"Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir." sırrına mazhar olmayı, âyet-i kerîme hakkında bilgi vererek açar mısınız? Bir insanda nihâyetsiz kabiliyet-i şerrin, nihâyetsiz kabiliyet-i hayra inkılâb etmesi nasıl olur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“...Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir...” (Furkan, 25/70)

Küfürden dönerek îman yoluna giren bir insanın, kötülükleri iyiliklere çevrilir. Bazı zâtlar, bu âyet-i kerîmeyi “onların daha önce yaptıkları günahların sadece affedilmekle kalmayıp sevaba inkılab edeceği” şeklinde tefsir etmişlerse de bu tefsir fazla rağbet görmemiştir. Ekseriyetin benimsediği mâna şudur:

"Samimi bir tövbe ile, küfür yolundan dönüp imâna giren yahut günah ve isyanı terk edip itaat ve ibâdet yolunu tutan kişilerin geçmiş günahları affedilir. Bunların hayırlı ve güzel ameller işlemeleriyle önceki kötü halleri iyiliğe dönüşmüş olur. Şirk ehli iken tevhide dönmeleri, yalandan vazgeçip doğru söylemeleri, ahlâksızlığı bırakıp iffetli kişiler olmaları, zulümden vazgeçip adâlet etmeleri onların kötülüklerinin iyiliğe dönüşmesi demektir."

Allah, samimi olarak tövbe eden bir mü’minin günahını affedilebilir, ancak bu günah sevaba dönüşmez.

Üstad Hazretlerinin bu derste verdiği mânaya göre “seyyiatın hasenata tebdil edilmesi”, onların şerde kullandıkları kabiliyetlerini, hayır cephesinde kullanmaları ve sevap meyveleri almaları demek olur. Meselâ, daha önce Müslümanlar aleyhinde şiirler yazan bir şair, İslâm dâiresine girdiğinde aynı kabiliyetini iman cephesinde ve Müslümanların lehinde kullanmaya başlar. Veya daha önce küfür cephesine malî yardımda bulunan bir insan, imana geldiğinde aynı servetini bu kere hayırlı işlerde ve İslâm’ın tealisinde harcamaya başlar.

Hz. Ömer (r.a.) gibi bir zât, Müşrikler tarafında iken Müslümanların amansız bir düşmanı idi, fakat İslâm tarafına geçtiği ve samimi bir bağlılıkla çalıştığı zaman müşriklerin amansız bir düşmanı oldu.

Meselâ, Halid bin Velid (r.a) müşriklerin tarafında iken, Peygamber Efendimizin (asm) tabiriyle "Müslümanlara karşı en keskin kılınç" idi. Ama İslâm dairesine girip hidâyeti bulduğu zaman, müşrikler karşısında en keskin kılınç oldu.

Üstad Hazretleri insanın “kuvve-i akliye, kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiye”sine bir had konulmadığını, bunların yanlış kullanılmasıyla "nihâyetsiz cinâyetler" işlenebileceğini beyan ediyor. Buna göre aynı kuvvelerin müsbet sahalarda kullanılmasıyla da "nihâyetsiz hayırlar" vücûda gelebilir. Böylece kötülükler (seyyiat) iyiliklere (hasenata) dönmüş olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...