Block title
Block content

ANARŞİ VE GENÇLİK

 

Anarşi: Karışıklık, kargaşalık, düzensizlik. Anarşilik: karışıklık çıkarmak, insanları kanunsuzluğa itmeye çalışmak.

Anarşist: Düzen tanımaz, yıkıcı, isyancı, bozguncu.

Genellikle anarşi ve terör kelimeleri birbiriyle karıştırılır. Anarşide daima kaos ve kargaşa hakimdir. Dünyada hangi yönetimi ve yönetim tarzını bulsa beğenmez, tahrip etmeğe ve ortadan kaldırmaya çalışır. Ama terör öyle değildir; beğenmediği yönetim tarzına karşı baş kaldırır. Ama istediğini elde edince silahı bırakır ve durulaşır.

İslam dini bu iki teşekkül ve faaliyete karşı çıkmakla beraber, anarşiliği daha tehlikeli bulmaktadır. Çünkü, dünyayı ve insanlığı güzel ahlak ve düzenli hayata ulaştırmayı hedefleyen bir din, elbette kural tanımazlığın ve düzen yıkıcılığın odağı olan anarşiliği, en tehlikeli ve zararlı faaliyet olarak ilan edecektir.

Nitekim, Kur'an terörü lanetlemiş, anarşiyi, fitne ve kaos oluşturmayı en dehşetli ve tehlikeli bir olay olarak nitelemiştir. İslamiyet, her türlü terör, zulüm ve ihaneti yasaklar; anarşilik ve bozgunculuğun her türlüsüne şiddetle karşı çıkar. İslam dini, zarara zararla, zulme zulümle karşılık vermez.

İslam, adaleti tesis etmek, azgın nefislerin tahakküm ve istibdadını kırmak ve insan vicdanını itidale ulaştırmak için Allah tarafından gönderilmiştir.

Bundan dolayı, İslam dini bu konuda çok hassastır. Öyle ki, Kur'an, haksız olarak bir cana kıymayı ve kan akıtmayı bütün insanlık alemine karşı işlenmiş en dehşetli bir cinayet olarak nitelendirmektedir:

“Kim ki, bir cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık (ceza) olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa BÜTÜN İNSANLARI ÖLDÜRMÜŞ GİBİ OLUR. Her kim de bir hayatı kurtarırsa BÜTÜN İNSANLIĞI KURTARMIŞ GİBİ OLUR.” (Mâide, 5/32)

Kur'an, terör ile birlikte her türlü fitne ve fesadı da lanetlemiştir. Kur'an-ı Kerim, fitne çıkartan, toplum hayatında fitneye vesile olan ve yönetime geçtiği zaman fitne tohumları ekenlerin ifsat ve şerlerine dikkati çekmiş, bozgunculuğun dehşetini, fitnenin vahametini açık bir biçimde ortaya koymuştur:

“O yeryüzünde iş başına geçti mi, orada fesat çıkarmaya, ekini ve zürriyeti kökünden kurutmaya koşar. Allah fesadı sevmez.”(Bakara, 2/205)

Ayrıca Kur'an, fitneyi de yasaklamış, fitne çıkarmayı adam öldürmekten daha tehlikeli ve zararlı göstermektedir. Hakikaten, fitne çıkarmak çok insanın maddi ve manevi hayatına tecavüzü ve kastetmeyi netice verebilir. Bir ayet-i kerimede Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“Fitne, zulüm ve baskı adam öldürmekten daha korkunçtur.” (Bakara, 2/217)

Kur'an'ın bu gibi mesaj ve derslerinden ciddi anlamda istifade eden bir Müslüman'ın ruhunda düşmanlık, kin, vahşet ve fitne çıkarmak yoktur. En büyük düşmanıyla bir nevi kardeşliği vardır. Mümin, “Yaratılanı hoş gördük, Yaratandan ötürü.” hakikatini vicdanının derinliğinde hisseder. Mümin, muhabbet fedaisidir, husumete vakti yoktur.(1) Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de, bir kısım insanların zararlarının diğer bir kısım insanlar tarafından engellenmesi neticesinde mabetlerinin zararlardan korunduğunu ifade ederek, inanların dikkatlerini zararların önlenmesine çekmektedir:

“Allah insanları birbirlerine karşı savunmasız bıraksaydı, şüphesiz o zaman, içlerinde Allah'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler (çoktan) yıkılıp gitmiş olurdu.”(Hac, 22/40)

İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v), rahmet ve şefkat peygamberidir. Kur'an-ı Kerimde Cenab-ı Hak :

“(Resulüm!) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiya, 21/107)

buyurmaktadır. Hz. Peygamber, güzel ahlakın bütün kısımlarını hayatında en güzel bir şekilde fiilen sergilemiş, hayatı boyunca ashabını fitneden sakındırmıştır. Fevkalade bir ciddiyet ve hassasiyet ile fitneden kaçınmayı emretmiştir:

“Fitneden kaçının! Çünkü o esnada dil, kılıç darbesi gibidir.”(2)

İslam tarihinde anarşi faaliyetlerinin en acı tabloları, Şiâ itikadını taşıyan İsmailiyye (Batınilik) fırkası tarafından yaşatıldı. Şöyle ki:

Bu fırkanın icra ettiği kanlı hadiseler, İslam tarihi boyunca en tahripkâr ve fitne unsuru olmuştur. Asya'nın başı dönmüş bu kanlı anarşistleri, fikirde, itikatta, ahlâk ve hayatta fesat çıkartmışlar; İslâm âleminde yıllarca sükûn ve huzuru bozmuşlardır. Bu anarşistleri yetiştiren ve organize eden kişilerin başında “Şeyh-i Cebel” diye anılan Hasan Sabbah ve onun cennet fedaileri gelmektedir.

Hasan Sabbah, Selçuklu İmparatorluğunun imansız ve acımasız bir düşmanı idi. Amacı, Batıniyye fikriyatının gelişmesine engel olan bu güçlü devleti yıkmak, ortadan kaldırmaktı. Bu gayesini gerçekleştirmek için “cennet tasvirlerine uygun” bahçeler inşâ ettirdi. Bu bahçelerde göz kamaştırıcı köşk ve saraylar yaptırdı. Bu bahçe ve köşklerde nefse hitab eden şarkıcılar, cennet hûrilerini de andırır genç kızlar vardı.

Hasan Sabbah'ın adamları değişik bölgelerden yaşlarında cesaretli, atılgan gençleri toplayarak Alamut Kalesi'ne getirirlerdi. Bu gençlere önce cennet ve cennetin zevk ve eğlenceleri anlatılırdı. Sonra bu gençler, uyuşturucu maddeler ile uyutulup “cennet bahçelerine” indirilirdi. Gençler ayılıp, gözlerini açtıklarında karşılarında muhteşem köşkleri, huri gibi kızları, rengârenk çiçekleri, meyve bahçelerini görünce, Hasan Sabbah'ın müjdelediği cennete girdiklerine gerçekten inanırlardı. Günleri zevk ve safa ile geçerdi. Bir müddet sonra tekrar uyuşturucu ile uyutulur ve cennet bahçesinden çıkartılırlardı. Artık bu gençlerin en büyük arzuları, Hasan Sabbah'ın bu cennet bahçesine tekrar girebilmek olurdu.

Hasan Sabah bu dessas plânı ile birtakım gençleri kendine bağlamış, onları kendisinin “intihar timleri” haline getirmişti. Hasan Sabbah bir kimseyi öldürtmek istediği zaman, bu gençlerden birisini çağırır, “Git filân kimseyi öldür, bu işi başarır gelirsen seni cennete gönderirim. Eğer ölürsen meleklerimi gönderir seni cennete aldırırım.” derdi. Böylece daha önceleri tattıkları Cennet aşkı ile yanıp tutuşan bu gençler, şeyhin bu emrini mutlak bir teslimiyetle yerine getirir, istenen adamı ne pahasına olursa olsun öldürürlerdi.

Hasan Sabbah, tam 33 yıl söz konusu kalede, bu anarşi faaliyetlerini sürdürdü. İran Şiîlerinin bu anarşist şebekesi, yüzlerce, binlerce Müslüman'ın kanına girdiler. Sosyal huzuru kaçırdılar, terör estirdiler. Dirayetli bir devlet adamı olan ve Selçukluların dünyaca meşhur veziri, Nizâmülmülk'ü şehit ettiler. Şiîlerin yayılmasına mani gördükleri âlim ve fakihleri, katlettiler. Bu anarşi çetesi, Hicri 317 yılında Hac mevsiminde Arafat'tan Mekke'ye dönen hacılara saldırarak hepsini kılıçtan geçirdi. Bu toplu katliâmdan kurtulan bir kısım hacılar Kâbe-i Muazzama'ya sığındılarsa da bu anarşistler, Kâbe'ye girdiler ve onları da Beytullah'ın içinde şehit ettiler. Hattâ bir kısmının cesetlerini zemzem kuyusuna attılar.

Kâbe'nin örtüsünü yağma ettiler. Kâbe'nin kapısını ve Hacerü'l-Esved'i söküp götürdüler. Hacerü'l-Esved, Hicri 339 yılına kadar tam 22 sene bunların elinde kaldı. O zamanki Bağdat hükümeti bu gözü dönmüşlerden Hacerü'l-Esved'i geri almak için 50.000 altın teklif etti ise de bu teklifi reddettiler.

Nihayet Afrika'daki Fâtımilerin “Mehdi”sinin şiddetli tehdidi üzerine Hacerü'l-Esved'i iade ettiler.(3)

Anarşistliğin en büyük sebebi imansızlık, dolayısıyla en büyük düşmanı da iman ve Kur'an hakikatleridir. Bu nedenle, bu zamanda iman ve kur'an hakikatlerini asrın idrakine göre söyleten Bediüzzaman Said Nursi, anarşiye mani olmanın yegane sebebinin iman hakikatlerine sarılmak, bunları hayatımıza hayat edinmekle ve ruhumuza ruh kılmakla mümkün olduğunu aşağıdaki (sadeleştirilmiş) ifadelerle ortaya koymaktadır.

“Hem her bir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, Allah rızası, sevab kazanma yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhirî âsâyiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o şehir hayatı zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, güçlüler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar.”(4)

“Din terbiyesi olmazsa, Müslümanların idare edilmesi için sıkıyönetim veya her istediklerini rüşvet vermekten başka çare olamaz. Çünkü, nasıl bir Müslüman, şimdiye kadar hakikî Yahudi ve Nasranî olmaz, belki dinsiz olur, bütün bütün bozulur. Öyle de bir Müslüman komünist olamaz. Belki anarşist olur, daha istibdad-ı mutlaktan (sıkıyönetim) başka idare edilmez. Biz Nur talebeleri hem idareye, hem âsâyişe, hem vatan ve milletin saadetine çalışıyoruz. Karşımızdaki dinsiz anarşist ve millet ve vatan düşmanlarıdır. Hükümet için bize ilişmek değil, tam himaye ve yardım etmek elzemdir.”(5)

“... Bir Müslüman başkasına benzemez. Dini terk edip İslâmiyet seciyesinden çıkan bir Müslim mutlak küfre düşer, anarşist olur, daha idare edilmez."

"Evet, eski terbiye-i İslâmiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken ve milli ve İslami adetlerimize karşı yüzde elli lâkaytlık gösterildiği halde, elli sene sonra yüzde doksanı nefs-i emmâreye tâbi olup millet ve vatanı anarşiliğe sevk etmek ihtimalinin düşünülmesi ve o belâya karşı bir çare arama hissi, yirmi sene evvel beni siyasetten ve bu asırdaki insanlarla uğraşmaktan kat'iyen menettiği gibi; Risale-i Nur'u, hem şakirtlerini, bu zamana karşı alâkalarını kesmiş; hiç onlarla ne mübareze, ne meşguliyet yok.”(6)

“Bir Müslüman İslâmiyet dairesinden çıksa, mürted ve anarşist olur, toplum hayatına zehir hükmüne geçer. Dinin şiddetle men ettiği şey, fitne ve anarşidir. Çünkü, anarşi hiçbir hak tanımaz. İnsanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirir ki, bunun âhir zamanda Ye'cüc ve Me'cüc komitesi olduğuna Kur'ân-ı Hakîm işaret buyurmaktadır.”(7)

Yukarıdaki ifadelerden de açıkça anlaşıldığı gibi, insanlığı ateşe veren ve mahvetmeye çalışan anarşistlik faaliyetleri, ayet ve hadislerde “ye'cüc ve Me'cüc” tabir edilen kıyameti netice verecek olan azgın topluluk olduğu belirtilmektedir. Bu azgın ve kural tanımaz anarşi gruplarına karşı tek çare, iman ve kur'ana hakikatlerine sarılmaktır.

Dipnotlar:

(1) bk. Şener Dilek, İslam Dininin Esasları.
(2) bk. İbn-i Mace, Fiten, 24. 
(3) bk. Mehmet Kırkıncı, Alevilik Nedir?, Zafer Yayınları.
(4) bk. Şualar, On Birinci Şua, Sekizinci Mesele.
(5) bk. age. On Dördüncü Şua.
(6) bk. Emirdağ Lahikası-1, (7. Mektup) 
(7) bk. Emirdağ Lahikası-II, (95. Mektup) 

Yazar: Burhan SABAZ (Dr.) | Okunma Sayısı: 6909 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Gökyüzü
Rabbim vatanımızı, milletimizi ve Islam alemini bu tür çirkin faaliyetlerden korusun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...