Block title
Block content

ALLAH'IN SIFATLARI

 

AYNÎ VE GAYRÎ SIFATLAR

Cenâb-ı Hakk’ın "aynî", "gayrî", "ne aynî ne de gayrî" olmak üzere üç çeşit sıfatı vardır.

Aynî sıfatlar, Allah’ın tenzihi ve selbi sıfatlarına denir. Bunlar "Vücûd, kıdem, beka, muhâlefetün lil-havâdis, kıyâm bi-nefsihî, vahdâniyet"dir. Bu sıfatlar Allah hakkında câiz olmayan mâna ve halleri bertaraf etmek için tedbir amaçlı konulmuş vasıflardır. Bu tenzihi sıfatlar iş ve icraat yapmazlar, onun için Allah’ın zât-ı akdesinin aynı kabul edilmişlerdir. Yani bu sıfatlar Allah’ın zâtının aynısıdır, başka bir mâna ve gayrılık ifâde etmezler. Mesela; vücûd sıfatı Allah’ın zâtının varlığını ifâde eden bir sıfattır. Zıt mana olan ademi, yani yokluğu bertaraf eder. Kıdem, başlangıçtan münezzeh olmasını gösterir. Bekâ ise, sonu olmamayı ifâde eder. Bu sıfatlar mevcut ve fâil değillerdir, bir kudret, bir irâde gibi varlıkları ve tasarrufları yoktur.

Gayrî sıfatlar, Allah’ın fiili olan sıfatlarına denir. Bu fiili sıfatların ise miktarı ve sınırı yoktur.

Bu fiili sıfatların çokluğu ise, Allah’ın kudret sıfatının muhtelif mevcudattaki muhtelif tecelliyatından ibarettir. Mesela; Allah’ın kudret sıfatı bir çekirdeğin açılmasında tecelli ederken Fettâh nâmını alıyor, bir canlının ölümünde Mûmit ismini alıyor, bir hayat bahşederken Muhyî ismini alıyor, canlılara rızık verirken Rezzâk nâmını alıyor ve hâkeza...

Bu sıfatlar, kâinat ve mahlûkatın yaratılması ile açığa ve meydana çıktıkları için, Ehl-i sünnete göre hâdistirler. Ama bu isimlerin arka cephesinde asıl iş gören ve icra eden "kudret sıfatı" ezelî ve ebedîdir. Onun için "Allah, ezelde Rezzâk, Muhyî, Fettâh değildi." demek mânasız olur. Allah, ezelde kudret itibâri ile bu gibi fiili isimlere sahipti, ama tecelli ve yaratma ile bu isimler meydana çıktığından, tesmiye olarak hâdis oluyorlar. "Gayrî" ismini de bu mânadan dolayı alıyor, yani tesmiye noktasından alıyor.

Ne aynî, ne de gayrî olan sıfatlar ise, Allah’ın zâtî ve sübûtî olan sıfatlarına denir. Bunlar "Hayât, ilim, irâde, kudret, tekvin, sem, basar ve kelâm"dır. Bu sıfatlar kâinatta iş ve icraat gören ve tasarruf ve tecellileri olan hakîki ve etken sıfatlardır. Bu sıfatlar selbi ve gayri sıfatlar gibi mâneviye ve tenzihi sıfatlar değildirler. Allah’ın zâtından başka mâna ve esasları olan ama ondan da müstakîl ve bağımsız olmayan sıfatlardır. Onun için ne ayn, ne gayr mânasını ifâde eden Allah’ın zât-ı akdesine zâid ve Onunla kâim sıfatlar denilmiştir. Ne o, ne de onsuz olabilir.

Bu sıfatların Allah’ın zâtı ile olan ilişkisi ve durumu ilm-i kelâm ve felsefenin en esaslı ve ihtilaflı konusudur. Biz burada üç gurubun fikrini özet olarak izâh edeceğiz ki, mesele o zaman açıklığa kavuşur.

Evvela, Ehl-i sünnetin dışındaki iki görüşü aktaralım.

Birincisi: Mûtezile'nin görüşüdür. Bunlar, Allah’ın bu sekiz sıfatını tıpkı selbi sıfatlar gibi Allah’ın zâtının aynı kabul edip, bu sıfatların vücûdunu inkar ediyorlar. Yani bunlar, Allah’ın zâtı hem ilim, hem irâde, hem kudret ve sâire deyip, zâtından başka bir şeyi kabul etmiyorlar. Allah, kâinatta sıfatlar olmaksızın zâtı ile iş ve icraat yapıyor diyorlar. Bunun gerekçesi olarak da tenzihi gösteriyorlar. Yani "Allah’ın zâtından başka kadîm sıfatları kabul etmek, kadîm zâtların çoğalmasını gerektirir ki bu da tevhîd ve tenzihe zıt olur." derler.

Mûtezilenin bu görüşü hem akla, hem de nakle zıt bir görüştür. Aklî açıdan ilim ve irâdeyi aynı kabul etmek, zaten açık bir safsatadır. Kur’ân’da ise Allah’a ilimdir, kudrettir demiyor, "Âlim"dir, "Kâdir"dir diyor. Yani ilim sahibidir, kudret sahibidir diyor. Bu da Mûtezile'nin tezine zıt bir ifâdedir. Daha çok deliller var, ama biz numune nevinden bunlarla iktifâ edelim.

İkincisi: Kerramiyelerin görüşüdür. Bunlar Allah’ın bu sekiz sıfatını Allah’ın zâtının tamamen haricinde ve ondan müstakîl olarak değerlendirirler. O zaman Mûtezile'nin dediği gibi "Kadîm varlıkların çoğalması" söz konusu olur ki bu da şirktir. Mûtezile'nin tepkisi ve tefrite yönlendiren Kerramiye'nin ifrat fikirleridir. Kerramiye ekolünün savunduğu fikrin butlanı zâhirdir, izâh ve ispata lüzum yoktur.

Üçüncüsü: Ehl-i sünnetin görüşüdür. Ehl-i sünnete göre "Allah’ın zâtî ve sübûtî sıfatları, Allah’ın zâtı akdesine zâiddir." Yani onun ile kâimdir, onun ile ayakta durur, onun ile dâimidir. Ama bununla beraber Allah’ın zâtı akdesinin aynı, mücâviri, muttasılı, mürekkebi, mücehhezi de değildir. Bu sıfatlar Allah’ın zâtının aynı değildirler, onun için Allah’a ve zâtına ilimdir, kudrettir, irâdedir demek yanlış oluyor. Bu sıfatlar Allah’ın zât-ı akdesine zâiddirler. Yani O değiller ama onunla kâimdirler. Bu sekiz sıfat, Allah değiller ama Allah ile kâimdirler. Ama Allah’ın zâtından başka bir mâna ve esası olan sıfatlardır. Allah’ın zâtının aynı olmamaları gayrı olmalarını gerektirmez.

Mûtezile tefrit edip sıfatları aynı demekle inkar ediyorlar. Kerramiye ifrat edip, sıfatlara Allah’tan bağımsız ulûhiyet isnât etmişler. Ehl-i sünnet ise, ne sıfatları inkar etmişler, ne de ulûhiyete götürmüşler. Ehl-i hak, ehl-i vasat olan Ehl-i sünnettir.

Yazar: Muaz İslam | Okunma Sayısı: 15368 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

üyelik2
Allah Celle celaluhu nun sıfatları vardır.Ama bunlar itibari varlıklar mıdır?Yani Mesela koltuğun sol köşesi örneğindeki gibi sol diye tek bir varlık yok.Allahın sıfatlarıda Allah olmadan olmuyor.Veya Bizim bir irademiz var.Biz olmadan bu iradede yok.Buradaki irade bir varlık mıdır yoksa varlık olan bizim zatımız mıdır?İmanın şartı olan Allahın sıfatlarında varlık vermek midir?son olarak bizde irade var,kudret var vs.bunlar varlık mı?Mantıken düşünüyorum.Bunlar var.ama varlık değil gibi duruyor.Çünkü varlık zat.Bunlar varlık değil.Mutezile böyle bir şey kastetmiş olamaz mı?
Log in or register to post comments
Editor (Muaz)
Sıfatların Allah ile olan bağının mahiyetini bizim idrak etmemiz mümkün değildir. Mutezile sıfatları ayn görmekle sıfatları inkar etmiş oluyorlar. Allah kainatta Zatı ile değil sıfatları ile iş görüyor. Şayet sıfatlar olmasa Zat-ı Akdes ile kainatın direk teması söz konusu olur ki bu ise caiz değildir.
Log in or register to post comments
Yükleniyor...