Block title
Block content

Arşı taşıyan melekler arasında, bildiğimiz dört büyük melek de var mıdır? Ayrıca bunlar gibi büyük melekler var mıdır, varsa görevleri nelerdir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Arş-ı A’zam ism-i a’zamın mazharı olduğundan, arşı taşıyan meleklerin havass-ı kerrûbiyyunun denilen ve mekandan münezzeh ve her şeye her şeyden daha yakın Cenab-ı Hakk’a (bu’diyetimiz noktasından) daha yakın büyük meleklerden olduğu muhakkaktır. Fakat kaynaklarda hamele-i arş meleklerinin dört büyük meleklerle alakasını anlatan bir kaynak bulamadık. Yalnız Erzurumlu İbrahim Hakkı hamele-i arş meleklerinden birisinin Hz.İsrafil olduğunu söylemektedir. (1)

Bazı rivayetlerde hamele-i arş diye adlandırılan bu dört meleğin insan, sevr, nesir(kartal) ve leys(=esed=aslan) suretinde olduğu ifade edilmektedir.

*İbn-i Huzeyme/Tevhid/Bab-ı Zikrü’l-Ahbar’i-l-Me’sure/no:245

Beyhaki/El-esma ve’s-sıfat/ Bab-ı Mâ cae fî’l-Arşi ve’l-kürsi/no:817

Her bir mahlukun ibadet ve tesbih noktasından bir melek tarafından temsil edildiği ve bu meleğin de temsil ettiği mahlukun şeklinde ve suretinde olduğu hadisler ve Risale-i Nurlar ile sabittir.

Mesela, bir damla yağmura bir melek nezaret ve vekalet ediyor. Bu melek o yağmur damlasının suret ve şekline mütenasip bir şekle bürünüyor. Yine bir ağaca bir melek nezaret ve vekalet ediyor. Ağacın her bir dal ve yaprakları Allah’ı tesbih ve tezkir ettiği için, bu tesbih ve zikirleri temsil edecek melek o dallar ve yapraklar adedince ağza sahip bir hüviyete bürünüyor. Yani ağaçta kırk bin yaprak ve dal varsa, ona nezaret ve vekalet eden melek kırk bin dil ve ağız ile o dal ve yaprakların yapmış olduğu zikir ve tesbihleri Allah’a şuurlu bir şekilde takdim ediyor.

Üstad Hazretleri bu hakikati şu şekilde tasvir ediyor:

"ÜÇÜNCÜSÜ: Meselâ, Hamele-i Arş ve yer ve göklerin melâike-i müekkelleri ve sair bir kısım melekler hakkında Muhbir-i Sadıkın tasvir ettiği, meselâ kırk binler başlı, her bir başta kırk binler lisan ve her lisanda kırk binler tarzda tesbihat ettiklerini ve intizam ve külliyet ve vüs'at-i ubudiyetlerini ifade eden hakikate çıkmak için şuna dikkat et ki, Zât-ı Zülcelâl..."(2)

Bir ağaca nezaret eden meleğin kırk bin dili ve ağzı olmak gerekiyorsa, arş ve sema gibi  milyonlarca galaksi ve gezegenleri içinde bulunduran şeylere toptan vekalet eden meleğin dehşet ve azameti ne denli olur, düşünmek gerekir. Bunu anlamak tavr-ı aklın haricinde olsa gerek. Meleklerin suret ve şekilleri hakkında Üstad Hazretleri şunları ifade ediyor:

"Ve şu hakikatin sureti ise şudur ki: Bazı büyük mevcudat-ı cismaniye vardır ki, kırk bin baş, kırk bin tarzla vezâif-i ubudiyeti yapar. Meselâ, semâ güneşlerle, yıldızlarla tesbihat yapar. Zemin, tek bir mahlûk iken, yüz bin baş ile her başta yüz binler ağız ile her ağızda yüz binler lisan ile vazife-i ubudiyeti ve tesbihat-ı Rabbâniyeyi yapıyor. İşte, küre-i arza müekkel melek dahi, âlem-i melekûtta şu mânâyı göstermek için öyle görülmek lâzımdır."

"Hattâ, ben mutavassıt bir badem ağacı gördüm ki, kırka yakın baş hükmünde büyük dalları var. Sonra bir dalına baktım; kırka yakın dili hükmünde küçük dalları var. Sonra o küçük dalının bir diline baktım; kırk çiçek açmıştır. O çiçeklere nazar-ı hikmetle dikkat ettim. Her bir çiçek içinde kırka yakın incecik, muntazam püskülleri, renkleri ve san'atları gördüm ki, herbiri Sâni-i Zülcelâlin ayrı ayrı birer cilve-i esmâsını ve birer ismini okutturuyor."

"İşte, hiç mümkün müdür ki, şu badem ağacının Sâni-i Zülcelâli ve Hakîm-i Zülcemâli, bu câmid ağaca bu kadar vazifeleri yükletsin; onun mânâsını bilen, ifade eden, kâinata ilân eden, dergâh-ı İlâhiyeye takdim eden, ona münasip ve ruhu hükmünde bir melek-i müekkeli ona bindirmesin?"(3)

Arşı taşıyan melekler.

 Allah Teâlâ'nın, Arş'ı taşımakla vazifelendirdiği sekiz müekkel melek vardır. Arşın mahiyetini bilmediğimiz gibi, bu meleklerin arşı taşıma keyfiyetini de bilemiyoruz.

"Gök yarılmış ve o gün bitkin bir hale gelmiştir. Melekler onun çevresindedir. Ve o gün Rabbının Arş'ını, onların da üstünde sekiz tanesi yüklenir."(Hâkka, 69/16,17).

Bu âyette anlatılan olay müteşâbihdir. Meleklerin Arşı yüklenmeleri; onların koruma ve organizasyon ile görevli olduklarını, mecazî olarak bildirmeden ibarettir. Veyahut arş sahibi olan Allah’a yakınlıklarına da îma olabilir. Bu melekler "Subhanallahi ve bihamdihi" diyerek Arş'ı tavaf ederler.

Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur:

"Size arşı taşıyan meleklerden bahsetmem konusunda bana izin verildi. Onlardan her birisinin kulak memesi ile boynunun arasındaki mesafe yedi yüz yıldır."(4)

Abdullah b. Amr "Arş'ı taşıyan melekler sekiz tanedir." der. Sa'id b. Cübeyr âyetteki "sekiz melek" ifadesini sekiz saf melek olarak tefsir etmiştir. Bu meleklere ALLAH Teâlaya yakın ve meleklerin efendileri olmalarından dolayı Kerûbiyyûn melekleri denilir. İbn Abbâstan nakledilen bir rivâyete göre Kerûbiyyûn melekleri, sekiz bölümdür. Onlardan her bir cinsinin insan, cin, şeytan ve melek gücü kadar gücü vardır.(5).

"Arşı taşıyanlar ve çevresinde bulunanlar Rablarını hamd ile tesbih ederler, O'na inanırlar ve mü'minlerin bağışlanmasını isterler: 'Rabbımız ilim ve rahmetle her şeyi kuşattın; tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla ve onları Cehennem azabından koru.' (derler)" (Mü'min, 40/7).

Bu âyetin tefsirinde İbn Kesîr, "Allah Teâla, Arş'ı taşıyan dört mukarrebûn melek ile onların çevresindeki Kerûbiyyûn meleklerinin ALLAH'ı tesbihle Rablerine hamdettiklerini haber verir." der. Bu âyete dayanılarak, meleklerin sayısının dört olduğu iddia edilmiştir.(6).

Hasan-ı Basrî, Hamele-i Arş meleklerinin sayısının sekiz mi, sekiz bin mi olduğunun ancak ALLAH tarafından bilinebileceğini söyleyerek, meseleyi ALLAH Teâla'nın ilmine havale eder. Sa'lebî'nin rivâyet ettiği bir hadîste Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

"Hamele-i Arş şu anda dörttür, Kıyamet günü ALLAH onları bir dört melekle daha kuvvetlendirir, böylece sekiz olur."(7)

İslâm âlimleri, arş ve Kürsî isimlerinin mecaz ve teşbih yönü olduğunu ifade etmekle birlikte, bu âlemlerin mevcut olduklarına da bilhassa dikkat çekerler. Bu hususta şu güzel misali de vererek bizi ikaz ederler. Nasıl Kâbe'ye beytullah, yâni Allah’ın evi denilmesi mecazdır, ama Kâbe'nin varlığı da bir hakikattir. Arş ve Kürsî'yi de böyle değerlendirmek ve mahiyetlerini de anlaşılmaz olarak bilmek en istikametli yol olsa gerek.

"Hamele-i Arş ve Semâvat denilen melâikenin birinin ismi 'Nesir' ve diğerinin ismi 'Sevr' olarak dört melâikeyi Cenâb-ı Hak Arş ve semâvâta, saltanat-ı rububiyetine nezaret etmek için tayin ettiği gibi, semâvâtın bir küçük kardeşi ve seyyarelerin bir arkadaşı olan küre-i arza dahi iki melek, nâzır ve hamele olarak tayin etmiştir. O meleklerin birinin ismi 'Sevr' ve diğerinin ismi "Hût"tur."(8)

Dipnotlar:

(1) bk. Marifetname, s .27, 1996, Alem Yayıncılık.
(2) bk. Sözler, On Dördüncü Söz.
(3) bk. a.g.e., Yirmi Dokuzuncu Söz.
(4) bk. Ebû Dâvûd Sünne, 1.
(5) bk. İbn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azîm, VIII/239.
(6) bk. İbn Kesîr, a.g.e. VII, 120.
(7) bk. Kurtubî, el-Cami'u fî-Ahkâmi'l-Kur'ân, XII, 266.

(8) bk. Lem'alar, On Dördüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...