Block title
Block content

Akıl çok önemlidir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de yüce Allah devamlı, hiç akletmez misiniz, diye akla dikkat çekiyor. Risale-i Nur Tefsirine göre aklı artırmanın yolu nedir ve aklın yerini anlatır mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın maddi cesedinin bir haritası olduğu gibi, maneviyatını da bir ceset olarak tahayyül edersek, onun da manevi bir haritası vardır. Bu maddi harita ile manevi harita arasında birebir bir eşleşme yapmak zor ise de, ehemmiyeti açısından bir eşleşme yapanlar da vardır...

Mesela, önem ve işlev açısından maddi cesette kalp ne ise, manevi cesette de kalp ona denk gelir. Keza, önem açısından beynin maddi cesetteki yeri ne ise,  aklın da manevi ceset için yeri odur.

Bu yüzden akıl ve kalp gibi manevi cihazları, beyin ve et parçası olan yüreğe nispet etmişlerdir. Nasıl, beyin ve yürek, maddi cesedin en önemli azaları ve sultanları ise, akıl ve kalp de manevi cesedin sultanları mesabesindedir.

Temsil bakımından, maneviyatı  kalp, maddi cesedi yürek temsil eder; aklı ise beyin temsil eder. Aralarında böyle manevi bir irtibat olduğu gibi, belki bizim idrakinden aciz olduğumuz ince, maddi bir bağ da olabilir.

Akıl ise, manevi cesedin en önemli ve büyük cihazıdır. Bütün his ve duygulara rehberlik eden bir latifedir. Doğru ile yanlışı akıl melekemiz ile temyiz ederiz.

Kuvve-i akliye İşaratü’l İ’caz'da  şu şekilde tarif ediliyor.

"Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, içtinap eder."(1) 

Aklın üç mertebesinden ikisi batıl, birisi haktır. Batıl olanlar aklın ifrat ve tefrit makamları, hak olan ise vasat makamıdır. İfrat makamı cerbeze, tefrit makamı gabavettir; vasat makamı ise hikmettir. Hikmet hakkı hak, batılı batıl bilmektir ve aklın en kemal derecesidir.

Tefekkür ve münazara, aklın en büyük inkişaf vasıtasıdır. Bu sebeple aklımızın inkişaf etmesini istiyor isek, sürekli münazara ve tefekkürde bulunmalıyız. Okumak, araştırmak dinlemek de insan aklının inkişaf edip gelişmesinde önemli birer araçtırlar.

 İnsan mahiyetinde, doğru bilgiye ulaşmakta, araç ve vasıta olarak  üç  ana unsur, üç kutup  vardır. Bunlar: Akıl, kalp ve duyumlar (beş duyu)dır. Bunlar, bilgiye ulaşmak açısından çok önem arz ederler. İnsanlık ve İslam düşünce tarihinde bu konu, yani doğru bilgiye ulaşmakta akıl, kalp ve beş duyu tek başına yeterli midir, değil midir konusu, en hararetli tartışmalara sahne olmuştur.

Bütün düşünce ekolleri bu üç unsur olan akıl, kalp ve duyumlar etrafında şekillenmiştir. Her birini salt olarak, yani tek başına yeterli gören ekoller de  çıkmıştır.

Mesela, empiristler, sadece duyum, yani beş duyu ve tecrübeden başka hiçbir şeyle doğruya ulaşılamaz, diyerek akıl ve kalp araçlarını kabul etmemişlerdir. Akıl ve kalp ancak duyum ve tecrübe ile beslenir diyerek, salt duyumculuğu bilgi kaynağı olarak görürler.

Rasyonalist akım da doğru bilgi kaynağı olarak sadece aklı görür, diğerlerini ya kabul etmez ya da tabi olarak değerlendirirler.

Kalbi esas alan mistisizm ise sadece kalbi ve kalbin mahsulü olan ilhamı doğru bilgi kaynağı kabul eder.

Bu bölünmüşlük ve birbirlerini inkar, ihatasızlıktan ileri geliyor. Hepsi bir hakikatın ucunu ve kırıntılarını mesleklerinde görmüşler. Ama hak ve hakikat sadece benim gördüğüm demesi, çıkmazı netice veriyor. Bu noktada hakikatı bütünü ile kuşatıp ihata ile idrak eden ve gösteren vahiydir.

Vahiy, kainatı ve içindeki hakikatları eksiksiz ve bütünüyle gösteren tek bilgi kaynağıdır. Diğer bilgi kaynağı diye gösterilen unsurlar, yani akıl, kalp ve duyumlar ise vahiyi anlamak ve gösterdiği usul ile kainat kitabını okumakta kudsi araç ve vasıtalardır. Vahiy olmadan, onlar;  onlar, olmadan vahiy bir şey ifade etmez.

Vahyin ihatasına girmeyen yüksek akıl ve keskin kalp sahiplerinin ne durumda oldukları ortadadır. "Aklı olmayanın dini olmaz." diyen Peygamber Efendimiz (sav)'in ifadesi de ikinci önermeyi doğrular mahiyettedir. Yani araçlar olmadan insan vahye muhatap olamaz. Şayet akıl, kalp ve duyumlar, deney ve tahkikat, ya da seziş neticesinde yakaladıkları manalar vahyi teyid edip, uyum içinde ise o makbuldür. Burada esas ve mihenk vahiydir, yani dindir; akıl, ilham ve deney ise ona tabidir.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Fâtiha Sûresi

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Sure-i Fatiha | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4180 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...