Block title
Block content

"Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun..." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz!  Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû  etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!"

Bu dersin ilk cümlesindeki “Aklı başında olan insan” ifadesinin iç âlemimde uyandırdığı birkaç ibret dersi:

Aklı başında olan insan,  dünyanın fâni olduğunu, bu imtihan salonunun lezzet ve saadet yeri olamayacağını bilen ve ondaki nimetlere, servetlere ve lezzetlere o nisbette değer veren insandır.

Aklı başında olan insan,  “Ölmeden önce ölünüz” hadis-i şerifine tam ittiba etmekle daha dünyada iken ruhu cesedine galip gelen, “İnsanlar uykudadırlar ölünce uyanırlar.” hadisinin verdiği haberi hayatına tatbik ederek bütün servetleri ve devletleri rüyada kazanılan nimetler olarak gören, uyandığında bunların hepsini kaybedeceğini bilerek onlar için kavga etmeyen, kalp kırmayan, hırs beslemeyen insandır. İnsan güzel rüya görmek ister, birkaç dakika da olsa güzel şeyler seyretmek, güzel yerleri gezmek ister, ama bunlara gönül bağlamamak şartıyla.  Uyarınsam bunlar elimden gidecekler korkusuyla uykuyu sevip  uyanmaktan korkmamak şartıyla.

Aklı başında olan insan, en büyük himmetini ve en fazla mesaisini kendine ayıran insandır. Bir insanın aklı, fikri sürekli olarak işinde, gücünde, servetini koruma, makamını artırmada yoğunlaşmışsa bu adamın aklı maşında değil işindedir. Kafasında değil makamında, koltuğunda, servetindedir.

Aklı başında olan insan, Üstat Bediüzzaman hazretlerinin  “küçük dairede büyük ve daimi vazife, büyük dairede ise  küçük  ve ara sıra vazifeler” bulunduğu ihtarına kulak vererek, görev ve sorumluluk sahasını güzelce tespit ettikten sonra, en büyük sermaye olan ömrünü en verimli şekilde  kullanan insandır.

Aklı başında olan insan,  “Kalpler ancak Allah’ı anmakla tatmin olur.” ayet-i kerimesine tam kulak verip, dünyaya çalışmakla birlikte ona gönül bağlamayan ve onun tatmin olma vehmine kapılmayan insandır.

Aklı başında olan insan, parayı ve serveti aklıyla kazandığı bilerek  aklını paraya ve mala satmayan insandır. Aklın hizmetçileri olan göz kulak gibi bir tek duygunun bile bütün dünya servetiyle değişilmediğini düşünüp aklını küçük şeylerde boğmayan insandır.

Aklı başında olan insan, saçındaki aklarda ölümün güzel yüzünü gören ve dünyadan çok daha güzel olan berzah âlemine güzel ameller, sevimle arkadaşlar gönderen insandır.

Aklı başında olan insan, ölümün en güçlü habercisi olan sekerat halini sıkça hatırlayan, o ruhunu teslim ederken ne yanı başındaki en yakın dostlarının, ne de geride bıraktığı servet, şöhret ve devletin ona hiçbir yardımları olmayacağını düşünüp henüz hayatta iken İbrahim aleyhisselâm gibi “Batıp kaybolanları sevmem” diyerek ne kendi hayatına ne de dünyanın gönül vermeden Baki olan Rabbinin rızasını hayatının her safhasında temel rükün yapan insandır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Habbe | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 5082 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Nurun fedaisi
"Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz." vecîzesine bir şerh mâhiyetinde bir yazıyı paylaşmak istiyorum. "Kazandığında Mesrur Kaybettiğinde Mahzun Olmamak Her Müslüman gibi İslâmiyet uğrunda çalışan İslâmiyet Fedaileri (bkz. Tarihçe-i Hayat *Zaman İslâmiyet Fedaisi olmak zamanıdır.) de kazanınca şımarmaz, kaybedince üzülmez. O, semadan musibet yağdığı anlarda da, Rabbi’nin kendisine şah damarın- dan daha yakın (Kaf Sûresi 16. Âyet-i Kerîme: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.) olduğunu hisseder ve teselliyi, “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn”(Bakara Sûresi'nin 156.) ayet-i kerîmesini okumada bulur.Allah Rasûlü’nün şaire öğrencilerinden Hz. Hansa bintü Amr’a , Kadisiyye’de dört oğlunun şehid olduğu haberi ulaştığında yıkılmamış, Allah’a hamd etmiş, “Elhamdülillahillezî şerrafenî bikatli- him(Bişehadetihim)/Yavrularımın şehadetiyle beni şereflendiren Allah’a hamd olsun. Rabbimden beni onlarla Cennetinde buluşturmasını ümit ediyorum.” (İbn Hacer, Fethu'l-Bari, VIII, sayfa 112) demişti. Hz. Hansa bir anda dört oğlunun şehadet haberine muhatap oldu fakat yine sarsılmadı. Çünkü o bir daha ayrılmamak üzere buluşmanın Cennet’te olduğuna inanmıştı. Bu yüzden, Ahiret hesabına kazanç teşkil edecek bir kaybı hamd vesilesi olarak telakki etti." İSTİFADE ETMEMİZ DİLEĞİYLE.. SELAM VE DUA İLE..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...