Block title
Block content

AHLÂK

 
Ahlâk, hulk kelimesinin çoğulu olup “huy, tabiat, mizaç, seciye” gibi mânâlara gelir. İnsanın fıtratıyla, yaratılışıyla yakından ilgilidir. “Falanın ahlâkı şöyledir.” dediğimizde bu halin onda bir karakter halini aldığını kastederiz. Yoksa sadece birkaç defa o şeyi yapmak ahlâk sayılmaz. Mesela, çevrenin baskısı veya şöhret hevesiyle ara sıra ikramda bulunan biri ahlâken cömert sayılmaz. İmkanı olmadığı için herhangi bir ikramda bulunamadığı halde, kalbi verme arzusuyla coşan birisi ise, ahlâk itibariyle cömerttir.

İnsanın mahiyeti bir tarla gibidir. Bu tarlada, iyilik ve kötülük tohumları beraberce bulunur. Kötü duyguları susturup iyi duyguları harekete geçirmek, ahlâk-ı hamidenin (övülmüş ahlâkın) temel bir esasıdır.

Hem ilahi dinler, hem de beşeri sistemler bünyelerinde ahlaka geniş yer verirler.

Ahlâkın kaynağının ilahi kurallar mı, yoksa beşeri normlar mı olduğu zaman zaman tartışılır. İnsanı yaratan yüce Yaratıcının, o insanın tabiatını en iyi bildiği açıktır. “Yaratan bilmez olur mu?” ayeti bu gerçeği ders verir. (Mülk, 14) Dolayısıyla, ahlâk hakkında hüküm ancak Allah’ındır.

Kur’an-ı Kerim, en güzel ahlak modelini ortaya koyar. Çizilen bu çerçeveyi hayatında en güzel uygulayan ise, Hz. Peygamber (asm.) olmuştur. Hz. Aişe’nin, “Onun ahlâkı Kur’an ahlâkı idi.” sözü bu gerçeğe işaret eder. (Müslim, Müsafirin, 139)
Paylaş
Yükleniyor...