"Akıl" ile "dimağ" kavramları arasındaki fark nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dimağ, bir sistem bütünüdür. Bu bütünün bir parçası akıldır. Onun için aklın yeri dimağdır. Fabrika içindeki makine gibidir. Ama fabrikada sadece bir makine yoktur! Dimağın hafıza, muhakeme, zeka, hayal vb. küçük ve muazzzam sistemleri vardır.

Hafıza için Üstadımız şunu söyler;

"..dimağının cebine koymuş."(1)

"Bu muhayyilenin dimağda kendisine tahsis edilen mahalli, bir hardal tanesi kadarken, her zaman bütün âlemi sinema şeritleri gibi hayal hanesinde dolaştırır."(2)

Dimağ, bir merkez gibidir. Hem içerden hem dışardan aldığı bilgileri hem işler hem depolar. Mesela, duyulardan topladığı bilgileri işlenmesi için akla gönderir. Burada genellikle 7 aşamadan tahayyül, tasavvur ve taakkul aşamasından geçtikten sonra tasdik için akla yollar. Akıl uygun gördükten ve tasdik ettikten sonra kalbe gitmek için ciddi bir mücadele başlar. Çünkü burada verilecek karar çok önemlidir. Elde edilen bilginin amele dönüşmesi için kalp ateşleme merkezi hükmündedir. Onun için aklın tasdik ettiği bazı şeyler gerek iradi gerekse iradesiz kalbe gönderilmez. Kalbe inen ve iz'an denilen mertebeye ulaşan kişi tasdik ettiği şeyleri imtisal etmeye yani uygulamaya başlar. Kalp ise ilhamen veya keşf ile değişik yollardan elde ettiği bilgileri de ekleyip dimağdaki akla yollar.

Burada kalp, arabanın ateşleme ünitesi gibi veya sobadaki odun v.s şeyleri yakan ateş misal gibidir. Arabanın her şeyi hazır olduğu halde ateşleme olmazsa çalışmadığı veya sobanın her şeyi tamam olduğu halde kibrit yanmadan ateş hasıl olmadığı gibi, kalpteki ateşleme mekanizması olmazsa (iz'an) imtisal ve uygulama hasıl olmaz. Uygulama safhası iz'an dediğimiz akıl ile kalbin ittifakla bir meseleyi kabul etmesinden hasıl olur.

"Dimağda merâtip var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir. Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz’an oluyor, sonra gelir iltizam, sonra itikad gelir."

"İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Herbirinden çıkar bir hâlet. Salâbet itikaddan, Taassup iltizamdan, imtisal iz’andan, tasdikten iltizam, taakkulde bîtaraf, bîbehre tasavvurda, tahayyülde safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir."(3)

Tasdik ve izan mertebesi, akıl veya kalp tarafından yapılabiliyor. Kişinin mertebesine ve istidatına göre bilginin kalbe geçici farklı derecelerde olabiliyor. Onun için kalbin makesi efkarı, dimağdır. Yani dimağdaki akıldır.

"Kalbden maksad; sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak bir latife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı, vicdan; ma'kes-i efkârı, dimağdır."(4)

Akıl ile kalp arasında sürekli bir bilgi alışverişinden dolayı olsa gerek, eski alimlerin bazıları aklın yerinin dimağ değil, kalpte veya kalbin süveydasında olduğunu söylemişlerdir. Üstadımız ise "aklın yeri dimağdır" demiştir.

"Evet, muhabbet kalbte ve akıl dimağdadır; elde ve ayakta aramak abestir..."(5)

Evet, akıl dimağdadır. Ama akıl bir değirmen gibidir. Değirmene buğday girmezse değirmenin kıymeti kalmaz. Onun için ilim burada önem kazanır. Aklın sermayesi ilim ve bilgidir. Yoksa akıl dimağda hapis kalır.

"Evet, reisleriniz malınızı ceplerine indirip hapsettikleri gibi, akıllarınızı da sizden almışlar veya dimağınızda hapsetmişler."(6)

Eskiden kalp hükümferma iken, şimdi akıl hükümferma olmuş. Bunları birbirinden ayırmak basiretsiz ve faydasız bilgilere ve bazen de tehlikeli / zararlı manalara yol açabilir. Her biri bir mizan ve mihenktir. Kalp ile akıl ayrılmaz bir sistem içerisindedir. Dimağ ise bu sistemin genel adıdır.

"Ger fikret-i beyzada süveyda-i kalb olmazsa, halita-i dimağî ilim ve basiret olmaz. Kalbsiz akıl olamaz."(7)

Dimağdaki akıl ve diğer aletleri olan muhakeme ve zeka gibi latifeler, imanın bekçisi ve muhafızıdır. Delillerle ve fikirlerle imanı kuvvetlendirirler.

"Bazen de mücahiddir, bazen süpürgecidir. Dimağda vesveseler, hem pek çok ihtimaller kalb içine girmese, sarsılmaz iman, vicdan."

"Kalb ile vicdan, mahall-i iman.
Hads ile ilham, delil-i iman.
Bir hiss-i sâdis; tarîk-ı iman...
Fikr ile dimağ, bekçi-i iman."
(8)

Dimağdan gelen bilgiler, veriler veya değişik hisler, akılda işlenip kalbin onayından sonra dimağın mahfuzat deposu olan kuvve-i hafızada depolanır. Bu depodaki bilgiler, zekanın sermayesidir. Bunlarla birlikte bazen bu yolculuklarda birbirini anlayamayabilirler. Kalpten çıkan manalar daha ulvi olabiliyor. Ulvi manalara akıl yetişemeyebilir. Onun için el dile; dil akla, akıl kalbe yetişmez, yetişemez.

"Kalb ve hayal, o Nun-u Na'büdü'den çıktıktan sonra, akıl karşılarına çıktı, dedi: "Ben de hisse isterim. Sizin gibi uçamam. Ayaklarım delildir, hüccettir."(9)

Akıl için Üstadımız "...akıl dahi, his ve şuurdan süzülmüş, şuurun bir hülasasıdır." der. Dimağ ise bu his ve şuurun oluşması için veri / bilgi / his kanalı görevi görür.

Akıl öyle bir alet ki, farklı farklı şeyleri birbirine irtibatlandıran bir melekedir. Duyulardan gelen verileri hislere dönüştürür ve şuur oluşur. Bundan dolayı akıl, kudsi bir cevherdir. Dimağ ise duyulardan kendi içindeki akla yol açar. Bu duyular dimağın bir nevi kanal ve köprüleridir.

"Çünkü kulağın dimağa karabeti ve akıl ile sıla-i rahmi vardır."(10)

"Hâfıza bir çeşit, akıl ayrı bir çeşit, fikir başka bir halde, kalb daha başka, kâmil insanlarda hal-i faaliyette olan diğer letaif daha başka bir şekilde, bâsıra, sâmia, zaika, lâmise, şâmme gibi havâss-ı zahirînin istiab ettikleri manevî sahalara nisbetle, nihayet derecede küçük bir dimağımda yerleştikleri halde, yekdiğerine karışmayarak, biri diğerinin vazifesine müdahale etmeyerek, ayrı ayrı vazifelerde, ayrı ayrı dairelerde gayet muntazam çalıştıklarını ve hattâ etıbbanın bile senelerce tahsil ederek içinden çıkamadıkları vücud-u beşerin her bir kısmının, her bir uzvunun inceliklerini görüyor."(11)

Akıl ile dimağ arasındaki farkı anlamak için zıtları ile düşünebiliriz. Dimağsız bir insan düşünülemez. Kalpsiz bir insanın yaşamayacağı gibi... Ama akıl bakımından bir insan derece itibariyle noksan yaşayabilir. Bunun örneği deliler ve bazı özürlüler sayılabilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.
(2) bk. Barla, 160. Mektup.
(3) bk. Sözler, Lemeat.
(4) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 7. Ayetin Tefsiri.
(5) bk. Muhakemat, Birinci Makale, Birinci Mukaddime.
(6) bk. Munazarat.
(7) bk. Sözler, Lemeat.
(8) bk. age.
(9) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Birinci Risale.
(10) bk. Muhakemat, İkinci Makale, Hatime.
(11) bk. Barla, 160. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...