Block title
Block content

"Allah'ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır." Yirmi Altıncı Mektub'un Dördüncü Mebhas'ın İkinci Mes'elesini izah edebilir misiniz? Bu risaledeki iki fırka nedir, kimdir ve amaçları nedir? "La meşhude illahu" demekle nasıl nisyan-ı mutlaka düşülüyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu risalede geçen iki meslekten  biri tasavvuf ve tarikat mesleğidir, diğeri ise medreseyi temsil eden İlm-i Kelam mesleğidir.

Tasavvuf ve tarikat mesleğini temsil eden Muhyiddin-i Arabi Hazretleridir. İlm-i Kelam mesleğini temsil eden ise Fahrettin-i Razi Hazretleridir. Bu iki büyük üstat, birbirlerinin mesleğini ilmi olarak eleştiriyorlar. Üstat ise asrın müceddidi ve hakemi olarak meseleye ışık tutup her iki mesleğin eksik yönlerine işaret ediyor. Üstat her iki mesleğin üstünde ve eksik ve kusuru olmayan üçüncü bir meslekten haber veriyor. O meslek ise velayet-i kübra olan sahabe mesleğidir. Risale-i Nur mesleği de sahabe mesleğinin bir cilvesidir. Şimdi biz tek tek o mesleklere bakalım.

Tasavvuf ve tarikat Mesleği: Kalbi esas alıp, riyazet ve seyrü süluk ile nefsi terbiye edip, Kur’an ve iman hakikatlerine vasıl olma yoludur. Bu meslekte aklın işlettirilmesi zayıftır. Daha ziyade kalp ayağı ile seyrü süluk vardır. İnsandaki diğer latife ve sırlar ihmal içindedir. Üstat, sadece kalbin inkişaf ettirilme esası üzerine giden tasavvuf mesleğini, insanın sahip olduğu diğer latife ve hissiyatların ihmal edilmesi noktasından bu mesleği eksik görüyor.

Üstat, özellikle bu meslek içinde hususiyet kespetmiş olan Vahdet-i Vücut ve Vahdet-i Şuhut mesleklerinin bu zamanda eksiklikten daha ziyade risk ve tehlike  taşıyan meslekler olduğunu vurguluyor. Zira maddeciliğin hüküm sürdüğü bu asırdaki insanların, bu mesleklerde gitmelerinin ve anlamalarının imkansız bir hal aldığını ve bu yüzden, bu zamanda Vahdet-i Vücudu nazara vermenin çok tehlikeleri ve riskleri olduğunu vurguluyor.

Vahdet-i Vücut: Allah’ın varlığından başka varlıkları inkar edip, sadece Allah’ın varlığına hasr-ı nazar etmektir. Yani Allah’ın zatı dışında hiçbir varlığı kabul etmiyorlar. Eşyanın varlıklarını kabul etmemelerinin sebebi ise,  huzur-u İlahi’yi kazanmak içindir. Zira eşyayı Allah ile kul arasında bir mani olarak görüyorlar. Bu meslek, aklıdan çok, hali ve kalbi bir meslektir. Onun için aklın mikyası ile tartılamaz. Bunu anlamayan bazı zahiri alimler, İbn-i Arabi hazretlerini tekfir etmişlerdir.

Varlığı tek kabul etmenin bazı mahzurları ortaya çıkıyor. O mahzurlardan birisi ehlisünnetin mühim bir kaidesi olan; “Eşyanın hakikati sabittir” hükmünü  ihlaldir. Bu noktada vahdet-i vücut mesleği hak olan ehlisünnete muhalif olmuş oluyor. İkinci mahzur, Allah’ın varlığının dışında isim ve sıfatlarının tecellilerini inkar çıkıyor. Sadece Allah’ın varlığında fani olmak, diğer isim ve sıfatlarını okumamak, kamil imanı vermiyor. İşte Fahr-i Razi bu noktalarda bu mesleği eleştiriyor.

Vahdet-i Şuhut: Eşyanın varlığını inkar etmeyip, sadece unutmak mendiline sarıp bir kenara atmak ve sadece Allah’ın varlığına odaklanmak esasını savunuyor. Bu meslek Vahdet-i Vücuda nazaran biraz daha makul ve ehlisünnet kaidesine uygun bir meslektir. Bu yüzden, bu mesleğe sahv’e (aklın ayık ve kendinde olması hali)  denilmiştir. Vahdet-i Vücut mesleği ise sekir (aklın manevi sarhoş olması) mesleğidir. “La meşhude İlla Hu” cümlesi bu mesleği ifade edip özetleyen bir cümledir. Yani Allah’ı hatırlamak için her şeyi unutmak esası.Vahdet-i Vücut mesleğinde eşya inkar ediliyordu, bu meslekte ise sadece unutuluyor. Sorunuzdaki mutlak nisyan, Allah için değil, eşya için kullanılmıştır. Yani “La meşhude illa hu” derken, sadece Allah’ifade edip özetleyen bir cümledir. Yani Allah’ı hatırlamak için her şeyi unutmak esası.Vahdet-i Vücut mesleğinde eşya inkar ediliyordu, bu meslekte ise sadece unutuluyor. Sorunuzdaki mutlak nisyan, Allah için değil, eşya için kullanılmıştır. Yani “La meşhude illa hu” derken, sadece Allah’ı gör, eşyayı mutlak olarak unut anlamındadır.

İlm-i Kelam Mesleği: Akıl merkezli bir meslektir. Nasıl tasavvuf mesleği, sadece kalbi esas alıp, insanın sair duygu ve latifelerini ihmal ediyorlardı ve bu bir eksiklikti. Aynı şekilde, bu meslek de sadece aklı esas alıp, sair his ve latifeleri, özellikle kalbi ihmal ediyorlar. Allah’ın varlığını akli bir takım delillerle ispatlayıp, sair isim ve sıfatlarının kainattaki tecelli ve tezahürlerini ve Allah’ın Rububiyet ve Uluhiyet manalarını kainatta okumuyorlar.

Dolayısı ile, bu tarz bir varlık kabulü, sağlam ve tahkiki bir imanı temin etmiyor. İşte İbn-i Arabi, bu noktada meşhur vecizesini söylüyor  “Allah’ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır.” yani Allah’ı bilmek, sadece akli deliller olan devir ve tesellül  ile varlığını ispatlamaktan  ibaret değildir. Zira onun varlığını kabul ile beraber, isim ve sıfatları ile onu bilmek ve tanımak gerçek tanımak ve bilmektir.

Sahabe Mesleği: Bu meslekte, Allah’ın varlığının dışında, eşyanın vücudu ne inkar edilir ne de unutmaya terk edilir. Eşya, varlık olarak sabittir. Ama eşya Allah’ın isim ve sıfatlarını gösteren bir sanattır,  bir mükemmel tarif edicidir. Hangi varlığa nazar etsen, orada Allah’ın varlığını ve birliğini ihtar ve işaret eden bir levha görürsün. Onun için her şey Allah’ı hatırlatıp, huzuru kazandıran birer vasıtadır. Bu yüzden eşya ne inkar edilir, ne de nisyan perdesine sarılır. Üstelik eşya, Allah’ın sadece varlık ve birliğini göstermiyor, onu bütün isim ve sıfatları ile tarif ediyor. Bu yüzden tam ve kamil imanı temin ediyor. Onun için Kur’an, kainat kitabını okutturan ve ders veren bir muallim gibidir. İşte sahabeler bu vechi ile Kur’an ve kainatı okudukları için, tasavvuf ve kelamın en büyük üstatları, en küçük sahabeye yetişemiyorlar. Risale-i Nur da aynı meslek üzerine gidiyor.

Bir de sahabe mesleğinde sadece kalp ve akıl merkez alınmıyor, insandaki bütün his ve latifeler tam inkişaf içindedir, bu yüzden bir eksiklik de yoktur. Üstat kelam mesleği ile sahabe mesleğinin farkına işaret için su borularını misal olarak veriyor, orayı iyi anlarsak farkı da iyi anlarız.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Mebhas, İkinci Mesele | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 8567 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Vbdestabe

Çok güzel izah "Allah'ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır" yani Allah'ı bilmek, sadece akli deliller olan devir ve tesellül ile varlığını ispatlamaktan ibaret değildir. Zira onun varlığını kabul ile beraber, isim ve sıfatları ile onu bilmek ve tanımak gerçek tanımak ve bilmektir. Bunu istiyordum..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...