Block title
Block content

"Aklın pek garib bir hali vardır. Öyle bir yed-i tûlâ sahibidir ki, bazan kâinatı ihata etmekle kucağına alıyor. Bazan daire-i imkândan çıkar, en yüksek dairelere müdâhaleye çalışır. Bazan da bir katre suda boğulur..." izahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz!  Aklın pek garib bir hali vardır. Öyle bir yed-i tûlâ sahibidir ki, bazan kâinatı ihata etmekle kucağına alıyor. Bazan daire-i imkândan çıkar, en yüksek dairelere müdâhaleye çalışır. Bazan da bir katre suda boğulur, bir zerre içinde yok olur, bir kılda kaybolur. Maahaza hangi şeyde fenâ ve kaybolursa, bütün varlığı o şeye     münhasır olduğunu bilir. Ve hangi bir noktaya girse, bütün âlemi beraberce götürmek  isteğindedir."

Yed-i tûlâ tabiri bize Sözler’deki  şu ifadeyi  hatırlatır:

“Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, rûy-i zemin kadar geniş bir sofra-i nimeti o ellerin önüne koymuştur.”

İnsan bir yiyeceği  eline alıp  ağzına götürdüğü gibi, göz de neye baksa ona elini uzatmış gibi olur. O şey de gözde tecelli etmekle gözün içine girmiş gibi olur.  Bu derste de akıl için benzer bir mana nazara verilmiş oluyor. Yâni, akıl neyi düşünse ona el atmış olur, düşündüğü şey ağza konulan bir lokma gibi aklın düşünce sahasına sunulmuş olur. Akıl, o şeydeki hikmetleri, gayeleri, özellikleri araştırmakla sanki ondaki bu manaları hazmetmeye çalışır. Sonunda anlama olayı gerçekleştiğinde o şey bilgi  olarak hafızaya yerleşir.

Akıl, kâinatın tümü üzerinde bir araştırma yaptığında, sanki kâinatı kucağına alıp incelemeye başlamış gibi bir hale girer. Böylece o koca kâinat aklın incelediği bir küçük varlık gibi olur. Göz güneşe baktığında onu içine aldığı gibi, akıl da bütün bir âlemi düşündüğünde “kâinatı ihâta etmekle kucağına” almış demektir. Burada insan aklının büyüklüğü ve önemi harika bir teşbihle dikkatlere sunulmuş oluyor.

“Bazan daire-i imkândan çıkar, en yüksek dairelere müdâhaleye çalışır.”

Bir başka derste bu mana şöyle dile getirilir:

“Bazan da o kadar haddini tecavüz eder, yükseğe çıkar ki, Vâcibü'l-Vücudu görmeye çalışır.” Mesnevî-i Nuriye

Halbuki Üstad hazretlerinin bir başka risalede buyurduğu gibi, “Hakikat-i mutlaka, mukayyed enzâr ile ihâta edilmez.” (Sözler) Allah’ın bütün sıfatları sonsuzdur, insanın aklı ve ilmi ise sınırlıdır. Bu sınırlı akılla İlâhî sıfatların mahiyetini bilmeye kalkışmak haddi tecavüz olur. İnsan aklı,  mümkinat âlemi üzerinde düşünebilir, zira akıl  da mümkin grubuna girer, düşündüğü şeyler de. “Daire-i imkândan çık”ıp vücûb dairesine kafa yarmak, aklın haddini tecavüz etmesi demektir. Buna gücü yetmeyeceği için de akıl incinir, zedelenir, zarar görür. Gücün üzerinde yük taşamaya kalkışmak insanın belini incittiği, aşırı ışık gözü yorduğu,  yüksek frekanslı sesler kulağa zarar verdiği gibi, Allah’ın zâtının ve sıfatlarının mahiyetlerine kafa yormak da aklı sarsıntıya uğratır ve insanı batıl düşüncelere ve sapık inançlara düşürebilir.

Alimlerimiz Allah’ın zâtı hakkında düşünmenin şirk olduğunu beyan etmişlerdir. Yâni, O’nun mukaddes zâtı hakkında ne düşünülse o düşünülen şey aklın mahsulüdür ve akıl mahluk olduğu gibi o düşünceler de mahluktur. Mahluk ise İlah olamaz ve böyle bir düşünce insanı şirke götürebilir.

Akıl bazen böyle yükseklere çıkmaya kalkıştığı halde, bazen de “bir katre suda boğulur, bir zerre içinde yok olur, bir kılda kaybolur.”

İnsan aklı sürekli olarak hangi dünyevi makamı veya serveti düşünüyorsa onda boğulmuş, onda yok olmuş ve onda kaybolmuş demektir. Bunlar iman, marifet ve muhabbet gibi ulvi gayeler yanında bir katre, bir zerre ve bir kıl kadar küçük ve önemsizdir.

Bu konuda Nur’lardan bir başka hakikat dersi:

“... Bazı insanlar zerrede boğulurlar. Bazısında da dünya boğulur.”  Mesnevî-i Nuriye

İnsanlar arasındaki korkunç denecek kadar büyük derece farklılığı, bu cümlede çok veciz olarak ifade ediliyor.

Sadi-i Şirazî’nin “Dünya öyle bir meta değil ki bir nizaya değsin.” Cümlesi, dünyanın onda boğulduğunu gösterir. O, bütün bir dünyayı nizaya değmeyecek kadar küçük görmekle, aslında dünya küçülmüş olmuyor, ama kendisinin büyüklüğü ortaya çıkıyor. Öte yandan, küçük bir arsa davasında adam öldüren kişi, “bir katre suda” boğulmuş demektir. O kişi, bir damla suda boğulduğuna göre, o damla ona göre derya kadar büyümüş, o ise o nispette küçülmüştür. Birisinin kaplıcada boğulduğu söylense onun küçük bir çocuk olacağı aklımıza gelir. Bir canlının, bir bardak suda boğulduğu haber verildiğinde ise aklımıza ya sinek veya gelir. Çünkü küçük sularda boğulmak küçüklerin şanıdır.

“Maahaza hangi şeyde fenâ ve kaybolursa, bütün varlığı o şeye münhasır olduğunu bilir.”

Suya dalan ve su içinde gözlerini açan kişi sudan başka bir şey göremeyeceği gibi, bir damla kadar küçük bir meseleyi aklına gaye edinen  kişinin nazarında da bütün varlık âlemi adeta kaybolur.

“Ve hangi bir noktaya girse, bütün âlemi beraberce götürmek  isteğindedir.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Habbe | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 956 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...