Block title
Block content

Arkadaş! Küfür yolunda yürümek buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir. Üstad bu cümlede ne demek istyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Arkadaş! Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir. Meselâ: Bir insan, gövdesinin cihât-ı sittesini güneşlendirmek istediği zaman, ya bir Mevlevî gibi dönerek gövdesinin her tarafını güneşe karşı getirir veya güneşi o mesafe-i baîdeden celple gövdesinin etrafında döndürecektir. Birinci şık, tevhidin kolaylığına misaldir. İkincisi de, küfrün zahmetlerine misaldir."(1)

Bir işi tek bir zata vermekte nihayetsiz kolaylık varken, aynı işi çok ellere vermekte de nihayetsiz zorluklar vardır. Bu sebeple o işin vuku bulması ancak tek ele tevdi etmekle mümkündür.

 Mesela, bir elmanın yaratılması için kainatın bütün çarklarının ve unsurlarının bir fabrika gibi işlemesi gerekiyor. Bu kainat fabrikasında bir dişli çalışmasa, elma vücut bulamaz. Mesela, güneş olmasa elma olmaz. Öyle ise bir elmanın vücut bulması için bütün kainata ve sebeplere hükmetmek iktiza ediyor.

Burada iki şık var. Birisi tevhit, diğeri şirk. Tevhide göre, bütün bu kainatın tedbir ve dizgini Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretinin elindedir. Allah bu sonsuz sıfatları ile  elmayı yaratırken, bütün kainatı o elmanın oluşumunda istihdam ediyor. Bu mana akla gayet makul ve kolaydır.

 Şirke göre ise, bütün kainat ve içindeki sebepler  birbirlerine hem hakim hem mahkum, hem cahil hem sonsuz ilim sahibi, hem kudret sahibi hem aciz olmak gerekiyor. Zira elmanın oluşumunda güneş haddi kadar karışırken, su da haddini aşamıyor. Öyle ise her bir sebep haddi miktarı kadar müdahil oluyor ki, bu hakimiyet sırrına uygun düşmez. İlim manasına uyum sağlamaz. Öyle ise bir elmayı sebeplere ve kainata havale etmek, gerçekten içinden çıkılmaz bir zorluk taşıyor.

Şayet elmayı sebepler yapıyor dersek, bir elmanın oluşması trilyonlarca yıl içinde bir tesadüfe rastlaması gerekir ki, bu imkansızdır. Halbuki biz her mevsimde elmayı rahat ve ucuzca yiyebiliyoruz. Demek tesadüf ve sebepler bu işe müdahil değiller. Her şey Allah’ın takdir ve iradesi ile vuku buluyor, bunda kalbin ve ruhun kolaylığı ve tatminliği vardır.

İşte küfür ve şirk yolunun bu karmaşık ve imkansız halleri, insanın kalp ve kafasını hayli  karıştırıp ıstıraba düşürüyor. İnsanın rahatını ve huzurunu bozuyor. Öyle ise insanın kalp ve kafasını huzura ve tatmine ulaştıracak yegane yol tevhit ve imandır. İnsan ya tek olan Allah’ı kabul edip itminana ve rahata erecek, ya da hadsiz sebepleri kabul edip ıstırap ve azaba giriftar olacak. İşte tevhidin bu itminan ve kolaylığı, hakkaniyetine en büyük bir delil ve işarettir. Bu yüzden Allah ayetinde,

  “Haberiniz olsun ki, kalpler (kafalar) ancak Allah’ın zikriyle huzura kavuşur.”(Ra’d Sûresi, 13/28) buyuruyor.

Buz üzerinde yürümek, havada ,suda, ışıkta yürümek ifadeleri, İşaratü'l-İcaz’ın orijinalinde de geçmektedir. Hatta kafirler için kullanılan ifadede, "buz üzerinde, toprak altında, demir içinde yürümek gibidir,.." diye geçmektedir.

Mesnevî-i Nuriye'nin tercümesi hakkında tercümeyi yapan Abdülmecid Nursî Ağabey'in takdim ve itizarını arz edelim.

"Risale-i Nur Külliyatından el-Mesneviyyü'l-Arabî ile muanven büyük Üstad'ın cihanbaha pek kıymettar şu eserini de Allah'ın avn ve inayetiyle Arabîden Türkçeye çevirmeye muvaffak olmakla kendimi bahtiyar addediyorum. Yalnız, aslındaki ulviyet, kuvvet ve cezaleti tercümede muhafaza edemedim. Evet, o cevher-baha hakikatlere zarf olacak ne bir harf ve ne bir lâfız bulamadım. Tercüme lisanı da fikrim gibi nâkıs ve kasır olduğundan, o azîm imanî ve cesîm Kur'ânî hakikatlere ancak böyle dar ve kısa bir kisveyi tedarik edebildim. Ne hakkın ve ne hakikatin hatırı kalmış. Fabrika-i dımağiyemin bozukluğundan, bu kadarını da, müellif-i muhterem Bediüzzaman'ın mânevî yardımlarıyla dokuyabildim."

"Evet, bir tavuk, kendi uçuşuyla şahinin veya kartalın uçuşlarını taklit ve tercüme edemez. Bu, hakikaten aslına uygun ve lâyık bir tercüme değildir. (Pek kısa bir meal, bazan da tayyedilmiş, tercüme edememiş). Çok yerlerde yalnız mealini aldım. Bazı yerlerde de tayyettim. Ancak, aslındaki hakaiki evlâd-ı vatana gösteren küçük bir aynadır."

"Risale-i Nur Müellifinin neseben küçük kardeşi ve on beş sene ondan ders alan Abdulmecid Nursi.(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Katre'nin Zeyli

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...