullara adapte olabilirse, ancak o zaman mezhepler ortadan kalkar. Böyle bir şey de ütopyadan öteye geçmez. İki örnek ile bu meseleyi somutlaştıralım.

Birisi; başların mesh edilmesinde üç ayrı içtihat ve üç farklı mezhep görüşü vardır. Maliki Mezhebi'ne göre başın tamamı mesh edilir, Hanefi Mezhebi'ne göre ise başın dörtte biri mesh edilir, Şafi Mezhebi'ne göre ise parmak ucu ile ıslatmak kafidir.

Şimdi kutuplarda yaşayan bir Müslüman için en kullanılabilir görüş Şafi Mezhebi'nin görüşüdür. Zira Maliki Mezhebi'ni tatbik etse hasta olur. Aynı şekilde Afrika da yaşayan bir Müslüman için de en mutabık görüş Maliki Mezhebi'nin görüşüdür. Zira sıcak memlekette başın tamamının meshi güzeldir. Coğrafya ve iklim olarak vasat olan yerlerde de Hanefi Mezhebi'nin görüşü uygundur.

Şimdi mezhep nasıl cem olur. Afrika ve kutuplarda yaşayanları vasat olan bir coğrafyaya cem edebilirsen -ki bu imkansız bir şeydir- ancak o zaman mezhepleri de cem edebilirsin, yoksa mezhepleri birleştirmek muhaldir.

İkincisi;  her toplumun yemek ve içmek kültürü farklıdır. Bir toplum için leziz olan bir yemek, başka bir toplum için tiksindirici olabilir.

Mesela, Tayland ve Afrika gibi toplumlarda haşerat ve böcek yemek gayet normaldir. Ama Türkiye ve Arap toplumunda bunlar gayet itici ve tiksindirici bir durumdur.

Şimdi hangi kalıbı ölçü alıp herkesi bu kalıp içine sokacağız da mezhepler cem olacak? Maliki Mezhebi'nde haşerat yemek caiz görülmüştür. Hanefi Mezhebi'nde ise kerih ve mekruh sayılmıştır. İşte her toplum kendine uyan bir mezhebi İslam içinde bulabilir. İşte mezheplerin rahmet ve zenginlik olması buradan ileri geliyor.

Mezhepler sosyolojik bir gerçektir, toplumsal farklılıkların bir neticesidir. Allah ve Resulü (asm) bu gerçeklere rahmet olsun diye ayet ve sünnetlerini içtihada müsait bir kıvamda tayin etmiştir. Yoksa bir kalıp koyup, bütün milletleri o kalıp içine preslemek fıtri olmazdı. İşte İslam’ın fıtrata uygunluğu buradandır.

Mezhepler, içtihatlarını hariçten İslam‘a sokmamışlar, İslam’ın içinde var olan ama herkesin göremediği hafi  manaları ve hükümleri içtihat vasıtası ile açığa çıkarmışlardır. Böyle olunca, bu mezheplerin hepsi haktır ve şeriatın bir meselesidir.

Üstad'ın içtihat konusuna gelince; Onun dönemi zaman ve zemin açısından içtihada uygun bir zaman ve zemin değildir. Zira İslam’ın esası ve temeli olan iman inkara uğramış. Dinsizlik akımı insanları temelinden sarsmış, böyle bir ortamda mezhep ve içtihat ile uğraşmak akıl karı değildir. Zaten insanların ihtiyacına cevap verecek genişlikte hak mezhepler var. Bu yüzden Üstat bütün nazarını ve gayretini İslam’ın temeli ve esası olan imana sarf etmiştir. Zira temeli sarsılmış bir binanın odalarını boyayıp cilalamak, binanın yıkılmaması için bir fayda temin etmez. Bu yüzden inkarcılığın ve dine karşı ilgisizliğin arttığı bu zamanda, içtihat ve mezhepler ile meşgul olmak, yeniden mezhep kurmak akıl karı değildir.

Üstat, "İçtihat kapısı açıktır, ama o kapıyı açmanın önünde altı engel vardır." deyip tek tek bu zamanda içtihadın zorluğuna işaret ediyor. Bunları özet olarak sunacak olursak; İçtihadın önündeki altı engel:

Birincisi: Bu zamanın şartları karşısında yeni içtihadların sakıncaları.

İkincisi: İçtihada konu teşkil eden nazariyattan önce, içtihad gerektirmeyen ve kesinlik ifade eden dinin temel konuları üzerinde yoğunlaşmanın gerekliliği.

Üçüncüsü: İçtihad yeteneğini geliştiren koşullar açısından, Peygamberimiz (asm)'in zamanı ile günümüz arasında bir karşılaştırma.

Dördüncüsü: İçtihadda hakim olması gereken bakış açısı: dünya mı, âhiret mi?

Beşincisi: Doğruluk ve yalan açısından Peygamberimiz (asm)'in zamanı ile günümüzün karşılaştırması.

Altıncısı: “Arzî” ve “semavî” içtihad nedir? Bu zamanın içtihadını “arzî” yapan üç sebep;
      * Hükümlerde illet ve hikmetin farkı.
      * Bakış açısında âhiret mutluluğu yerine dünya mutluluğunun öncelik kazanmış olması.
     * Zamanımızda bağımlılık derecesine varan bazı kötü alışkanlıkların, dinin bazı kesin yasaklarına yaklaşma tarzını etkilemesi.

Üstat, belki kendi aleminde kendi içtihadı ile amel etmiş olabilir, ama bunu asla deklare etmemiştir. İlan edilmemiş bir mezhep olmayacağına göre biz dört hak mezhebin birine uymak ile mükellefiz.Üstad'ın Şafi Mezhebi'ne uymuş olması da kuvvet ile muhtemeldir.

(1) bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz, Hatime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Yirmi Yedinci Sözün Hatimesi | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 5084 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

hakanahmet
ameli mezhepler olduğu gibi,itikadi mezheplerde var.benim kanaatim,üstadımız ehli sünnet itikadi meselelerinde en isabetli görüşleri izhar ederek itikadi mezhepleri tevhid etmiştir..risalelerde itikadi ve ihtilafi meselelerde bazen maturidiyi bazen eşariyi tercih ettiği görülmektedir,meseleye bu açıdan bakılırsa ehli sünnet itikadi mezhepleri üstad tarafından birleştirilmiştir denebilir...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
visalnur
ALLAH c.c. razı olsun sorularıma cevap aldım bu konuda elhamdulıllah.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...