Block title
Block content

AHMED URAL

 

Ahmet Ural 1939 Rize doğumludur… ‘Sözler’ kitabının yeni harflerle yapılan ilk baskısında ‘Neşredenler’ kısmında adı geçmektedir.

Ahmet Ural, bu kitapta ikisinin de hatıraları bulunan Kemal Ural ve Atıf Ural’ın küçük kardeşleridir… Rahmetli Atıf Ural 1956 senesinde Üstad’ının arzusu ve teşvikiyle Risale-i Nur’u ilk defa yeni harflerle matbaalarda bastıran ağabeyimizdir. Onun tab ettirdiği Sözler kitabının iç kapağında teşekkür edilenler arasında kardeşinin adı ‘Ahmed’ olarak geçmektedir. Hem de ilk sırada... Çünkü Ahmet, ‘Sözler’in basılmasında ağabeyi Atıf’a yardımcı olmuştur. Bize, bu kısa ve öz bilgileri, evinde ziyaret ettiğim, büyük ağabey Kemal Ural verdi. Kemal ağabey bu vesileyle kendisinden altı yaş büyük ağabeyi rahmetli Albay Rüknettin Ural’dan da bahsetti. Üstad Bediüzzaman’la ilgili çok ilginç bir hatırasını anlattı ve bir tespitte bulundu… Kemal Ural’a teşekkür ediyorum…

Kemal Ural, kendisine yaptığımız ziyaretimizden sonra, bize gönderdiği mektuplardan birinde, kardeşi Ahmed Ural için söze şöyle başlıyor:

         Kardeşim Ömer,

         Bak sana bir şey anlatayım ki, belki kitabına alırsın:  Ahmed'e telefon edip, "Bana röportaj için geldiler, sen de bir şeyler söylemek ister misin?” dediğimde, Ömer’im işte telefondaki ses:
 
         Bak kitâb-ı kâinatın safha-i rengînine
         Hâme-i zerrîn-i kudret, gör ne tasvir eylemiş.
         Kalmamış bir nokta muzlim, çeşm-i dil erbabına
         Sanki âyatın Hudâ, nur ile tahrir eylemiş.
 
         Bak, ne mu'ciz-i hikmet, iz'ân rubâ-yı kâinat;
         Bak, ne âli bir temaşâdır: fezâ-yı kâinat.
 
         Dinle de yıldızları, şu hutbe-i şîrinine,
         Nâme-i nurunu hikmet, bak ne takrir eylemiş.
 
        Ahmed burada durdu ve ağlamaklı bir sesle, "Başka ne söyleyeyim ağabey!" dedi ve beni de ağlattı... Sevgiler, selamlar… Kemal Ural
     

KEMAL URAL ANLATIYOR        

Evinde ziyaret ettiğim Kemal Ural ağabey kendisinden, 12 yaş küçük olan kardeşi Ahmed Ural ve 6 yaş büyüğü Rükneddin Ural hakkında aşağıdaki bilgileri vermiştir.

Kardeşim Ahmet Ural        

Kardeşim Ahmed Ural, 1939 Rize doğumludur; benden 12, Atıf’tan 6 yaş küçüktür. Mühendistir… Üstad’ı görmüştür... Üstad ona bizzat “Eddâi”yi okumuştu... O sırada, Ahmet kendinden geçmiş bir durumda Üstadın yüzüne hayran hayran bakarken, Üstad ona “Bakma Ahmed!” demişti. İçinde inciler ve aynı zamanda fırtınalar saklayan durgun, sakin bir deniz gibidir o şu anda. Yalnız benim bildiğim bir öyküdür bu… Ahmed’in, Risalelerin bazı bölümleri hala ezberindedir. 1958’de Ankara’da diğer ağabeylerle beraber Ahmet Ural da 45 gün kadar tutuklu kalmıştı. Ahmed, kendisinden altı yaş büyük ağabeyi Atıf’a, 1956’da Üstad’ın arzusuyla Risale-i Nur eserlerini matbaada tab ettirme faaliyetlerinde de yardımcı olmuştur. İlk basılan Sözler kitabının iç sayfasında, teşekkür bölümünde ismi geçer. Ruhunda hala o eski iklim ve meltemler uçuşan Ahmet Ural...        

Ağabeyim Rükneddin Ural

Bir de benden altı yaş büyük rahmetli ağabeyim Rüknettin Ural vardı... Onunla ilgili enteresan bir şey anlatayım:

Benim bu ağabeyim subay’dı. Biz baba bir, anne ayrı… Albay’dı o sırada; Benim ve Atıf’ın, Üstad ve Risale-i Nur dolayısıyla takibata uğradığımızı, hapislere girdiğimizi, Isparta’ya Üstad’ı ziyarete gittiğimizi duyardı. Mesleğinin ve aldığı eğitimin de etkisiyle ‘Şu adamı bir ele geçirsem de haddini bildirsem’ derdi hep Üstad için.

Bir gün tayini Isparta’ya çıkmaz mı? Tam bir fırsat yakalamıştı… Ama birden değişen hissiyatını sonradan şöyle anlatmıştı bana: “Bu niyetle gidiyordum Isparta’ya. Ona cezasını verecektim. Fakat ne zaman Isparta’ya ayağımı bastım, bendeki o kin ve nefret kayboldu.” Evet, aynen böyle dedi    ağabeyim…

Dostlar, kardeşler nasıl açıklayacağız bunu? Her şey aşikâr ve çok açık değil mi? 

Şunu da anlatmalıyım, ağabeyimi, bakın yeri geldi burada; O öyle bir insandı ki, kış günü titreyen bir yoksul görse, fanilasını çıkarıp giydirir, sokakta topal bir köpek görse kucaklayıp veterinere götürürdü. Bakın siz şer gibi görünen bir şeyin saklamış olduğu hayra ve bakın onun kalbinden o olumsuz duyguyu rahatlığa, belki de sevgiye çeviren Rahmetin cilvesine!

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-IV)

Paylaş
Yükleniyor...