Block title
Block content

"Aklın pek garip bir hali vardır. Bazan bir katre suda boğulur, bir zerre içinde yok olur, bir kılda kaybolur... Kalb, hangi bir şeye el atarsa, bütün kuvvetiyle, şiddetiyle o şeye bağlanır. Büyük bir ihtimamla eline alır, kucaklar..." izah, hangisi esas?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın mahiyet ve fıtratı, Allah’ın isim ve sıfatlarının bir tecelli sahası ve bir yansıma aynasıdır. Allah, insana isim ve sıfatlarını tanıtıp sevdirmek için insanın mahiyet ve fıtratında tecelli ediyor. İnsanın vazifesi ise bu tecellileri iman ve marifet gözlüğü ile görüp okumaktır. Bu okuma ve görme nispetinde, insan manen çok yüksek makam ve derecelere ulaşabilecek bir mahiyettedir.

 Nasıl insan kainatın küçük bir misali ve modeli ise, insandaki kalp de aynı şekilde insan mahiyetinin küçültülmüş bir misali ve modeli hükmündedir. Nasıl kainat aynasında Allah’ın isimleri azametli bir şekilde tecelli ediyor ise, aynı isim ve sıfatlar daha mütevazi ve okunaklı bir şekilde insanın manevi cephesinde ve mahiyetinde tecelli ediyor. Aynı isim ve sıfatlar daha da ince ve nurani bir şekilde insanın kalbinde de tecelli ediyor.

Allah insanın kalbini öyle duygu ve arzular ile donatmış ki, insanın kalbinde her bir ismi tartıp tadacak bir nispeti ve manevi ipi kalpte hayat suretinde kaynatıyor. İşte insan kabiliyeti ve katettiği mertebe ve makama göre bu kalbi nispetler ve iplerle  Allah’ın isim ve sıfatlarını tanıyor ve onlarla irtibat ve alaka kuruyor. İrtibat ve alaka kuvveti nispetinde velayet makamlarına erişiyor. Burada insanın kabiliyet ve kapasite rengi hakimdir. Yani insan kabiliyeti nispetinde Allah’ı tanıyabilir.

Yukarda da ifade ettiğimiz gibi, insan model olarak  Allah’ın bütün isim ve sıfatlarına mazhar ve makes olacak dev bir aynadır; sadece maddi hacmi ve boyutları küçüktür. Yani kainat ile insan arasında tecelli noktasından tek fark, boyut ve büyüklük farkıdır, yoksa keyfiyet noktasından hiçbir fark yoktur.

İşte böyle mükemmel, azametli ve geniş bir mahiyete sahip olan insan, kainatın umumunda tezahür ve tecelli eden isim ve sıfatları birden ruh aynasında kabul edip okuyabilir. Allah kainattaki maksadını bir fertte de gösterir ve göstermiştir.

İşte böyle kuvvetli duygu ve meyiller ile donatılmış bir kalp, hangi şeye el atarsa bütün kuvveti ile onu talep ediyor; adeta el attığı şeyi yutmak istiyor. Ve alaka kurduğu şey ile şiddetli bağ kuruyor. Allah’ın, kalbi bu şekilde kuvvetli ve geniş yaratmasındaki en büyük hikmet ve sır, kendi Zatı ve isimlerine müteveccih olması içindir. Yani insanın kalbi Allah için programlanıp tasarlanmıştır.

Hal böyle olunca, kalp, ancak Allah’ın zikri ve muhabbeti ile mutmain olabilir; onun dışındaki fani ve adi şeyler ona çerez gibi geldiği için onu mutmain etmez.

Akla da aynı açıdan bakabiliriz. Akıl, Allah’ın sanat ve eserlerini okuyup anlamak için programlanmış ve tasarlanmıştır. Bu noktadan akıl, kalbin bir vasıtası, bir aracı hükmündedir. Yani kalp Allah’a müteveccih olurken aklın rehberliğinde gidiyor ve onun idrak ve marifeti ile hakka aşık oluyor. Aynı akıl dünyanın adi ve basit işlerinde çarçur edilirse, yani fıtratının dışında kullanılırsa, bu sefer akıl insana marifet ve muhabbet değil sıkıntı ve azap verir.

Akıl, kalbin karar vermesine sadece yardımcı olur, hakiki kararı veren merci kalptir. Yani insanın mahiyetinin efendisi ve merkezi kalptir. Kalp düzgün oldu mu her şey düzgün olur, o kötü oldu mu her şey kötü olur. İkisi rakip değil, biribirini tamamlayan iki temel duygudur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...