Block title
Block content

AMEL-İ SALİH

 
İbadet, kısaca, Allahın emirlerini yapmak ve yasaklarından kaçınmak olarak tarif edilebilir. Allahın emirlerini yapmak salih amel, yasaklarından kaçınmak ise takvadır.

Kur’an-ı Kerimde, imandan sonra hemen amel-i salihin zikredildiği pek çok âyet vardır. Bu ayetlerin birisinde mealen şöyle buyrulur:
“İman eden ve salih amel işleyen müminleri müjdele ki, altlarından nehirler akan cennetler onlarındır.” (Bakara, 25)

Âyet-i kerimede sadece amel denilmeyip, salih amel buyrulmaktadır.

Usulüne uygun olmayan bir işçilik salih değildir; ortaya konulan eserin bozulma ve yıkılma ihtimali çok yüksektir.

Dünya işlerinde böyle olduğu gibi, ibadetlerde de amelin salih olması büyük önem taşır.

Amelin salih olmasının en önemli şartı, ihlastır, yani o ibadetten ve o hayırdan sadece Allah rızasının beklenmesi, başka bir gaye gözetilmemesidir.
Bediüzzaman, salih amelin ruhunun ihlas olduğunu beyan etmekle, ihlassız amelleri “ruhsuz cesetlere” benzetir. Yüzlerce insan cesedini bir araya getirseniz bir insan etmezler, çünkü hayatları yoktur, ruhları yoktur. Riya için, maddî menfaat için, “desinler” yahut “demesinler” için yapılan bütün ibadetler bu guruba girer.

Şu var ki, salih amel için, ruh yanında bedenin de ayrı bir önemi vardır. İhlas ile yapılan ibadetlerde, şekil şartı beden vazifesi görür.
Akşam namazının farzı üç rekattır ve bunun dört kılınması halinde, şekil yönünden, amel batıl olur.

Şekil şartının yerine getirildiği farz ve vacip ibadetlerde, kişi sorumluluktan kurtulabilir. Ancak o ibadetten alacağı feyiz ve onunla kazanacağı manevî kemâl, işlediği amelin ruhu olan ihlas nispetindedir.

Bak: Takva
Paylaş
Yükleniyor...