"And olsun ki, biz dünya semasını kandillerle süsledik ve onları şeytanlar için atılacak şeyler yaptık." Bu ayetin izahını yapar mısınız? Kişinin aklının almadığı ve tenkit ettiği konu ne olabilir? Zihnin darlaşması ve aklın göze inmesi ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

بسم الله الرحمن الرحيم
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِّلشَّيَاطِينِ ۖ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ

“And olsun ki, biz dünya semasını kandillerle süsledik ve onları şeytanlar için atılacak şeyler yaptık.” (Mülk, 67/5)

Bu âyet-i kerîme hakkında tefsir âlimlerimin izahlarını hülasa olarak arz edelim:

Dünya semâsı, dünyamıza en yakın olan semâ tabakasıdır. Bununla birlikte, daha üst tabakalarda olsalar bile ışığı dünyamıza ulaşan yıldızlar da dünya semâsının kandilleri sayılırlar.

Yıldızların bizlere bakan üç vazifesi vardır:

Birisi; dünya semâsında birer kandil olmaları, gecenin zifiri karanlığını kısmen kırıp yolumuzu aydınlatmaları…

İkincisi; insanların yönlerini tayin etmelerine ve yollarını bulmalarına yardımcı olmaları…

Üçüncüsü ise; şeytanların recmedilmesinde vazife almaları…

Âyet-i kerîmede geçen, “onları şeytanlar için atılacak şeyler yaptık.” ifadesi “atılacak ateş taneleri, ateşten mermiler yaptık” şeklinde de tefsir edilmiş ve şu noktaya bilhassa dikkat çekilmiştir: Şeytanlara atılan şey, yıldızın tamamı değil, onun kütlesinden kopan ışıklı alevlerdir.

Bazı tefsir âlimleri,

“Ancak bir söz kapan olursa, onu da delen ve yakan bir alev takip eder.” (Saffat, 37/10)

âyet-i kerîmesini buna delil getirmişlerdir.

Bu âyet-i kerîme, müteşabih bir âyet olup, atışın mahiyeti, şeytanların bundan nasıl etkilendiği yahut bu ateş kütlesiyle nasıl imha edildikleri gibi konular hakkında fazla tevil yapılmamıştır. Burada verilen temel mesaj, şeytanların, kulak hırsızlığı yaparak, yerdeki kâhinlere yanlış haber ulaştırmalarının menedildiğini bildirmektir.

“Şüphesiz o Zikr’i (Kur’ân’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (Hicr, 15/9) âyet-i kerîmesiyle haber verilen İlâhî korumanın bir yönü de budur.

Yıldız kayması olarak gördüğümüz hâdise, meleklerin şeytanlar karşısındaki muzafferiyetlerinin bir ifadesidir. Bir kaleye bayrak çekilmesi, o kalenin fethini gösterir. Burada ateşin şeytanları yakmasından ziyade, şeytanların mağlubiyetinin ilanı söz konusudur.

Bazı tefsir âlimlerine göre, burada yıldızların hareketlerinden kendilerince manalar çıkaran kâhinlerin sözlerinin asılsızlığına da işaret edilmektedir. Onlar da insanları aldatmaları cihetiyle şeytanların vazifesini yaparlar. Böylece insî şeytanların gayb hakkındaki konuşmalarının da asılsızlığı ders verilmiş olmaktadır.

“Ateşin şeytana ne zararı olabilir?” şeklindeki bir suale cevap olarak, şeytanların ateşten yaratıldıkları hatırlatılır.

Üstad Hazretleri, bütün yıldızların değil, “yıldızların küçük bir nev’inin” şeytanların recmine alet edildiklerini kaydeder.

“Ey kozmoğrafyanın ruhsuz meseleleriyle zihni darlaşan ve aklı gözüne inen ve şu âyetin âzametli sırrını, o sıkışmış zihninde yerleştiremeyen mektebli efendi! Şu âyetin semâsına yedi basamaklı bir merdivenle çıkılabilir. Gel, beraber çıkacağız!”(1)

Bu semâ âlemlerini kim yaratmış, kim tanzim etmiş ve kim böyle mükemmel süslemiştir? Bu sualin cevabı, astronomi ilminin ruhudur. Bunu hiç düşünmeden doğrudan gökyüzünü incelemek ruhsuz bir ilim olur. Ruhsuz olunca da onu tahsil eden kişilerin zihinleri darlaşır ve akılları gözlerine iner. Meseleleri çok dar bir dairede değerlendirirler ve sonunda görmedikleri şeylere inanmama bataklığına düşerler.

İşte, yıldız kaymalarıyla, şeytanların recmi arasında bir alâka kuramayarak âyete itiraz eden kişilerin de hastalıkları, zihin darlığıdır ve eğer tövbe etmezlerse, akıbetleri, imansızlık olacaktır.

Görmediğine inanmayan bir kişi şu görünen fizik âleminin bile çok büyük bir bölümünü inkâr etmekle karşı karşıya kalır. Bugün, ilmin tespitine göre insan gözü şu âlemdeki ışınların çok az bir kısmını görebilmektedir.

Işınlar bir yana, görmediğine inanmayan kişi bedenindeki atomları, genleri; ruhundaki aklı, hafızayı, his dünyasını; yemeklerin tadını, çiçeklerin kokusunu da inkâr edecektir. Zira bunların hiçbiri gözle görünmemektedir.

İnsanın gözü madde âleminin sadece şekiller ve renkler boyutunu görürken, kulağı sesler âlemini, burnu kokular âlemini, dili tatlar âlemini ve aklı hikmetler ve mânalar âlemini görebilmektedir. İnsan sadece gözden ibaret bir varlık değildir ve görmesi de göze münhasır kalmaz. Bunun aksini düşünmek zihin darlığıdır.

Zihnin daralması, sathi düşünmeye yol açar. Bunun neticesi ise, sadece gördüğüne inanmak gibi garip bir safsatadır.

1) bk. Sözler, On Beşinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...