Block title
Block content

"Alem-i emir" ve "ayan-ı sabite" arasındaki fark nedir?Alemi emir, sıfat-ı iradenin arşı ise; ayan-ı sabite ilim sıfatının mı arşıdır? Hangisi daha kapsamlıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ayan: Bir şeyin zatı, esası, özü ve mahiyeti demektir; aynı zamanda kesret manasını ifade eden bir kelimedir. Sabit kelimesine izafe edilmesi ise, adem-i mutlaktan müberra olmasına delalet içindir.

Allah’ın Zat-ı Akdesi ile beraber isim ve sıfatlarının da ezeli ve ebedi olması, mutlak yokluk ve hiçlik manasını ve ihtimalini ortadan kaldırıyor. Zira vacibü'l-vücud ile mutlak yokluk manası iki zıttır. İki zıttın beraber bulunması ise muhaldir. Bu yüzden, vacibü'l-vücut, adem-i mutlakı mahv ile tams/yok etmiştir. O zaman her şey, ister mevcud olsun, ister madum olsun, Allah’ın ezeli ve ebedi ilminde sabit ve daimdir ki, buna ayan-ı sabite deniyor. 

Evet, her şeyin ve her mevcudun iki cephesi vardır. Birisi, mahiyet ve zatı; diğeri ise, hariçteki vücudu ve suretidir. Yani, cismani buududur. Her şeyin aslını ve özünü teşkil eden ise, zatı ve mahiyetidir. Bu da Allah’ın ezeli ve ebedi ilminde manevi ve ilmi olarak mevcuttur. Buna vücud-u ilmi de denir. Şayet, Cenab-ı Hak, ezeli irade ve kudreti ile, ilminde sabit olan bu mahiyetlere ve asıllara harici bir vücut verirse, o zaman ilmîlik ve manevilikten mahlukat ve şehadet alemine intikal etmiş olur.

İşte Cenab-ı Hakk'ın ezeli ilmindeki eşyanın mahiyet ve zatına ayan-ı sabit denir. Onun harici bir vücut giydirilmiş haline de mahlukat veya hakikat denilir. Üstad'ın ifadesi ile, "daire-i ilmiden, daire-i kudrete çıkmış olana, mahluk ve mevcut denilir." Daire-i ilmîde olan mahiyet ve aslına da, her şeyin bir nevi programı ve mahiyeti hükmünde olan vücud-u ilmî denilir.

Yine, Risale-i Nur'da, mahlukat mevte maruz kalınca, sureti ve cismi gider; hakikati ve mahiyeti devam eder. Bir nevi vücud-u maneviyeye inkılap eder, der. Devamında ise, "Adem-i mutlak yok ki bir şey oraya atılsın ve yokluğa mahkum olsun." ifadesi ile bu meseleye işaret edilir. Sonuç olarak, ayan-ı sabit ilmin bir arşıdır diyebiliriz.

Alem-i Emir: Cenab-ı Hakk'ın irade sıfatının tecelli ettiği ve irade sıfatının hakim ve galip olduğu alemdir, bir nevi irade sıfatının arşıdır. Bu alemde bütün kainatta olacak bitecek şeylerin emri ve komutu vardır, yani bir nevi şu görünen alemin arkasındaki komut alemidir diyebiliriz.

Bunu bilgisayardaki yazılımla da örneklendirebiliriz; mesela, programcı yapacağı programın önce komutlar ve emirler bölümünü tamamlar, sonra işler ve görüntü o komutlara göre hareket eder ve şekiller orada belirtilen komutlar üzerine bina olur. Aynen kainat da bir programın görünen yüzüdür; iradeden gelen alem-i emir de görünmeyen gerçek yüzüdür. Kainattaki bütün kanunlar komut ve emrini irade sıfatının hükümran olduğu  bu alemden alıyor.

Allah’ın ezeli ve ebedi olan sıfatları, taalluk ve tecelli noktasından farklı farklı tecelli ederler.

İlim ve Kelam Sıfatı: Varlığın hem vacip hem mümkün hem de mümteni olan kısmına tecelli eder. Yani Allah’ın ilmi hem kendini, hem mümkünü, hem de muhali ihata eder. Kelam sıfatı da aynı ilim gibidir.

İrade ve Kudret Sıfatı: Varlığın sadece mümkün sınıfına taalluk ve tecelli eder. Vacip ve mümteni sınıflara tecelli ve taallukları yoktur. Şayet olsa idi; Allah’ın kendi zatı ve sıfatları hakkında tebdil ve tagayyürü, aynı zamanda mahluku İlah yapma gibi şeyler caiz olurdu. Bu sebeple bu iki sıfat sadece mümkünde tecelli ve taalluk eder.

Sem ve Basar Sıfatı: Bu sıfatlar mümkün içinde sadece mevcut sınıfında tecelli eder. Yani madum sınıfında tecelli ve taallukları yoktur. Zaten madum, olmayan demek olduğu için, görülmesi ve işitilmesi söz konusu değildir.

Hal böyle olunca, ilim sıfatı irade sıfatından daha şamil ve kuşatıcı olduğu için, onun arşı olan ayan-ı sabit de alem-i emirden daha muhit ve daha kuşatıcıdır, denilebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: A | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 10381 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

kabilihata
cenab-ı hakkın;İrade ve Kudret Sıfatı'nın Vacip ve mümteni sınıflara tecelli ve taallukları olmamasının ve Allah’ın kendi zatı ve sıfatları hakkında tebdil ve tagayyürü, aynı zamanda mahluku İlah yapma gibi şeyler caiz olurdu. manalarını tam olarak anlayamadım bu kısma kısa bir izahta bulunursanız sevinirim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
cemnureyn
s.a., yazıyı okurken şöyle bir soru geldi aklıma..eşyanın mahiyetlerini Allahın ilminde ezeli olarak varsa bu mahiyetler de öyle olmuyor mu?mesela kader insanın tercihlerini bilmesi..tercih irade var ki Allah biliyor diyoruz o zaman mahiyetlerinde bilinmesi için mahiyetleri var olması gerekmiyor mu ? s.a.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

@ cemnureyn

Kader istisnasız her şeyi kuşatıyor. Yani insan ve insanın tercihleri imaj ve mahiyet olarak zaten ezeli ilimde mevcuttur. Bunun böyle olması insan iradesi üzerinde bir cebir ve baskı oluşturmaz, çünkü ilim maluma tabidir.

Mahiyet mahiyetin kendisidir, ayrı bir mahiyete ihtiyaç yoktur. Yani şu maddi alemdeki bir şeyin mahiyeti ilm-i İlahide ayan-ı sabitedir. Mesela; güneşin mahiyeti ilm-i İlahide ayan-ı sabittir, cismi ise o mahiyetin harici aleme intikal etmiş şeklidir. Hem Allah’ın ilmi ezeli olduğu için her şeyi sebepleri ile beraber kuşatıyor, sebebe ayrı neticesine ayrı bir taalluk gerekmiyor. İrade ve iradenin tercihleri ilim nazarında aynıdır değişmez.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

@ kabilihata

Varlık; Vacip, Mümkün ve Mümteni olmak üzere üç sınıftır.

Vacip; Allah’ın Zatı ve sıfatlarıdır.

Mümkün; varlığı ve yokluğu müsavi olan ve varlık sahasına çıkmak için Vacip olan Allah’a muhtaç olan varlıklara denir.

Mümteni ise; varlığı asla mümkün olmayan şeylere denir.

Varlık sınıfından mümkünatın üç kısmı vardır.

Biri mevcut, yani varlık sahasına çıkmış, harici vücudu olan her şey. Bu mevcudatı yaratan ve idare eden; Allah’ın kudret sıfatıdır. Kulun hiçbir müdahalesi olamaz.

Mümkinatın ikinci sınıfı ise, “madum”dur. Yani, varlık sahasına çıkması mümkün ve caiz olup da, henüz varlık sahasına çıkmamış olan şeylerdir.

Mümkinatın üçüncüsü ve irade ve ruhun mahiyeti ile alakalı olan kısmı ise, itibari ve nispi şeyler dediğimiz;“mevcut ile madum” arası olan varlıklardır. Bu üçüncü sınıf olan itibari ve nispi emirler, ne mevcuttur, ne de “madum”dur. İkisi arasında bir makam ve mevkie sahiptirler. Bu sınıfta Allah’ın kudret sıfatının taalluk ve tecellisi yoktur, mec’uldür; ama mahluk değildirler. Yani Allah’ın tasarımı ve tercihidirler; ama kudretin alanı olan mahlukat sınıfından değildirler.
İşte Allah’ın ezeli ve ebedi olan sıfatları, yukarda saydığımız varlık türlerinde taalluk ve tecelli noktasından farklı farklı tecelli ederler.

İlim ve Kelam Sıfatı: Varlığın hem Vacip hem Mümkün hem de mümteni olan kısmına tecelli eder. Yani Allah’ın ilmi hem kendini, hem mümkünü, hem de muhali ihata eder ve bilir demektir. Kelam sıfatı da aynı ilim gibidir. Zira Allah Kur’an da  mümteni olan şeylere hitap etmiştir. Tabi istihza şeklinde.

İrade ve Kudret Sıfatı: Varlığın sadece mümkün sınıfına taalluk ve tecelli eder. Vacip ve mümteni sınıflara tecelli ve taallukları yoktur. Şayet olsa idi; Allah’ın kendi Zatı ve sıfatları hakkında tebdil ve tagayyürü aynı zamanda mahluku ilah yapma gibi şeyler caiz olurdu. Bu sebeple bu iki sıfat sadece mümkünde tecelli ve taalluk eder.

Kudret ve irade sıfatının tecelli alanı varlığın sadece mümkün kısmınadır. Vacip ve mümteni alanlarını kapsamaz kapsaması da muhaldir. Şayet İrade ve kudret sıfatları Vacibe yani Allah’ın kendi Zat ve sıfatlarına tesir etmiş olsa idi Allah’ın mutlak kemalde olan Zatı ve sıfatlarını yok etmesi ya da değiştirmesi gibi imkansız şeyler akla gelecekti ki bunlar mümkün değildir. İşte bu imkansız tasavvurları bertaraf etmek için İrade ve Kudret sıfatları sadece mümküne taalluk eder denilmiştir. Bu hususlar İlm-i Kelam’ın derin ve dakik meseleleridir tafsilat için kelam kitaplarına bakılabilir.

Sem ve Basar Sıfatı: Bu sıfatlar mümkün içinde sadece mevcut sınıfında tecelli eder. Yani madum sınıfında tecelli ve taallukları yoktur. Zaten madum olmayan demek olduğu için görülmesi ve işitilmesi söz konusu değildir. Var olan her şey görülür ama yok olan hiçbir şey de görülmez.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
birömürlükmisafir
Açıklamalardaki incelik ve sabır için teşekkür etmek için üye oldum. Böyle devam edin lütfen. Selamlar.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mahmud03nur
Meselede tasnif edilenler Cenab-ı Hakkın subuti sıfatları olduğu görülüyor. Peki tekvin sıfatina tecelli ve taalluk edenler nelerdir, ve nasıl kategorilendirebiliriz? Tekvin sıfatının mahiyetiyle birlikte izahı mümkün müdür acaba?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Tekvin sıfatı aynı Kudret sıfatı gibidir. Zaten Eşari mezhebine göre tekvin sıfatı Kudret sıfatı ile aynı olarak kabul edilmiştir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...