"...alem-i İslamiyenin saadet-i dünyeviyesi ... ve bilhassa terakkisi ONLARIN intibahıyla olan Arabın saadetinin fecr-i sadıkının emareleri inkişafa başlıyor." ifadesinde geçen "onların" ifadesi kim için kullanılmıştır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"BİRİNCİ KELİME: 'El-emel.' Yani, rahmet-i İlâhiyeye kuvvetli ümit beslemek."

"Evet, ben kendi hesabıma aldığım dersime binaen, ey İslâm cemaati, müjde veriyorum ki: Şimdiki âlem-i İslâmın saadet-i dünyeviyesi, bâhusus Osmanlıların saadeti ve bilhassa İslâmın terakkisi onların intibahıyla olan Arabın saadetinin fecr-i sadıkının emâreleri inkişafa başlıyor. Ve saadet güneşinin de çıkması yakınlaşmış. Ye'sin burnunun rağmına olarak(Haşiye) ben dünyaya işittirecek derecede kanaat-i kat'iyemle derim: İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur'âniye ve imaniye olacak. Öyleyse, şimdiki kader-i İlâhî ve kısmetimize razı olmalıyız ki, bize parlak bir istikbal, ecnebîlere müşevveş bir mâzi düşmüş."

"(Haşiye): Eski Said, hiss-i kabl-el vuku' ile 1371'de -başta Arab Devletleri- Âlem-i İslâm'ın ecnebi esaretinden ve istibdadından kurtulup İslâmî devletler teşkil edeceklerini kırk beş sene evvel haber vermiş. İki Harb-i Umumî ve 30-40 sene devam eden istibdad-ı mutlakı düşünmemiş. Üç yüz yirmi yedide olacak gibi müjde vermiş, te'hirinin sebebini nazara almamış."(1)

Sualde sorulmak istenen konu, paragraf olarak eksik yazıldığı için anlamayı zorlaştırmaktadır. Bu mevzu ile ilgili tekmil paragrafını, yukarıya dercettik ki, cevabımız yerli yerince olsun.

Yukarıdaki orjinal paragrafta ifade edildiği gibi, İslamiyet ve Kur'an-ı Kerim İsmail Aleyhisselam'ın neslinden gelen Kureyş'e ve mahsusen Haşimoğullarına inzâl edilmesi, Arapların ve o kabilenin kaderine intihab edilmiş, tercih edilmiş olduğunu gösterir. Kur'an-ı Kerim'in de Arapça inzâl edilmesi o kavmin önemi gibi, lisanında ezelde tensip ve takdir edildiğini gösterir.

Arapların, dinin inzalinde birinci derecede tavzif edilmesi "Essebebü Kel'fail" düsturuna göre, diğer unsurların İslam'ı kabulünde birinci derecede vazifeli olup, fazilet açısından da küllî manada liyakat kesbettiklerini ispat eder. Yani diğer unsurların bir nevi babası, hocası ve mürşidi makamındadırlar. Osmanlılar ise Araplardan almış oldukları bu emaneti, bin yıldan fazla dünya çapında cihat ve ahlak açısından omuzlamışlar, yaymışlar ve cihana hakim hale getirmişlerdir.

Kıyamete kadar ne zaman, hangi alanda, ne kadar dine hizmet eder etsin, bu faziletin, kemalatın bir misli, Arapların, hassaten sahabe dönemindekilerin kefe-i mizanına, amel defterine girmektedir.

Bu sırra binaen, başta Selçuklular ve Osmanlılar olmakla beraber bütün Müslüman olmuş unsurlar, bu hizmetin ve faziletin farkındadırlar ve hayatları boyunca kıymetşinaslıklarını göstermişlerdir.

Ancak kaderin cilvesi ile "Her kemalin bir zevali olur." kaidesince, o şehamet kırılıp, o hâkimiyet düşerek, İslam Âlemi sömürge haline gelmiş, Anadolu itlâf edilmeye çalışıldığı dönemde, Üstad Hazretleri Şam Emevî Cami'inde, içerisinde yüz ehl-i ilmin bulunduğu on bin kişilik Arap menşeli cemaate, asrın hastalığını ve kurtuluş reçetelerini hutbe makamında îrad etmiştir.

Sualde geçen "ONLARIN İNTİBAHİYLA" tabirindeki onlar kelimesi; Araplara ve Türklere hitabendir. Burada birinci derecede Araplar ve ikinci derecede de Türkler kastedilmektedir. Zira "Onların" kelimesi çoğul zikredilmiştir. Arapların mazide yaptıkları inzal hizmetlerine mükafaten, istikbalde de harici tazyikatın musibet ve tokatları ile tekrar uyanacaklarını ifade etmektedir. İttihad-ı İslam'ın temellerinin atılacağını ve bu birlik ve beraberlik neticesinde; Araplar, Türkler ve Kürtler olarak yine Şehamet-i İslamiye'ye vesile olunacağını, ifade etmektedir.

Bu ifadenin Araplara ve Türklere ait olduğunu gösteren Hutbe-i Şamiye'deki paragrafa baktığımızda, işaretin ve ilk uyanmanın Araplarda olması gerektiği daha vazıh bir şekilde görmekteyiz. O paragrafı aynen alıyoruz:

"Ey bu câmi'deki kardeşlerim ve kırk-elli sene sonraki Âlem-i İslâm mescid-i kebirindeki ihvanlarım!"

"Zannetmeyiniz ki, ben bu ders makamına size nasihat etmek için çıktım. Belki buraya çıktım, sizde olan hakkımızı dava ediyorum. Yani küçük taifelerin menfaatı ve saadet-i dünyeviyeleri ve uhreviyeleri, sizin gibi büyük, muazzam taife olan Arab ve Türk gibi hâkim üstadlarla bağlıdır. Sizin tenbelliğiniz ve füturunuzla biz bîçare küçük kardeşleriniz olan İslâm taifeleri zarar görüyor."

"Hususan ey muazzam ve büyük ve tam intibaha gelmiş veya gelecek olan Arablar! En evvel bu sözlerle sizinle konuşuyorum. Çünki bizim ve bütün İslâm taifelerinin üstadları, imamları ve İslâmiyet'in mücahidleri sizlerdiniz. Sonra muazzam Türk Milleti o kudsî vazifenize tam yardım ettiler. Onun için tenbellikle günahınız büyüktür. Ve iyiliğiniz ve haseneniz de gayet büyük ve ulvîdir. Hususan kırk-elli sene sonra Arab taifeleri, Cemahir-i Müttefika-i Amerika gibi en ulvî bir vaziyete girmeğe, esarette kalan hâkimiyet-i İslâmiyeyi eski zaman gibi küre-i arzın nısfında, belki ekserîsinde tesisine muvaffak olmanızı rahmet-i İlahiyeden kuvvetle bekliyoruz. Bir kıyamet çabuk kopmazsa, inşâallah nesl-i âti görecek."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Hutbe-i Şâmiye.
(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...