"Allah her insana şah damarından yakınken, kişi ondan nasıl sonsuz uzaktır?" Risale-i Nurların temsille hallettiği bu mesele, İmam Rabbani veya İmam Gazali Hazretlerine sorulsaydı ne cevap verirlerdi acaba?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, müceddidler aynı kaynaktan beslenen pınarlar gibidirler; dalları ve kolları farklı da olsa memba ve kaynakları aynıdır.

İkincisi, İmam Rabbani (ra), İmam Gazali (ra) ve Şeyh Abdülkadir Geylani (ra) gibi müceddidler, Üstad Hazretleri ile aynı kulvar ve aynı makamda olan evliya ve alimler sınıfındandır. Risale-i Nur'un bütün hakikatlerini onlar da müşahede etmişler, lakin bulundukları asırda ihtiyaç olmadığı için telif etmemişler ya da ihtiyaç kadar telif etmişler. O hakikatleri telif etmemeleri, bilmedikleri anlamına gelmez.

Üçüncüsü, bu gibi mübarek zatları ve sözlerini, bulunduğu dönem ve o döneme ait şartlar içinde değerlendirmek gerekir. İmanın umumi olduğu, günahların işlenmediği bir dönemde, öncelikli ve revaçta olan mesele, elbette amel-i salih ve takva olacaktır. Ama imanın sarsılmış, günahların sel gibi her tarafı kuşattığı bir toplumda, öncelikli ve revaçta olan mesele elbette ispat-ı iman ve imanın takviyesi şeklindedir. Her iki zatın da kendi dönem ve şartlarındaki davranış ve ifadeleri elzem ve hikmetlidir. Birisini diğerine takdim etmek gerekmiyor.

Üstad Hazretleri bu bakış açısına şu şekilde işaret ediyor:

"Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur'ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar."(1)

Burada asıl vurgulanmak istenen mana, her dönemin siyasi ve içtimai yapısının değişik olduğudur. Elbette bu değişikliği tatmin edip doyuracak, her dönem için ayrı ve taze bir Kur’an tefsiri gerekiyor. Zaten her yüz yılda gelen müceddidler de bu vazifeyi ifa ediyorlar. Mevlana Hazretleri kendi döneminin hekimi idi, o dönem insanlarının anlayış ve seviyesine göre hareket ediyordu. O dönem gitti, yeni dönemler geldi ve şartlar çok değişti. Elbette değişen şartlara uygun olacak yeni hekimlerin çıkması gerekir. İşte Üstad Hazretleri burada bu noktaya işaret ediyor.

(1) bk. Mektubat, Beşinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...