Block title
Block content

"Aristo, Eflatun, İbni Sina, Farabi... Tabiata saplanıp şirkten tamamen kurtulamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar." ifadesini nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hattâ, silsile-i felsefenin en mükemmel fertleri ve o silsilenin dâhileri olan Eflâtun ve Aristo, İbn-i Sina ve Farabî gibi adamlar, 'İnsaniyetin gayetü'l-gayâtı teşebbüh-ü bi'l-Vâcibdir, yani Vâcibü'l-Vücuda benzemektir.' deyip firavunâne bir hüküm vermişler. Ve enaniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak, esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi çok envâ-ı şirk taifelerine meydan açmışlar. İnsaniyetin esasında münderiç olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapılarını kapayıp ubudiyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar."(1)

Teşebbüh-ü bi'l-Vâcib yani Vacibü’l –Vücut olan Allah’a benzemek terkibinde, sarih ve açık bir şirk unsuru yoktur. Lakin şirke ve küfre yol açacak insanı benlik ve kibre sevk edecek unsurları havidir bu terkip.

Üstad'ın ibarelerinde İbn-i Sina, Farabî ve Eflatun gibi zatların açık bir şekilde şirke girdikleri manası anlaşılmıyor. Sadece esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi şirk ve küfür fırkalarına fikri bir zemin ve onlara bir kapı araladığını vurguluyor. Yoksa her ikisini aynı kefeye koymuyor. Ama bu zatların açmış olduğu bu fikri kapıyı kullanıp, şirke ve küfre düşen çok fırkalar ortaya çıkmıştır.

Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak ile hiçbir yönle mahlukata kıyasa gelmeyen Allah’a benzemek arasında çok azim fark var. İşte bu filozoflar bu noktada yanılmışlardır.

Burada “Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar.” ibaresi esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi ehl-i küfür ve şirke hitap ediyor. İbn-i Sina, Farabî ve Eflatun gibi zatları ise bunlara kapı açmak ve fikri zemin ihzar etmek noktasından tekdir ve ta’zir ediyor, yoksa tekfir etmiyor.

“Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar.” ibaresinde, şükrün yolunu kapamak manası ise şirk ve küfrün bir gereğidir. Zira kainattaki nimet, ikram, ihsan, tezyinat, gibi çok fiil ve icraatları sebeplere verirsek, Allah’tan bilmediğimiz için teşekkürü Allah’a değil, sebeplere tapmak sureti ile yapmış oluruz. Bu da şükür ve teşekkür yolunu kapamak anlamına gelir. Elmayı ağaçtan, sütü inekten, balı arıdan geldiğini zu’m eden birisi Allah’a değil, ağaca, ineğe ve arıya perestiş eder. Böylece şükür ve teşekkürün yönü değişir. Allah’a değil, sebeplere olur. İbn-i Sina, Farabî ve Eflatun gibi zatlar bu yola giren değil, sebep olan adamlardır. Bu yüzden adi ve ami bir müminden öteye geçememişlerdir.

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat, İkinci Vecih.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 8.204
Word indir Pdf indir
Paylaş

BENZER SORULAR

Yükleniyor...