Block title
Block content

Allah, kainatın yıkılmasıyla şuunatını -haşa- nasıl devam ettirecek? Ahiret alemleri daha mı mükemmel olacak? Cehennemin olması, orada ebedi kalacak olanların olması Rahim ismine nasıl muvafık olacak? Bütün isim ve sıfatları ahirette de tecelli edecek mi? Kainat bir kereye mahsus mu var olacak?..

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ahiret, yani cennet ve cehennem hayatının yaratılmasının en büyük ve önemli gerekçesi, Allah’ın isimlerinin bu hayatı iktiza etmesidir. Yani Allah’ın her bir ismi ayrı bir gerekçe ile ahiret hayatını iktiza ediyor.

Mesela, Allah’ın Adl ismi kainattaki sonsuz adalet tecellisi ile hem Allah’ın varlığını ispat eder hem de ahiretin en büyük yaratılma sebep ve gerekçesidir. Zira bu dünyada mazlum hakkını almadan, zalim de cezasını çekmeden eşit bir şekilde ölüp gidiyorlar. Halbuki sonsuz adalet bu haksızlığa müsaade etmez. Demek bunların hesabının görüleceği başka bir diyarın olduğu, sonsuz adalet noktasından anlaşılır. Yani Allah’ın sonsuz adaleti ahiretsiz olmaz demektir. Demek Adl ismi varsa, ahiret de var demektir.

Yine Allah’ın Rahman ve Rahim isimleri cennet ve cehennemin varlıklarını gerektiriyor. Zira insanların ve diğer mahlukların ebedi olarak yokluk kuyusuna atılması şefkat ve merhamet manası ile bağdaşmaz. Bu yüzden Allah’ın sonsuz şefkat ve merhameti cennet ve cehennem hayatını iktiza edip gerektiriyor.

Bazı isimlerin ahireti iktiza etmesi dolaylı ve üstü kapalı olduğu için, kuvvetli bir tefekkür ve dikkatli bir nazarla bakmak gerekiyor. Manalar bir örgü gibi zincirleme gittiği için, onu takip etmekle neticeye varılır.

Sonsuz inayet ve kerem sahibi birisinin, insanlığı ve mahlukatı yokluk kuyusuna atması cimrilik olacağı için, yokluk ve adem inayet ve kerem ile bağdaşmaz.

Özet olarak, kainattaki hikmet, adalet, lütuf ve şefkat ahiretin vücudunu kati bir gereklilik ile istiyorlar ve orada daha mükemmel ve devamlı olarak tecelli edeceklerdir. Dünyada tecelli eden hikmet, adalet ve şefkat hakiki olan hikmet, adalet ve şefkatin yüz cüzünden bir cüzüdür. Yani bir numune ve zayıf bir tecellidir. Öyle ise asıl tecelli ahirette cereyan edecek demektir.

Dünyadaki mükemmellik kavramı nispidir. Yani dünyanın kendi düzeni açısındandır. Yoksa mutlak anlamda dünya mükemmel ve ahiret hayatındaki mükemmellikler onu hiçbir suretle  geçemez demek yanlış bir bakış açsıdır. Ahirettteki mükemmellikler bile nispidir. Fiil isme, isim sıfata, sıfat şuunata, şuunat da zata baktığı için, fiil ile zat arasında göreceli kemal ve cemal kavramları vardır. Yani fiildeki kemal isimdeki kemale, isimdeki kemal sıfattaki kemale, sıfattaki kemal şuunattaki kemale, şuunattaki kemal de Zat-ı Akdesteki mutlak kemale yetişemez. Ahiret fiil olduğu için asla son kemal olamaz.

Ahiret hayatında Allah’ın isimleri perdesiz ve sebepler araya girmeden tecelli ve tezahür edecekler. Dünyada ise perdeli ve sebeplerin aracılığı ile tecelli ediyorlar. Her zaman için  bizzat tecelli bilvasıta tecelliye müreccahtır. Öyle ise dünyanın kemali ile ahiretin kemali arasında muazzam bir fark vardır. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (asm), "Dünya ahirete nispetle zindan gibidir." demiştir.

Allah’ın hem şuunatı hem sıfatları hem de isimleri ahiret platformunda daha âli, daha mükemmel ve daha parlak bir şekilde tezahür ve tecelli edeceği için, ilahi şuunatlar orada da aynı ile belki daha mükemmel bir şekilde tahakkuk edecektir. Dünya hayatı bu hususta vitrin, ahiret hayatı ise bu vitrinin arkasındaki asıl olan mağaza gibidir.

"S - Pekâlâ, o ebedî ceza hikmete muvafıktır; kabul ettik. Amma merhamet ve şefkat-i İlâhiyeye ne diyorsun?"

"C - Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya ademe gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun -velev Cehennemde olsun- ademden daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve mâsiyetlerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayr-ı mahzdır. Maahaza, kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır."(1)

İnsanın fıtratında, iki kötü halden daha hafif olanını seçmek önemli bir karakterdir. Mesela birisi dese, ya öleceksin ya da bunun yerine kolun kesilecek; insan ölümden korkup, kolunu feda eder. Ya servetini tamamen kaybedeceksin ya da servetinin yarısını devlete vereceksin denilse, insan yine hafif olanı ağır olana tercih eder.

Aynı şekilde idam-ı ebedi denilen mutlak yokluk ve hiçlik, cehennemden daha ağır ve daha dehşetli bir hal olduğu için, insanın nefsi değil, latif olan kalp ve ruhu elbette cehennemi yokluğa tercih edecektir. İnsanın ebedi bir şekilde yok olması, cehennem de olsa ebedi var olması ile eşit olamaz. Varlık yokluğa daima galiptir ve varlık yokluktan üstündür. İnsan üstün ve galip olanı bırakıp, aşağı ve yenik olanı tercih ve kabul etmez.

Bu insan açısından böyle iken, Allah’ın sonsuz merhameti açısından da böyledir. Yani Allah’ın sonsuz şefkat ve merhameti sonsuz yokluğa ve hiçliğe müsaade etmez. Bu sebeple, yokluk hem insan karakteri açısından, hem de Allah’ın şefkati açısından cehennemden daha kötü bir haldir. Böyle olduğu için, Allah kafirleri yokluk çukuruna atmıyor, onlara cehennem de olsa bir hayat ve bir varlık bahşediyor.

Hem yokluk değil, cehennem irade edilmiş demek, kudsi bir hadisin ifadesi ile, ilahi şefkat ilahi gazabı geçmiştir demektir. Yani cehennem şefkate zıt değil, tam aksine şefkatin değişik bir tecellisidir diyebiliriz.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 7. Âyet Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Dal | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2881 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...