Block title
Block content

"Âlemin miftahı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır. Kâinat kapıları zâhiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır. Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle, insana 'ene' namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar." alemden kasıt nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Alemden maksat şu içinde yaşadığımız kainattır. Evet, kainat Allah’ın isim ve sıfatlarının tecelli mahalli ve bütün isim ve sıfatların talim edildiği bir mektep gibidir. Yalnız bu mektep kapısının anahtarı insandadır. İnsan bu anahtarı kullanıp kapıyı açmadıkça bu mektepte tedris göremez ve bu mektepten  istifade edemez.

İnsanın bütün duygu ve hisleri birer aleme açılan pencere hükmündedirler. İnsan bu duygu ve hisler sayesinde o alemler ile irtibat kurar, o alemleri bu duygular penceresi ile seyreder. Bu duygu ve hisler de o alemlerden merkez hükmünde olan nefse bilgi ve veri akışını sağlarlar. Mesela akıl mana aleminden manaları getirir, göz görüntü aleminden görüntüleri gösterir, kulak ses aleminden sesleri aktarır...

Gelen bu bilgi ve verileri işleyip değerlendirmek insanın zatındaki duruma bakar. Şayet insanın nefsi ve kalbinde bu gelen bilgi ve verileri anlamlandıracak bir ışık bir nur yok ise, bu bilgi ve veriler hiçbir işe yaramaz. En güzel bilgiler en kaliteli veriler de gelse nefis ve kalpte onu değerlendirecek ve yorumlayıp hakka götürecek bir madde ve nokta olmadığı için hepsi boş yere sönüp giderler.

Bu bilgileri söndüren madde ise insanın iradesi ile benlik hissine temellük ederek, yani haksız yere sahiplenerek şerde işlettirmesinin neticesi olarak kalp ve nefsin ifsat ile bozulmasına kinayedir. Halbuki Allah insana benlik hissini bir kıyaslama yaparak isim ve sıfatlarını talim için vermiştir. Yani "ben şu hanenin sahibiyim, Allah ise kainatın sahibidir" kıyaslaması ile Allah’ın mutlak sıfatı olan malikiyetlik manasını anladıktan sonra, bütün mülkün ona ait olduğunu teslim etmesi gerekirken, insan vehmi ve farazi olan cüzi benliğine sahip çıktı ve dalalete saplandı. Bu bakış açısı insanın merkezi hükmünde olan nefsi ve kalbine karanlık bir nokta oluşturdu. Bundan sonra duygu ve fikir vasıtası ile gelen bütün marifet nurları bu karanlık noktada kaybolup söndü.

Bu manayı bir temsil ile akla yaklaştıralım. İç işleri bakanlığı merkez olsun, buna bağlı olan istihbarat birimleri ve karakollar ise bu bakanlığın kolları ve uzantıları olsun. Merkezde olan bakanlık binasına bütün bilgi ve veri akışı  bu istihbarat ve karakollar aracılığı ile oluyor. Merkez binasında sorumlu olan bürokratların vazifesi ise gelen bu bilgi ve verileri değerlendirip devletin bekası ve güvenliğinde önlem almaktır.

İstihbarat birimleri ve karakollar vazifesini tam ve eksiksiz yapmalarına rağmen, merkez binasında vazifeli olan bürokratlar devleti tanımayıp isyan ettikleri için, gelen bilgileri tamamen karartıp devletin güvenliğini tehlikeye atıyorlar. Bir nevi merkez görevlileri kendilerini devlet içinde devletçik olarak görüyorlar ve kanunsuz işlere bulaşıyorlar. İstihbarat birimleri ve karakollardan gelen bilgilerin karartılmasındaki tek neden, merkezin kendini ayrı bir devlet görmesinden kaynaklanıyor.

Temsildeki devlet tabiri caiz ise, Allah’ın şu kainat üzerindeki rububiyet ve uluhiyetinin saltanatına kinayedir. İç işleri bakanlığının merkez binası, insanın mahiyetidir.

Merkez binada çalışan bürokratlar ise, insanın iradi işlerinde karar verme mekanizması olan irade, benlik ve nefse kinayedir.

İstihbarat birimleri ve karakollar ise, irade ve benliğe hizmet eden insandaki duygu ve latifelerdir.

Bilgi ve veri ise, bu duygu ve latifelerin kainat alemlerinden topladığı marifet nurlarıdır.

Merkez binada çalışan bürokratların isyan ve inkarları, yani devlet içinde devlet olmaya kalkmaları ise, insanın nefsine ve benliğine takılan cüzi sahiplik manasını sahiplenerek, Allah’ın rububiyet ve uluhiyetine inkar ile baş kaldırmasıdır.

Bilgilerin karartılması ise, duygu ve fikir yolu ile gelen marifet nurlarının benlik ve nefsin anarşik tutumu yüzünden, yani heva ve enesini ilah edinmesinden, insanda tesir etmemesine kinayedir.

Kanunsuz işlere bulaşmaları ise, Allah’ın emir ve yasaklarına uymamaktır.

Bilgiyi getirme ve depolama mekanizması kafirde de, müminde de eksiksiz işler, ama o bilgileri değerlendirip nurlandırma ve hidayet yapma mekanizması kişinin iradesine ve enaniyetine bakar. İşte enenin miftah olması da bu manayadır. Malum, anahtar olmadan kapılar açılmıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...