Block title
Block content

Akliyatla iştigal eden, kalbi maraza müptela olursa ve kalbi hasta olanlar akliyatla meşgul olursa; kalbi hasta olmayanlar, yani müminler akliyatla meşgul olmazlar veya olmamalılar mı? Buna göre fenler kafirlere, ilahi maarif müminlere mi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada  akliyattan maksat vahyin terbiyesine girmeyen ve vahye meydan okuyan menfi felsefenin menfi fikirleridir. Yoksa her akli olan şey zararlıdır ya da kalbi bir hastalıktır demek değildir.

 Üstad Hazretlerinin bilim ve teknolojiye bakışını şu şekilde özetleyebiliriz:

 Kainatta iki türlü şeriat vardır. Birisi Allah’ın kelam sıfatından gelen ve vahiy ve peygamberler vasıtası ile insanlığa gönderilen dinlerdir. Bu şeriatın asıl muhatabı insanlıktır. Bu şeriata uymak, onu yaşamak ve hayatları ile aksettirmek insanların görev ve vazifesidir. 

Diğer şeriat ise Allah’ın irade ve kudret sıfatından gelen tekvini şeriattır. Yani fiziki kainata konulmuş  kanunlar, adetullah olarak isimlendirilen emirlerdir. Çekirdeğin bir sistem ile çatlayıp büyümesi, yıldızların hassas bir şekilde yörünge içinde hareket etmeleri, bütün canlıların hayat şartlarının ve rızıklarının mükemmelen tanzim ve tedbir edilmesi, hepsi irade sıfatından gelen şeriatın meseleleri ve hükümleridir.

 İşte nasıl kelam sıfatından gelen dinin hükümlerine uymak  insanların ve cinlerin görev ve vazifesi ise; irade sıfatından gelen fıtri ve tekvini şeriata uymak da yine bütün insanların ve cinlerin görev ve vazifesidir. Dine uymayanların ekserisi ahiret hayatında ceza çekerler, ama fıtri şeriata, yani kainatın bilimsel yasalarına uymayanlar  cezasını peşinen bu dünyada fakir ve zelil olarak çekerler. Bu cezanın muhatabı mümin olsun kafir olsun fark etmez. Kainattaki adet ve kurallara uymayanların peşinen zelil ve hakir olmaları Allah’ın değişmez bir kanunudur.

Kainatın maddi şeriatına uymak her insan üzerine farzdır. Bunların terki ve başkalarına havalesi kabil değildir. Maalesef Müslüman dünyada Kur’an ve sünnet çizgisinden uzak bir hayat yaşadıkları için, bu nimetlerin keşfinde önceliği ekseri olarak kafirlere kaptırmışlardır. Bunun tek sebebi de Allah’ın tekvini ve fıtri şeriatına uymamalarıdır.

 Halbuki İslam, insanlara çalışmayı ve dürüstlüğü emrediyor. Demek biz bu emre yetirince özen gösteremedik, keşif hakkı kafirlerin eline geçti. Yapılacak tek şey var; Allah’ın hem İslam şeriatına hem de fıtri şeriatına, yani bilim ve teknolojiye  sımsıkı sarılmaktır. O zaman inşallah İslam dünyası bu makus talihini kırar ve her iki cihanda bahtiyar ve mesut bir hayat sürer.

Üstad Hazretleri her bir fen bir isme dayanır diyor.

"Her bir kemâlin, her bir ilmin, her bir terakkiyâtın, her bir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki, o hakikat bir ism-i İlâhîye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi tecelliyâtı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla, o fen, o kemâlât, o san'at kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa, yarım yamalak bir surette, nâkıs bir gölgedir."

"Meselâ, hendese bir fendir. Onun hakikati ve nokta-i müntehâsı, Cenâb-ı Hakkın ism-i Adl ve Mukaddir'ine yetişip, hendese aynasında o ismin hakîmâne cilvelerini haşmetiyle müşahede etmektir."

"Meselâ, tıp bir fendir, hem bir san'attır. Onun da nihayeti ve hakikati, Hakîm-i Mutlakın Şâfî ismine dayanıp, eczahane-i kübrâsı olan rû-yi zeminde Rahîmâne cilvelerini edviyelerde görmekle, tıp kemâlâtını bulur, hakikat olur."

"Meselâ, hakikat-i mevcudattan bahseden hikmetü'l-eşya, Cenâb-ı Hakkın (celle celâlühü) ism-i Hakîm'inin tecelliyât-ı kübrâsını müdebbirâne, mürebbiyâne eşyada, menfaatlerinde ve maslahatlarında görmekle ve o isme yetişmekle ve ona dayanmakla şu hikmet hikmet olabilir. Yoksa, ya hurafâta inkılâb eder ve mâlâyâniyât olur veya felsefe-i tabiiye misilli dalâlete yol açar."(1)

Bu ifadeler açık bir şekilde, doğruluğu sabit olmuş bilimin de  Kur’an’ın bir  meselesi olduğunu ifade ediyor. Yani bilim, Müslümanların ikinci şeriatıdır ve öyle olmak gerekiyor. Üstad Hazretlerinin bakışı bu minval üzeredir. Menfi ve zararlı olan akliyat ise Aristo’nun temsil ettiği menfi felsefedir. Fen ve mantık araç ve alet ilimlerdir, nerede kullanılırlarsa oraya hizmet ederler. Fen ve mantığı imanın hizmetine verirsen marifet vasıtası olur, nefis ve hevanın emrine verirsen, şerrin aracı olur. Bu yüzden  fen ve mantık ilimleri tek başına bir hüküm ifade etmezler ve zararlı değildirler.

(1) bk. Sözler, Yirminci Söz, İkinci Makam

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Katre | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3146 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...