"Âhiret âlemlerine ve menzillerine çok mahsulât yetiştiren bir mezraa ve dar-ı saadet tabakalarına a'mâl-i beşeriye gibi çok hasılatıyla levazımat tedarik eden..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Meselâ, sırr-ı vahdetle kâinat öyle cesîm ve cismanî bir melâike hükmünde olur ki... (...) Hem sırr-ı tevhidle âhiret âlemlerine ve menzillerine çok mahsulât yetiştiren bir mezraa ve dar-ı saadet tabakalarına a'mâl-i beşeriye gibi çok hasılatıyla levazımat tedarik eden bir fabrika ve âlem-i bekada, hususan Cennet-i Âlâdaki ehl-i temâşâya dünyadan alınma sermedî manzaraları göstermek için mütemadiyen işleyen yüz bin yüzlü sinemalı bir fotoğraf iken; şirk ise, bu çok acip ve tam mutî, hayattar ve cismanî melâikeyi câmid, ruhsuz, fâni, vazifesiz, hâlik, mânâsız hadisatın hercümerci altında ve inkılâpların fırtınaları içinde, adem zulümatında yuvarlanan bir perişan mecmua-i vâhiyesi, hem bu çok garip ve tam muntazam, menfaattar fabrikayı mahsulâtsız, neticesiz, işsiz, muattal, karmakarışık olarak şuursuz tesadüflerin oyuncağı ve sağır tabiatın ve kör kuvvetin mel'abegâhı ve umum zîşuurun matemhanesi ve bütün zîhayatın mezbahası ve hüzüngâhı suretine çevirir."(1)

İnsan iman dairesine girip, ibadet vazifelerini görüp, dünya hayatını İslam ile nurlandırır ise, o zaman her bir anını cennette ebedî meyve verecek bir çekirdek yapmış olur. Yani burada namaz kılar cennette mükâfat olarak görür, burada oruç tutar orada güzel ziyafetler şeklinde yer, burada sadaka verir orada köşkleri olur. Yani kısacık dünya hayatını tevhid yani iman ve ibadet ile ebedî cennet hayatına dönüştürür. Hadiste de ifade dildiği gibi, “dünya ahiretin tarlasıdır”, burada ne ekersek orada onu biçeriz.

Üstad Hazretleri bir başka risalesinde bu dünya hayatı için şöyle buyurur:

“Başka bir âlemin mahsulatının tezgâhı hükmünde çarkları dönüyor.” (29. Söz)

Kâinattaki bütün âlemlerin ve insandaki bütün âzaların ve duyguların son derece hikmetli yaratılmaları gösteriyor ki, bu dünyada kısa bir hayat sürüp kaybolan insanlar, bir başka âleme gönderilmek üzere buraya getirilmişlerdir. O ebedi âlemde Rabbimiz her bir kuluna imanı, ibadeti, takvası nisbetinde kıymet verecektir. O halde, biz başkalarını kıskanmayı bir tarafa bırakıp kendi manevî sermayemizi artırmaya çalışmak durumundayız.

Bu dünya hayatının mahsulleri bir başka âleme gönderilmezse, o zaman bu kâinat kendi mahsullerini yine kendi içinde tüketen hikmetsiz bir fabrika gibi olur. Buna akıl ve hikmet müsaade etmediğine göre, bu mahsullerden, bilhassa insanlardan Allah’ın emirlerine göre hareket edenlerin mükâfat göreceği ve isyan edenlerin de cezalarını çekeceği bir başka âlem olacaktır. O âlemin gelmesi için bu âlemin tahrip edilmesi gerekmektedir. Akıl ve kalbler ancak böylece mutmain olabilirler.

Şirk ve küfür nazarında, dünya sadece kısa bir ana hapsedilmiş, hayvanî bir tadımlık yeridir. Mazi, fenaya mazhar olanların atıldığı yokluk kuyusu; istikbal, tesadüfün pençesinde başa ne geleceğin bilinmediği bir karanlık kuyu; insan ise, konuşan bir hayvan derekesine düşer.

Hülasa; iman ve tevhid; kâinatın ve insanın yaratılış gayesini, hakiki kıymetini gösteren nuranî bir gözlüktür. Şirk ve küfür ise bu kıymetleri yok edip her şeyi hikmetsiz ve mânasız eden karanlık bir gözlüktür.

(1) bk. Şualar, İkinci Şua, Birinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...