Block title
Block content

Allah'ın isimlerini, bizde var olan ölçülerle anlıyoruz; ene diyoruz. Ayrıca, "Allah'ın benzeri yoktur." diyoruz. Birbirine zıt olmuyor mu?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bizdeki ene, yani benlik hissi hakiki değil, nispi ve itibaridir. Bu sebeple, Allah ile mukayese edilmesi hakikat noktasında değil, itibari ve nispi bir noktadadır. Bizim diye sahiplendiğimiz cüzi kudret, ilim, mülk gibi şeyler, haddizatında Allah’ındır. Biz sadece kıyas yapabilmek için, mecazi bir şekilde "bizim" diye hissediyoruz. Bu noktadan Allah’ın ne hakikat noktasında ne de itibari noktada bir benzeri ve zıddı yoktur.

Allah, kendi sonsuz sıfatlarını kavramamız için, bize bu mecazi ve itibari hissiyatı bahşediyor. Bahşedilmiş bir şeyin Allah’a benzemesi ya da rekabet edilmesi mümkün değildir. İnsan benliği ile beraber, Allah’ın mülkündendir. Hal böyle olunca, Allah’ın mülkünün Allah’a zıt olması ve ona rekabet etmesi mümkün değildir. 

Kafirlerin alemindeki rekabet ve meydan okuma cehillerinden gelen bir haldir. Yoksa hakiki anlamda bir meydan okuma ve rekabet etmek değildir. Bir şeyin zıt olması; ancak Allah’tan bağımsız ve O'nun mülkünden hariç olmayı iktiza eder. Her şey O'nun mülkü içinde olduğuna göre, Allah’ın zıddı ve benzeri de yok demektir.

Bu hakikatleri şöyle bir temsil ile akla yaklaştıralım: 

Çok zengin ve muktedir bir  zat, emrinde çalışan iki işçiye, servet idare etmenin meşakkatini, tasarrufunun büyüklüğünü, zenginliğin birtakım lezzetlerini, kendi haşmet ve ihtişamını anlatmak için çok tesis ve fabrikalarından ikisinin idare ve gelirini, bir yıllığına emaneten onlara verir. Şart olarak da fabrikanın mülkiyeti, içindeki makinaların eksiksiz geri verilmesi, kendi namına işlettirilmesi ve kendi ahlaki prensiplerine göre idare edilmesi gibi şeyleri o iki işçiye tembih eder.

İki işçiden birincisi, fabrikanın idaresini alır ve aynen O zatın direktifine göre hareket eder ve O'nun çok vasıflarını kıyas yolu ile anlar. Mesela der, “Ben şu küçük tesisi idare ediyorum, şu zat ise binlercesini idare ediyor. Ben, şu kadar insanla uğraşıyorum, O binlercesi ile alakadardır. Şu tesisin gelirindeki zenginlik, Onun mülkünün zenginliği, baş döndürür.” gibi... O Zat’a olan sevgi ve saygısı artar ve her zaman da orda geçici ve emaneten bulunduğunu unutmaz. Bu davranışı ile onun teveccühünü kazanır. O zat da, onu çok büyük bir mükafatla ödüllendirir.

Diğer işçi ise, fabrikaya girer girmez, vaziyetini ve vazifesini unutur. Hemen fabrikanın isim tabelasını indirir, kendi ismini takar. İdarede O zatın ahlakına uymaz. Demirbaş olan makineleri haraç mezat satar. Emanetçi ve geçici olduğunu hiç hatırlamaz. Asıl fabrika sahibini inkar eder ve ona meydan okur. Haddini aşarak temellük davasına sapar. Ayna olduğunu inkar eder. Mevhum olan, yani farazi olan hallerini gerçek telakki eder. Asıl fabrika sahibi olan zat da ona layık bir ceza ile onu cezalandırır.

İşte bu misalde olduğu gibi, insanın vücudu bir fabrika azaları gibidir. O zat ise, Cenab-ı Hak'tır. O iki işçi ise, biri mümin ve haddini bilen, temellük davasına sapmayan benlik ve hislerini Allah’ın isim ve sıfatlarını anlamakta kullananları temsil eder. Diğeri ise temellük davasına sapan, haddini aşan, kendine ait olmayan şeyleri kendine mal eden, firavun meşrep kafirleri temsil eder. 

O Zat’ın tembihleri ise, İslam ve şeriattır...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...