Block title
Block content

Allah bizden neden namaz ibadetini istiyor; hem de beş vakit olarak istiyor. Sadece iman etmemiz yetmiyor mu acaba?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İbadetlerin ifa edilmesinin hem Allah açısından hem de insan açısından iki temel gerekçesi vardır.

Allah’ın kainattaki Rububiyet dairesi zaruri bir şekilde ubudiyet dairesini iktiza ediyor. Mesela, sonsuz bir şefkat harika bir şekilde insan üzerinde tecelli ediyorsa, elbette bu şefkat dairesi bir şükür ve teşekkür dairesini iktiza eder. Yine sonsuz bir izzet ve azamet kendini kainat sahnesinde insan için perdeliyorsa, elbette insanın bu izzet ve azamet karşısında ibadet ile eğilmesini ister. Tabiri yerinde ise nasıl tiyatroyu biletsiz seyretmek mümkün değilse, aynı şekilde Allah’ın kainat sahnesinde sergilediği sayısız isimlerinin seyri ve takdiri elbette ibadeti iktiza eder. Yani ibadet Rububiyet dairesinin bir tamamlayıcısı ve tekmil edicisi hükmündedir. Elbette Allah, bu iktiza ve tamamlayıcı unsuru şiddetle bizden talep edecektir.

Üstad Hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor:

"Ey gözleri sağlam ve kalbleri kör olmayan insanlar! Bakınız, insan âleminde iki daire ve iki levha vardır:

Birinci daire: rububiyet dairesidir.
İkinci daire: ubudiyet dairesidir.

Birinci levha: hüsn-ü san'attır.
İkinci levha ise: tefekkür ve istihsandır."

"Bu iki daireyle iki levha arasındaki münasebete bakınız ki, ubudiyet dairesi bütün kuvvetiyle rububiyet dairesi hesabına çalışıyor. Tefekkür, teşekkür, istihsan levhası da bütün işaretleriyle hüsn-ü san'at ve nimet levhasına bakıyor."(1)

Özet olarak Allah’ın isim ve sıfatları ibadeti gerektiriyor.

İnsan açısından ibadetin gerekliliği zaten çok açık bir husustur. Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı oluyorken,  Allah’ın sayısız ihsan ve ikramına karşı somut bir teşekkür ve şükran olan beş vakit namazı çok görmek, gerçekten kadirşinaslık ve insanlık ile bağdaşmaz.

Hem Allah’ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yok, bizim ibadetlere ihtiyacımız var. Üstad hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor:

"BİRİNCİ SUAL: Çok tembellerden ve târiküssalâtlardan işitiyoruz. diyorlar ki: 'Cenâb-ı Hakkın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, Kur'ân'da çok şiddet ve ısrarla, ibadeti terk edeni zecredip Cehennem gibi dehşetli bir cezayla tehdit ediyor? İtidalli ve istikametli ve adaletli olan ifade-i Kur'âniyeye nasıl yakışıyor ki, ehemmiyetsiz bir cüz'î hataya karşı nihayet şiddeti gösteriyor?' "

"Elcevap: Evet, Cenâb-ı Hak senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmünde olduğunu çok risalelerde ispat etmişiz. Acaba bir hasta, o hastalık hakkında, şefkatli bir hekimin ona nâfi ilâçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekime dese: 'Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?' Ne kadar mânâsız olduğunu anlarsın."

"Evet, herkes kâinatı kendi aynasıyla görür. Cenâb-ı Hak, insanı kâinat için bir mikyas, bir mizan suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu âlemden hususî bir âlem vermiş; o âlemin rengini, o insanın itikad-ı kalbîsine göre gösteriyor. Meselâ, gayet meyus ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve meyus suretinde görür. Gayet sürurlu ve neş'eli, müjdeli ve kemâl-i neş'esinden gülen bir adam, kâinatı neş'eli, güler gördüğü gibi; mütefekkirâne ve ciddî bir surette ibadet ve tesbih eden adam, mevcudatın hakikaten mevcut ve muhakkak olan ibadet ve tesbihatlarını bir derece keşfeder ve görür. Gafletle veya inkârla ibadeti terk eden adam, mevcudatı, hakikat-i kemâlâtına tamamıyla zıt ve muhalif ve hata bir surette tevehhüm eder ve mânen onların hukukuna tecavüz eder."(2)

 Üstad Hazretlerinin yukarıda izah ettiği gibi, Allah’ın bir şeyi şiddetle istemesi, yani emir ve yasaklar koyması ve bunlara şiddetle uyulmasını istemesi, ona muhtaç olduğu anlamına gelmez. Tam aksine ona muhtaç olanlara muhtaçlığını ihtar ve ikaz ediyor.

Yani; Allah kendi için değil, insan için imanı ve ibadeti bize emrediyor. Doktorun hastaya şiddetle "şu ilacı iç" diye ısrar etmesi, kendi ihtiyacı olduğu için değil, hastanın hastalığının ciddiyetinden dolayıdır.

Kainat büyük ve geniş bir halka ve daire şeklindedir, merkezinde ise hayat vardır. Yani her şey hayatın varlık bulması için tanzim ediliyor. Yıldızların dizilişinden tut ta güneşin belli bir yörünge içinde dönmesine, havadan tut ta toprağa kadar her şey hayata hizmet ettiriliyor.

Yine hayat büyük ve geniş bir daire şeklindedir, merkezinde ise rızık vardır. Bütün hayat sahipleri olan bitkiler, hayvanlar ve insanlar hayatın merkezi olan rızkın peşinde ve etrafında dolaşıyor. Bütün hayatlıların rızka olan ihtiyacı aşk derecesine çıkmış. Adeta  hayat eşittir rızık şekline girmiş. Allah rızık merkezini o kadar geniş ve zengin bir şekilde tanzim etmiş ki, Allah’ın bütün isim ve sıfatlarının mana ve tecellileri adeta rızkın içinde merkezileşip toplamış.

Rızkın bütün çeşitlerini tadıp tartacak kıvamda ve donanımda olan insan mahiyeti, bir nevi bütün isim ve sıfatların da idrak ve şuurunda olabilir bir mahiyettedir.

Nasıl her şey rızkın etrafında daire ve halka olmuş ve ona hizmet ediyor  ise, rızık dahi bir daire ve halka olup, merkezine şükür konulmuş. Yani rızkın merkezi ve itici kuvveti şükürdür. Rızka muhtaç olan bütün hayatlıların rızka olan aşkı ve ihtiyacı şükrün en önemli teşvikçisi ve itici kuvvetidir.

Demek şu kainatı bir ağaç olarak düşünürsek, meyve ve neticesi şükürdür. Şükrün en kapsamlı ve külli olanı ise namazdır. Evet namaz Üstad'ın ifadesi ile külli bir şükürdür. Namaz olmaz ise şükür olmaz, şükür olmaz ise rızık olmaz, rızık olmaz ise hayat olmaz, hayat olmaz ise kainat olmaz. Demek ibadetlerin özü olan namaz şu kainatın kaim bir sebebi, asıl bir direği hükmündedir. Kur’an’ın ısrarla namazı emretmesi ve insanın en önemli bir kulluk vazifesi olması bundan dolayıdır.

İnsanın kendi ömür sermayesi ve kuvveti ile Allah’ın sayısız ihsan ve ikramlarına karşılık vermesi ve şükürde bulunması imkansızdır. Değil bütün nimetleri, iki gözün şükrünü bile binlerce sene ibadet etse, karşılığını veremez. Ama Allah kereminden insana diyor ki, siz benim emrettiğim namazı kılın, ben sizi bütün nimetlerime ve ihsanlarıma şükür etmiş gibi sizden kabul edeyim, namaz sayesinde sizi şakirler sınıfından yazayım diyor. İnsanın böyle cazip bir teklife ilgisiz kalması akıl karı olamaz.

Namaz Allah’ın sayısız nimetlerine teşekkür etmek için bir fırsattır, bunu kaçırmak ise büyük bir hasarettir.  Daha çok sebeplerini saymak mümkündür. Risale-i Nurların bir çok yerinde namaza dair risaleler vardır, oraların güzelce mütalaa edilmesi maksadı daha güzel ifade eder kanaatindeyiz. Özellikle Yirmi Birinci Söz risalesini okumanızı tavsiye ederiz. 

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar.
(2) bk. Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a, Hatime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hatime, Birinci Sual | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 9715 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...