"Arkadaş! İslâmiyet, bütün insanlara bir nur, bir rahmettir. Kâfirler bile onun rahmetinden istifade etmişlerdir. Çünkü İslâmiyetin telkinatiyle küfr-ü mutlak, inkâr-ı mutlak, şek ve tereddüde inkılâp etmiştir..." Bu remzi açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İslâmiyet, bütün insanlara bir nur, bir rahmettir."

Kur’an son İlâhî kitap ve Hz. Muhammed (asm.) son peygamber olduğuna göre, bütün insanlık alemi “iman, hidayet, ibadet ve ahlâk” dersini İslam’dan alacaktır. On Dokuzuncu Söz’de Peygamberimiz (asm.) “bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip” olarak vasıflandırılır. O halde, bugün dünyanın her köşesinde Onun hatiplik, yani hakkı tebliğ etme görevini yerine getirme sorumluluğu Müslümanların omzundadır. Bunun yolu ise, kavgadan, anarşiden değil, sulh ortamı içinde insanî münasebetler kurup, bütün insanları Allah’ın kulları olarak görmek ve onların cehennemden kurtulmaları için şefkatle ve gayretle çalışmaktır. Üstadımızın ifade ettiği gibi, “Nev-i beşerin en büyük meselesi cehennemden kurtulmaktır.”(1)

"Küfr-ü mutlakın şek ve tereddüde inkılap etmesi."

Mutlak küfür, bugünkü ifadesiyle ateizm (ta’til), yani hiçbir şeye inanmamaktır. Puta tapanlar bu tarife girmezler. Onlar, batıl inançlarında bir teselli bulabilirler Ama, küfr-ü mutlak en büyük bir azaptır, onda hiçbir teselli kapısı yoktur. Mutlak küfre düşmüş bir insan, hastalandığında, yakınlarını kaybettiğinde ve kendisi de ölüme yaklaştığında bir teselli arayışına gider. Belki de, “Müslümanların dediği gibi, ölümden sonra başka bir alem olabilir.” diyerek bir derece rahat eder.

Hz. İsa ve Hz. Musa’nın (as.) da o alemden haber verdiklerini hatırlar, ölüm ötesinden bir derece ümitli olur.

Bununla birlikte tam olarak inanıp, ibadet yoluna da girmez. Deve kuşu gibi, kendini aldatarak her iki tarafın elemlerinden kurtulur. Bu teselli elbette ki, bir süre için geçerlidir. Üstadın ifadesiyle “Kısa bir zamanda düğüm açılır. Hakikat ortaya çıkar.”

"Arkadaş! İslâmiyet, bütün insanlara bir nur, bir rahmettir. Kâfirler bile onun rahmetinden istifade etmişlerdir. Çünkü, İslâmiyetin telkinatiyle küfr-ü mutlak, inkâr-ı mutlak, şek ve tereddüde inkılâp etmiştir. O telkinatın kâfirlerde de yaptığı in’ikâs ve tesirat sayesinde, kâfirlerin, hayat-ı ebediye hakkında ümitleri vardır. Bu sayede, dünya lezzetleri ve saadeti onlarca tamamıyla zehirlenmez. Bütün bütün o lezzetler elemlere inkılâp etmez. Yalnız tereddütleri vardır. Tereddüt ise, her iki tarafa baktırır. Devekuşu gibi, tam mânâsıyla ne kuş olur ve ne de deve olur. Ortada kalarak her iki tarafın zahmetinden kurtulur."(2)

İslam, getirmiş olduğu hidayet ve deliller ile insanlığı mutlak küfürden meşkuk küfre çekmiş ve mutlak küfrün o dehşetli ve azaplı yönünü törpülemiştir.

Meşkuk küfür, iman ile inkâr arasında gidip gelmedir. Şayet tam inkâr etse ölümü bir hiçlik bir yokluk görecek ve bu bakış onun ruhunda terin bir tramva ve tahribat yapacak, hayatı bütün bütün zehir olacak. İşte bu noktada İslam ona "Ya ikinci bir hayat varsa." ihtimalini vererek, onu o durumdan kurtarıyor ki İslam bu yönü ile kâfire de bir rahmet oluyor.

Ayrıca İslam’ın yeryüzünde olması, dünya hayatının varlık ve devam etme sebebidir. Şayet İslam yeryüzünde olmasa, Allah bu dünyayı harap ederdi. Demek şu anda kâfirler varlar ve yaşıyorlar ise bu İslam sayesindedir. İslam bu cihetle de kâfirlere bir rahmettir.

İslam’ın diğer bir rahmet ciheti ise, insanlığa her alanda yeni şeyler kazandırmasıdır. Bugün Batı medeniyetinin temelinde Rönesans ve eform hareketleri vardır; bu ikisinin tetikleyicisi ise İslam medeniyetidir. Yani halihazırdaki medeniyetin temelinde yine dinler vardır.

Dipnotlar:

(1) bk. Şuâlar, On Birinci Şua, Sekizinci Mesele.
(2) bk. Mesnevi-i Nuriye, Katre'nin Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...