Block title
Block content

Aktivist olan bir arkadaş, kadınların daha şefkatli olmasının tamamen kültürel bir dayatmadan kaynaklandığını, fıtratla ilgisi olmadığını iddia etti. İdarecilik yapabilmelerini gerekçe gösterdi. Risaleden örnek vermeye çalıştım, kabul etmedi. Ne dersiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın iki fıtratı vardır. Birisi doğuştan gelen özgün ve hakiki fıtratı, diğeri ise insanın kesbi ve kazanımı ile elde ettiği ikinci sun’i fıtratıdır. Buna i’tiyad-i sani de denilmiştir. Yani insanın niyet ve iradesi ile teşekkül ettirdiği ikinci fıtrat.

Birinci fıtrat için, yani vicdani esaslara dayanan hakiki fıtrat için, tabii ve doğal hal de diyebiliriz, hakkın ve doğrunun bir miyarı ve mizanıdır. Bu bütün insanlarda ortak bir anlayış ve ortak bir seziştir. Bu yüzden insanlığın ortak ve temel ahlaki normları ve kuralları bu özgün fıtri halin bir  neticesi, bir sonucudur.

İnsandaki ikinci suni fıtrat ise insanın kesbi ve niyeti ile şekillendiği için arızalı ve sunidir. Bu yüzden her insanda bu ikinci fıtrat farklı tezahür eder.

 Bazı insanlar bu ikinci fıtri oluşumu tabi ve doğal olan fıtrata yakın bir terbiye ve tedbir ile oluşturduğu için, iki fıtrat arasında uyumluluk olur. Aralarında bir mutabakat tesis olur ve bu da davranış ve ahlakta güzel neticeler verir. Yani orijinal ve samimi davranışlar sergiler.

İslam’ın ve onun terbiye sisteminin fıtri oluşu, Müslümanlar üzerinde olumlu ve güzel ikinci fıtratların oluşmasına sebep olmuştur. Bu yüzden İslam alimleri ve evliyaları halis ve fıtri bir güzelliğe sahip olmuşlardır.

Bir de su-i tedbirden dolayı bazı insanların, farklı inanç ve ideolojilerin de tesiri ile, ikinci fıtratları gayet yamuk ve eğri büğrü oluşur. Birinci fıtrat ile ikinci fıtrat arasında bir uyumsuzluk oluşur. Daima birbirleri ile çelişir ve çatışırlar. Genelde ikinci olan suni fıtrat, tabi ve doğal olan birinci  fıtratı ifsat edip bozar. Birinci fıtrat olarak güzel iken, bozuk ikinci fıtratın müdahalesi ile o güzelliği bozar, yerine suni ve yapmacık halleri getirir.

Zamanla ikinci bozuk fıtrat, birinci tabi ve doğal fıtratı ifsadı ile tamamen dönüştürüp kendi gibi bozuk hale getirir. Artık bu adamın hayra ve güzelliğe kabiliyeti kalmaz .Bütün amelleri yapmacık ve suni olur. Üstad Hazretleri  bu manaya, fıtratı tefessüh edenler diye işaret ediyor. Artık böyle bozulmuş bir fıtratın doğal hali ifsat ve kötü hallerdir.

Üstad Hazretleri bu iki fıtrat tipine şu ibareler ile işaret ediyor:

"Hayrat ve hasenâtın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucub, riyâ ve gösteriş iledir. Ve fıtrî olarak vicdanda şuurla bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyetle inkıtâ bulur."(1)

İnsan doğduğunda temiz bir kağıt gibidir. Zamanla ve tecrübe ile bu temiz kağıt dolar ve tekemmül eder. Dolayısı ile insan doğarken hakka ve doğruya yöneltecek bir şeyi beraberinde getirmez, tamamen dış etkiler ve tecrübeler sayesinde doğruyu ve hakkı bulur, görüşünü savunan felsefi ve psikolojik ekoller ifrata gitmişlerdir.

Bu fikrin aksini savunanlar ise, insan hak ve doğrunun kıstaslarını fıtratı ile beraberinde getirir, vicdan, mizaç ve insan doğası denilen şeyler dış etkenlere ve tecrübeye ihtiyaç bırakmadan doğru ve hakkı bulur, tezini savunanlar da tefrite gitmişlerdir.

Bu hususta vasat ve doğru olan ise, insanın doğuştan getirdiği şeyler olduğu gibi, vicdan ve fıtrat gibi, sonradan tecrübe ve dış terbiye ile kazandığı şeyler de vardır. Yani insan bütün bütün doğuşta boş ve cahil olarak dünyaya gelmiyor. Ama tam tekemmül etmiş de öyle gelmiş de değildir. İnsan yaşamı boyunca edindiği tecrübe ve dış etkileşim sayesinde itiyad-ı sani denilen ikinci bir fıtrat oluşturur. Yaradılıştan gelen fıtrat ile insan eli ile oluşturulan ikinci fıtrat birbirine zıt olursa, insan çatışma içine düşer. Bu yüzden fıtri olan İslam dini ile beşeri diğer sistemlerin oluşturduğu ikinci fıtratlar arasında çok farklar var.

Mesela Marksist felsefe, yaradılıştan gelen fıtrata zıt olduğu için, insanlık içinde tutunamayıp kaybolmuştur. Diğer gayri fıtri sistem ve felsefi ekoller de çökmüştür veya çökmeye mahkumdur. Ayakta ve daimi kalan sadece fıtri olan şeylerdir. Bu da "hakkın miyarı sadece ve sadece tecrübe ve dış etkileşimdir", diyenlerin  tezini çürütüyor.

İnsan ruhunun esas ve daimi olması tekemmül etmesine mani bir durum değildir. İnsan ruhu başlangıçta müptedi olup, sonra tekemmül edebilir. Allah insan ruhuna nihayetsiz terakki ve tedenni kabiliyetini vermiştir. İnsana düşen, İslam terbiyesi ile terakki kabiliyetini inkişaf ettirmektir. Ruhun asli unsurlarında bir değişim ve dönüşüm olmaz, ama aslını muhafaza ile beraber tekamül edebilir. Yani ruhta sabit ve değişmeyen bir yön olduğu gibi, değişen ve gelişen bir yön de vardır. İşte dış etkileşim ve terbiyeler ile ruh gelişip terakki de edebilir, yanlış terbiye sistemleri ile düşüp tedenni de edebilir.

Kadınların fıtratında da durum aynıdır. Mesela kadın doğurgandır, doğurgan olduğu için bedeni de ona göre tasarlanmıştır. Sadece kadının değil, yer yüzünde yaşayan bütün annelerin şefkati aynı çizgi üzeredir. Canavar bile yavrusuna karşı müşfiktir. Acaba canavara yavrusuna karşı  şefkatli olmayı mürteciler mi telkin etmişler.

Bu tip aktivistler boş ve ideolojik konuşuyorlar. Yukarıda uzunca izah ettiğimiz gibi, insanın fıtri donanımları olduğu gibi sonradan kazanımları da olabilir. Kadının fıtri olarak erkekten daha nahif ve şefkatli olduğu su götürmez bir hakikattir. Bunun delili yer yüzündeki bütün annelerin yavrulana olan şefkat ve merhametidir.

Ayrıca kadından iyi bir tacir, iyi bir eğitmen, iyi bir idareci olabilir. Bunun aksini savunan yok. İslam sadece belli birkaç noktada  kadına görev vermiyor. Bunun dışında kadına özgürlükler ve haklar tanıyor. İslam’ı cahilane ve ön yargılar ile tanıyanlara tavsiyemiz tahkik ve tetkiktir. 

Tesettür Risalesi olan Yirmi Dördüncü Lem'ayı okumanızı tavsiye ederiz.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Şemme.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...