"Arkadaş! Nefis, tembellik saikasıyla vazife-i ubudiyetini terk ettiğinden, tesettür etmek istiyor. Yani, onu görecek bir rakibin gözü altında bulunmasını istemiyor. Bunun için bir Hâlıkın, bir Mâlikin bulunmamasını temennî eder." Remzi izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Arkadaş! Nefis, tembellik saikasıyla vazife-i ubudiyetini terk ettiğinden, tesettür etmek istiyor. Yani, onu görecek bir rakibin gözü altında bulunmasını istemiyor. Bunun için bir Hâlıkın, bir Mâlikin bulunmamasını temennî eder. Sonra mülâhaza eder. Sonra tasavvur eder. Nihayet, ademini, yok olduğunu itikad etmekle dinden çıkar. Halbuki, kazandığı o hürriyetler, adem-i mes’uliyetler altında ne gibi zehirler, yılanlar, elîm elemler bulunduğunu bilmiş olsa, derhal tevbe ile vazifesine avdet eder."

İkinci Lem’a’da, “her bir günah içinde küfre giden bir yol olduğu” beyan ediliyor ve üç ayrı misalle mesele izah ediliyor. Bu ders, o Lem’a’nın bir çekirdeği gibidir.

Rakîb; “Murakabe eden, gözetleyen, görüp kontrol eden” demektir. İnsanı gözetleyen çok sayıda melek vardır. Bunların bir kısmı Cenâb-ı Hakk’ın bu en harika eserini tefekkür etmekle vazifelidirler. Bir kısmı ise, arza halife olarak yaratılan bu üstün varlığın sevaplarını ve günahlarını kaydederler. İşte insan kulluk vazifesini aksattığında ve günahlara girdiğinde, günahlarını yazan meleklerden saklanmak ister.

Allah’ın bir ismi de Rakîb’dir. Nefis işlediği günahlar ve yaptığı isyanlar dolayısıyla kendisini ve bütün işlerini yaratan Hâlık’ından ve Malik’inden gaflet etmek ister. Sonra içinde bir inkâr arzusu uyanır. Bu arzunun neticesi olarak bir yaratıcı olmadığını önce temenni eder, sonra mülahaza eder, yani yaratıcının olmamasını düşünce planında ele alır. Sonra tasavvur eder, bu düşüncesini zihninde şekillendirir. Bu safhaların sonunda inkâra gider.

Nefis, ibadet külfetinden kaçmakla bir hürriyet kazandığını zanneder. Hâlbuki ruhunu ve kalbini “sahipsiz olma, hamisiz olma, ölümü hiçlik ve yokluk görme” gibi nice sıkıntılara maruz bırakır. Bunun farkına varabilse derhal tövbe ederek kulluk vazifesine avdet edecektir.

İkinci Lem’adan konu ile ilgili bölüm:

"Meselâ, utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının ıttılaından çok hicab ettiği zaman, melâike ve ruhaniyâtın vücudu ona çok ağır geliyor. Küçük bir emâre ile onları inkâr etmek arzu ediyor."

"Hem meselâ, Cehennem azâbını intaç eden büyük bir günahı işleyen bir adam, Cehennemin tehdidâtını işittikçe istiğfarla ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla Cehennemin ademini arzu ettiğinden, küçük bir emâre ve bir şüphe, Cehennemin inkârına cesaret veriyor."

"Hem meselâ, farz namazını kılmayan ve vazife-i ubudiyeti yerine getirmeyen bir adamın, küçük bir âmirinden küçük bir vazifesizlik yüzünden aldığı tekdirden müteessir olan o adam, Sultân-ı Ezel ve Ebedin mükerrer emirlerine karşı farzında yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor. Ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve mânen diyor ki, keşke o vazife-i ubudiyeti bulunmasaydı! Ve bu arzudan, bir mânevî adâvet-i İlâhiyeyi işmam eden bir inkâr arzusu uyanır. Bir şüphe, vücud-i İlâhiyeye dair kalbe gelse, kat’î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder; büyük bir helâket kapısı ona açılır. O bedbaht bilmiyor ki, inkâr vasıtasıyla, gâyet cüz'î bir sıkıntı vazife-i ubudiyetten gelmeye mukabil, inkârda milyonlarla o sıkıntıdan daha müthiş mânevî sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp yılanın ısırmasını kabul eder. Ve hâkezâ, bu üç misale kıyas edilsin ki, بَلْ رَانَ عَلٰى قُلوُبِهِمْ sırrı anlaşılsın."(Lem’alar, 2. Lem’a)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...