Block title
Block content

Allah’ın, celaline karşı kavlen ve fiilen subhanallah demek, kemaline karşı lafzan ve amelen Allahü ekber demek ve cemaline karşı da kalben ve lisanen hamd etmek ne anlama geliyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Önce şunu ifade edelim. Celal denilince Allah’ın bütün celalî isimleri kast edilmektedir; Celil, Kahhar, Azim, Aziz, Cebbar, Mümit, Müzill gibi.

Cemal denilince de bütün cemali isimler hatırlanır; Rahman, Rahim, Muhyi, Rezzak, Cemil, Mücemmil, Müzeyyin, Ğaffar, Settar, Şafi gibi.

Aynı şekilde kemal kelimesiyle de bütün kemalî isimlere işaret edilir; Ehad, Samed, Hayy, Kayyum, Kadim, Baki, Ferd gibi.

Üstat, esma tecellilerini anlatırken bunların birbiri içinde seyredilebileceğine özellikle dikkat çeker. "Cemalin gözünde celal, celalin gözünde cemal" olduğunu nazara verir. Meselâ semada celâl, zeminde cemâl hakim ise de semanın da ayrı bir güzelliği, zeminin de yine ayrı bir haşmeti, azameti vardır.

Çiçekte cemal daha net görülmekle birlikte onun yaratılması ancak Allah’a mahsus bir kemaldir de. Bunları kesin hatlarla ayırmak doğru olmaz. Ancak bazı mahluklarda yahut olaylarda cemal daha hakim olarak görünür, bazılarında celal, bazılarında da kemal. Bu tecellileri böyle değerlendirmek gerekir.

Bu kısa açıklamadan sonra sorunun cevabına geçelim:

Bu Söz'de namaz tesbihatıyla insanın mahiyeti arasında çok harika bir ilgi kurulmuştur. Nur Risalelerinde sıkça işlendiği gibi insanın mahiyeti acz, fakr ve nakstan (kusurdan) yoğrulmuştur. Yani insan sonsuz fakirdir, gözden güneşe, havadan ciğere, mideden gıdaya uzanan sonsuz bir ihtiyaç içindedir. Bunların hiçbirini kendi gücüyle yapamaması yönüyle de insan sonsuz fakirdir. Naks ve kusura gelince bu iki kelime kemalin zıddı olarak kullanılırlar. Burada geçen kusur bazen günahla karıştırılıyor. Her günah onu işleyen insan için bir kusurdur, bir noksanlıktır; ama her kusur günah değildir.

Şöyle ki:

Her insan, yorulması, acıkması, uyuması, unutması, ömrünün kısalığı, iradesini cüzi oluşu gibi nice yönleriyle sonsuz derece nakıstır, kusurludur.

Namaz boyunca insan Rabbinin celalini hatırlayarak Onu tespih eder, cemalini hatırlayarak ona hamd eder ve sonsuz kemalini hatırlayarak Onu tekbir eder. Onun ruhu bu ulvi zikirleri yaparken sanki bedeni de onu destekler, onu tasdik eder.

Namaza başlarken "Allahu Ekber" der. O bu tekbiri yaparken iki elini birlikte kulaklarına doğru kaldırmakla da sanki selama durur ve bu tekbiri destekler.

Tekbirden hemen sonra “sübhanekelluhamme ve bi hamdik” (Allah’ım seni noksan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamd ederim) der. Allah’ı önce tespih eder ve akabinde ona hamd eder.

Tespihin manasıyla namazın hareketleri arasındaki ilgi çok daha net olarak okunur.

Subhanallah diyen insan Allah’ı bütün noksan sıfatlardan tenzih etmiş olur. İşte bir mümin namaz esnasında rükua gittiğinde “sübhane rabbiyel azîm” der, Azim olan Rabbini tespih eder. O’nu noksan sıfatlardan kavlen (söz ile) tenzih ederken kendi noksanlığını da rüku ile, yani huzurunda bel bükmek suretiyle fiilen de ilan etmiş olur. Aynı şekilde, secdeye kapandığında “sübhane rabbiyel a’la" diyerek Allah’ı kavlen tespih ederken, fiilen de yüzünü yere sürmekle kendi noksaniyetini ilan etmiş olur.

Hamd ile namazın hareketleri arasındaki ilgi biraz perdeli gibidir. Tespihteki kadar net görülemez, ama vardır.

Anatomi ve biyokimya dalındaki bilim adamları, insanın bir elini kaldırıp indirmesinin yüzlerce kimyevî reaksiyonla gerçekleştiğini söylüyorlar. Buna göre namazdaki her hareket yüzlerce, binlerce kimyevî reaksiyon sonunda meydana geliyor. Ve bu hareketlerin her birisi hamdi gerektiren büyük bir mucize ve yine insan için büyük bir nimet oluyor.

Öte yandan konuya şöyle de yaklaşsak her halde yanlış yapmış olmayız:

Namaz kılan mümin, rükudan kalkarken Allah’a hamd eder; "Semi’ Allahü limen hamideh" der. Böylece sanki bütün terakkilerin, bütün inkişafların Allah’ın ihsanıyla olduğunu ilan etmiş olur. Bükülmüş belini doğrultan Allah olduğu gibi, mahlukatın her türlü sıkıntılarını gideren, onlara her çeşit terakki imkanlarını veren de yine Allah’tır. Aynı mana secde sonunda kıyama geçtiğinde Fatiha suresini okunurken de kendini gösterir; bütün hamdin Allah’a, Rabbü’l-âlemîne ait olduğunu ilan eder.

Toprağa atılmış çekirdekler sanki secde halindedirler, Allah’ın ihsanıyla yeryüzüne çıkar ve boy gösterirler. Bu ise onların kıyamı gibidir.

Namazdan sonra dua ederken Ellerimizi açmamızda da acz, fark ve naks yönlerimiz birlikte kendilerini gösterirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Nükte | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 15433 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...