Block title
Block content

ALİ YAĞCI (HÂFIZ)

 

Hâfız Ali Yağcı, 1326 (1908) tarihinde Eğridir’de doğmuş, 25 Temmuz 1998 tarihinde Isparta’da vefat etmiştir. Ispartalıların, “Yağcıların Kambur Hafız Ali” lakabını verdikleri bu rahmetli ağabeyimizin adı, Risale-i Nur’da, “Isparta’nın Hâfız Ali’si” olarak dört yerde geçmektedir.

Babam Hafız Ali attan düşmüş ve kambur kalmıştır

Kambur Hafız Ali’nin oğlu Mehmet Yağcı da babası hakkında şu bilgileri vermiştir:

“Babam 1326 (1908) Eğridir doğumludur. 25 Temmuz 1998 tarihinde vefat etti. Mezarı Isparta Karış Mahallesi Kabristanındadır. Yıllarca muhtelif camilerde fahri olarak imamlık yapmıştır. En son görev yaptığı yer mahallemizdeki Tabakhane Camisidir. Babam köylere kadar gider talebeleri okuturdu. O kadar çok Risale-i Nur yazdı ki, akıllara durgunluk verecek derecedeydi… Vefat ettiğinde tam dört çuval vardı… Onları ziyarete gelen nur talebelerine hediye olarak verdik, elimizde çok az kaldı. Babam yazdığı Risaleleri Bediüzzaman’a götürür kontrol ettirirdi. Sav ile de irtibatı kuvvetliydi babamın, oraya da gider yazarlardı. Ben Bediüzzaman hazretlerini evinin penceresine iken birkaç kere uzaktan gördüm. Nurani simasını gördüm, fakat çok küçük olduğumdan gidip elini öpmek aklımıza gelmedi, nasip olmadı…

“Bizim dedelerimiz aslında Ispartalıdırlar… Bunlar Eğridir’den Yörüklerden yağ peynir satın alıp Isparta’da satarlarmış. Ben çok küçüktüm ama hatırlarım, develerle Eğridir’den Isparta’ya yağ peynir getirirlerdi... Bu ticaret sebebiyle, seksen sene önce, babamın babasıgiller bir müddet Eğridir’e yerleşmişler. Babamın annesi Isparta’dan gelin gidiyor Eğridir’e. Babam 1326 senesinde Eğridir’de doğmuş. Ama sonra tekrar Isparta’ya gelmişler.

“Babam Hafız Ali Yağcı 1.60 boylarında, sakallıydı. Küçükken Eğridir’de davarları güderken at üstünde hafızlığa çalışırken attan düşüyor, arkası taşa geliyor ve sırtındaki kemik kırılıyor. Böylece zincir kemiği eğri kalıyor. Bu yüzden babam kamburcaydı ve kendisine “Kambur Hafız” derlerdi. Yağcı soyadı ise dedemlerin yaptığı yağ ticaretinden dolayı gelmiş. “Yağcıların Kambur Hafız” lakabı böyle verilmiştir babama…”

Kastamonu Lâhikasında ‘Isparta’nın Hâfız Ali’si’

Hasan Kurt ağabey, Kambur Hâfız Ali için; “Üstad ona Kastamonu Lâhikasında ‘Isparta’nın Hâfız Ali’si’ diye hitap etmiştir.” Deyince Külliyatı taradım ve şu ibareleri tespit ettim:

“Isparta'nın Hâfız Ali'si (Kâtib Osman[1]) elhak ikinci bir Hüsrev olduğuna, benim de kanaatım geldi. Cenab-ı Hak onu ve Mehmed Zühdü gibi çok fedakârları ve Risale-i Nur'un hakikî sahiblerini Isparta'ya ihsan eylesin, âmîn.” (Kastamonu Lâhikası 100)

“Aziz, sıddık kardeşlerim! Bu dakikada Hüsrev, Rüşdü, Re'fet, Isparta'nın Hâfız Ali'si askerlikten ne vakit geleceklerini merak ediyorum.” (Kastamonu Lâhikası 144)   

“Hem Hüsrev'in ve Hâfız Ali'nin mektublarında isimleri bulunan sebatkâr kardeşlerime ve Kâtib Osman ve Mehmed Zühdü ve Isparta Hâfız Ali'si[2] ve Sava kahramanlarına birer birer selâm ve dua ediyoruz.” (Kastamonu Lâhikası 239)

“Isparta içindeki has ve hâlis kardeşlerimizden, bu âhir mektublarda; Mehmed Zühdü, Isparta Hâfız Ali'sinden haber alamadığımdan merak ettim. Rahatsız değiller mi?” (Kastamonu Lâhikası 242)

[1] Parantez içindeki (Kâtib Osman) ibaresi; sadece burada, Isparta'nın Hâfız Ali'sinden maksadın (Kâtib Osman) olduğuna işaret etmek için olsa gerektir. Zira sayfa 239’da aynı cümle içinde ‘Kâtib Osman’ ve ‘Isparta'nın Hâfız Ali'si’ ayrı ayrı yazılarak farklı şahsiyetler olduğu açıkça belli olmaktadır.

[2]  Aynı paragraf içinde iki Hafız Ali isminin geçmesi, çok net bir şekilde, aynı anda yaşamış iki adaş şahsiyetin varlığını ispat ediyor.

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-III)

Paylaş
Yükleniyor...