"Arif-i billah âczden, mehafetullahtan telezzüz eder... Kâmil insanlar âczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki, kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberri edip Allah’a âcz ile sığınmışlar; âczi ve havfı kendilerine şefaatçi yapmışlar." İzah?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir insan aczini ne kadar hissederse o derecede Allah'a itimat eder, bağlanır ve yanaşmaya çalışır. Fakat insan aczini anlamayıp kuvvet ve kudretine itimat etse, bu durum onu ibadetten, niyazdan ve dolayısıyla Allah'tan uzaklaştırır. Aczini anlama noktasında eriştiği bu güzel vaziyetten elbette aklı başında olan kişi, bundan lezzet ve ferah duyar. Risale-i Nur'da bu konuda geçen bir paragraf:

"O çare ise şudur ki: O cüz-i ihtiyarîden dahi vazgeçip, irade-i İlahiyeye işini bırakıp, kendi havl ve kuvvetinden teberri edip, Cenâb-ı Hakk'ın havl ve kuvvetine iltica ederek hakikat-i tevekküle yapışmaktır. Ya Rab! Madem çare-i necat budur; senin yolunda o cüz-i ihtiyarîden vazgeçiyorum ve enaniyetimden teberri ediyorum." (Sözler, On Yedinci Söz; İkinci Makam)

Aynı şekilde insanın Allah'tan korkması, bir insanın bir zalimden veya parçalayıcı bir vahşiden korkması cinsinden değildir. Aksine Allah'tan korkmak, onun şefkatine sığınmayı ve daha samimi kul olmayı netice verdiğinden lezzet verir. Bu nedenle aklı başında ve kalbi sağlam insanlar, Allah'ın rahmetinin genişliğini bildiklerinden onun gazabından korkup yine rahmetine sığınmayı büyük bir lütuf görmüş, böyle bir yol açık olduğundan Allah'a bundan dolayı ayrı şükretmiş ve lezzet almışlardır. Üstadımız Yedinci Söz'de şöyle der;

"Evet, havfta lezzet vardır. Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: 'En leziz ve en tatlı haletin nedir?' Belki diyecek: 'Aczimi, zaafımı anlayıp, validemin tatlı tokatından korkarak yine validemin şefkatli sinesine sığındığım halettir.' Hâlbuki bütün validelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecelli-i rahmettir. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki; kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberri edip, Allah'a acz ile sığınmışlar. Aczi ve havfı, kendilerine şefaatçı yapmışlar." (bk. age., Yedinci Söz)

Ayrıca Ârif-i billâhın aczden ve mehâfetullahtan nasıl lezzet aldıkları, onların dua ve niyazlarından anlaşılmaktadır.

Onlar, aczlerini ve Allah’tan korkmalarını duâlarına vird yapmışlar ve bununla da telezzüz etmişlerdir. Bu makamda, onlara ait dualardan Veysel Karanî Hazretlerinin münacatını misal vererek, ârif-i billâhın aczden ve mehâfetullahtan aldığı lezzeti bir derece anlamaya çalışacağız.

"Ey Allah’ım!
Sen Rabbim’sin, ben ise kulum;
Sen yaratansın, ben ise yaratılan;
Sen rızık verensin, ben ise rızıklanan;
Sen maliksin, ben köle;
Sen azizsin, ben zelil;
Sen zenginsin, ben fakir;
Sen dirisin, ben ölü;
Sen bakisin, ben fâni;
Sen kerimsin, ben hakir;
Sen muhsinsin, ben kötü;
Sen gafursun, ben günahkâr;
Sen azimsin, ben hakir;
Sen kavisin, ben zayıf;
Sen verensin, ben dilenci;
Sen eminsin, ben korkan;
Sen cömertsin, ben miskin;
Sen dualara icabet edensin, ben dua edenim;
Sen şafisin, ben hasta!
Günahlarımı affet, hatalarımı bağışla, hastalıklarıma şifa ver!
Ya Rab, Ya Vâfi, Ya Rahim, Ya Şafi, Ya Kerim, Ya Muafî..."

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Arif-i billahın aczden ve mehafetullahtan lezzet almasını" biraz açar mısınız?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...