Block title
Block content

Allah, zatı itibariyle de isim ve sıfatlarında olduğu gibi alem-i imkanda mıdır? Yoksa zatıyla alem-i vücubta, isim ve sıfatlarıyla alem-i imkanda mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Alem-i Vücub: Varlığı ezeli ve ebedi olup, varlığı için hiçbir şeye muhtaç olmayan alem demektir ki; bu sadece Allah’ın Zatı ve sıfatlarına mahsustur. Yani buradaki alem tabiri; Allah’ın Zat ve sıfatlarına bir temsil ve teşbihdir. Yoksa böyle bir alem vardır, Allah’ın dışında bu alemde bulunanlar vardır demek değildir. Böyle bir düşünce Allah’tan başka bir şeyi ilahlaştırmak olur ki, bu küfür ve şirktir. Allah’ın Zatı ve sıfatları mümkün alemin içindedir demek de şirk ve küfürdür. Allah’ın ne Zatı ne de sıfatları imkan aleminin içinde ve onun cinsinden değildir. Allah’ın ezeli ve ebedi olan yedi sıfatı, mümkinat içinde tecelli noktasından vardır, yoksa bizzat olarak var değildir.

Alem-i imkan: Varlığı ve yokluğu eşit olan alem demektir. Yani var olması da yokta kalması da eşit olan varlıklara mümkinat denilir. Allah’ın Zat-ı Akdesi ve sıfatlarından başka her şey bu imkan alemindedir, yani mümkinattandır. Allah’ın Zatına ve sıfatlarına imkan dahilinde ya da mümkinat cinsinden demek küfürdür, insanı imandan eder.

İnsan ile sanatı arasında, sebepler, perdeler, hikmetler, başka sıfat ve isimlerin manası gibi faktörler olmadığı için, insanın sanatı ile olan mübaşereti yani teması tam görünür. İnsan ile sanatı arasında, en fazla bir iki perde vardır, oradan da kolayca sanatkara intikal edilebilir. Yani insanın sanatı basit ve kolay okunabilen bir sanattır. Lakin Allah’ın sanatı çok yönlü ve hikmetli bin bir vasfını tanıtır bir mahiyettedir. Allah, sanatının üstünde çok hikmetlerini, çok isim ve sıfatlarının manasını göstermek murad ediyor.

Bazı iş ve emirlerin, cemal ve kemaline zahiren muvafık düşmemesi gibi arızalardan dolayı da, mübaşeretinin yani sebepler ile olan sanat sanatkar ilişkisinin görünmesini istememesi gibi durumlardan dolayı, sanatının arkasında  tam manası ile tezahür etmiyor. Yani Allah ile sanatı arasına giren bu perdeler, onun marifetine bir derece set çekebiliyor. Hatta bazen bu sebepler, kalın perdeler olup tamamen marifete mani olabiliyor. Bu da sebeplerin hakiki fail olduğu noktasında, insanları ciddi anlamda yanıltıyor. Halbuki kainatta hiçbir sebep, hakiki olarak fail değil münfaildir, yani etken değil edilgendir.

Allah, kainatta isim ve sıfatları ile tecelli ederken, mübaşeret ve temastan münezzeh olarak tecelli ediyor. Yani Allah’ın isim ve sıfatları tecelli ve taalluk ederken, mahlukattan münezzeh ve mukaddes olarak tecelli ve taalluk ediyorlar. Böyle olunca mesela sıcaklığa kudret demek caiz olmaz. Sıcaklığı tedbir ve icat eden kudrettir; lakin sıcaklık kudret değildir.

Özet olarak; Allah kainatta isim ve sıfatları ile tecelli ederken, mübaşeret ve temastan münezzeh olarak tecelli ediyor. Allah’ın isim ve sıfatları, tecelli ve taalluk ederken bile, mahlukattan münezzeh ve mukaddes olarak tecelli ve taalluk ederlerken, Allah bizatihi zatı ile iş ve icraat yapıyor demek, makul ve meşru fikirler olamazlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...