"Arkadaş! Âlem-i bekaya delâlet eden berahinden maada, arkasında saflar teşkil edip dualarına bir ağızdan 'Âmin, âmin!' söyleyen enbiya, evliya, sıddıkîn imamları,.." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Arkadaş! Âlem-i bekaya delâlet eden berahinden maada, arkasında saflar teşkil edip dualarına bir ağızdan 'Âmin, âmin!' söyleyen enbiya, evliya, sıddıkîn imamları, Mahbub-u Ezelî’nin Habib-i Ekremi Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın tazarruatı, duaları, âlem-i bekada insanın bekasına pek büyük bürhan ve kâfi bir vesiledir. Çünkü kâinatı serâpa istila eden şu hüsünler, güzellikler, cemaller, kemaller; o Habib’in tazarruatını işitmemek veya kabul etmemek kadar çirkin, kabih, kusur, naks addedilecek bir şeye müsaade eder mi? Cenab-ı Hak bütün nekaisten, çirkin şeylerden münezzeh, müberra değil midir? Elbette münezzehtir."(1)

Bütün peygamberlerin bütün evliyaların bütün salih ve sıddık insanların, özellikle de Peygamber Efendimiz (asm)'in tek bir ağızla tek bir talep ve aşkla Allah’tan sonsuz yaşam istemesi, ahiretin kurulması ve inşa edilmesi için yeterli bir sebep, kâfi bir vesiledir.

Şayet ahireti gerektiren diğer bütün gerekçeler hiç olmasa da sadece şu ortak dua şu ortak talep şu birlikte yapılan tazarru ve niyaz, ahiretin yaratılması için yeter bir sebeptir, kâfi bir gerekçedir.

Allah’ın bütün bu dua ve talepleri geri çevirip kabul etmemesi, kainatta sergilemiş olduğu güzellikler mükemmellikler ile bağdaşmaz. Yani sonsuz bir güzellikten çirkin bir fiil, çirkin bir davranış çıkmayacağı gibi, sonsuz mükemmel olan bir Zat'tan da eksiklik ve noksanlık sadır olmaz. Çünkü, insanlığın ortak ve külli bir duası olan sonsuz yaşama isteğini geri çevirip kabul etmemek, Allah’ın sonsuz cemal ve kemaline yakışmaz.

"Habibim" diye taltif ettiği bir kulunun en büyük isteği olan ebediyeti vermemesi, yani ahireti yaratmaması, Allah’ın sonsuz güzelliğine sonsuz mükemmelliğine sonsuz zenginliğine sonsuz izzet ve haşmetine yakışmaz...

Burası, Onuncu Söz’ün Beşinci Hakikat’inin çekirdeği hükmündedir. O sözden sadece bir cümle aktarmakla iktifa edeceğiz:

“Eğer âhiretin hesapsız esbab-ı mucibesi, delâil-i vücûdu olmasaydı, yalnız şu zâtın tek duası, baharımızın icadı kadar Hâlık-ı Rahîmin kudretine hafif gelen şu Cennetin binasına sebebiyet verecekti.”

Âhiretin varlığının sonsuz delilleri vardır. Bunlar başlıca iki gruba ayrılır: Naklî deliller ve aklî deliller.

Naklî deliller, bütün İlâhî kitap ve suhuflarda, bütün enbiya ve mürselinin âhiretin varlığını haber vermeleridir. İlâhî kitaplarda verilen bu haberler bütün evliya, asfiya, ulema ve mürşitler tarafından da tasdik ve delillerle ispat edilmişlerdir. Bu deliller sayılamayacak kadar çoktur.

Öte yandan bu kâinat kitabında da, geceden sonra sabahın, kıştan sonra baharın gelmesi gibi haşrin geleceğine hadsiz deliller vardır. Üstat hazretleri bir tek ağaçta yaprakları, çiçekleri ve meyveleri cihetiyle haşrin üç ayrı delilinin sergilendiğini nazara verir.

Bütün bu deliller olmasaydı bile, Peygamber Efendimizin (asm.) tek duası cennetin yaratılmasına kâfi gelecekti.

Allah’ın bu kâinattaki her şeyi güzel ve mükemmel yaratması gösteriyor ki, bu cemal ve kemal, sevgili Habib’inin duasını “işitmemek veya kabul etmemek” gibi bir çirkinliğe ve noksanlığa müsaade etmez.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

k.toprak
Allah razi olsun kiymettar agabeylerim
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...