Block title
Block content

AVNİ TOKTOR

 

 Emekli Yarbay Avni Toktor 1924'de Emirdağ'da doğdu. Babası Rüştiye öğretmeni Ali Vehbi Beydi. Birinci Dünya ve İstiklâl Harblerinde gönüllü olarak çarpıştı. Cumhuriyetten sonra ilk mektep muallimi olarak çalıştı.

Avni Toktor birçok vilâyetlerde vazifede bulundu. Mahmudiye Askerlik Şubesinden yarbay olarak emekli oldu.

"1952 yılına kadar Bediüzzaman hakkında kulaktan dolma bilgim vardı. Bu bilgiler de matbuatta, aleyhinde yapılan neşriyattan ibaretti.

"İlk defa Serdengeçti mecmuasında müsbet bir yazı okumuştum. Serdengeçti, Bediüzzaman Rusya'da esaretteyken vuku bulan bir hâdiseyi anlatıyordu. Buna göre; Rusların Kafkas Cephesi Başkumandanı Nikola Nikolaviç esirler kampını gezerken, bütün esirler generale karşı hürmeten ayağa kalktıkları halde, Bediüzzaman yerinden bile kıpırdamaz. Bunun sebebini soran generale, 'Bir mü'min bir kâfire kıyam edemez' diye cevap verir. Rus generali de, 'Bu hareketiniz Rus ordusuna ve dolayısıyla milletime hakarettir' der. İdam tehdidi ile karşılaşan Bediüzzaman'ın, 'Sizin hakkımda vereceğiniz idam kararı, benim ebedî âleme intikal ve Peygamberime kavuşmak için bir pasaport hükmündedir.' demesi, bu kahramanca hareket, İslâmî şecaat bakımından zihnimde yer etmişti. Bu cesaretten zaman zaman şüphe ediyordum. Sonra bu durumu pederime sormuştum. Aldığım müsbet cevap üzerine, bende bu zata karşı bir muhabbet ve görüşme arzusu belirmişti.

"Büyük Doğu mecmuasını her hafta okurdum. 3 Şubat 1952'de Necip Fazıl Kısakürek'i ziyarete gitmiştim. Sabahın erken saatlerinde Kadıköy'de ikamet ettiği evine varmıştım. Kapıyı çaldım açtı, beraberce yukarıya çıktık. Az sonra kapının önündü duran taksiyi işaret ederek binmemi söyledi. Beraberce Kadıköy'e gittik ve iskelede duran vapura bindik. Vapurda bana Bediüzzaman'ı ziyarete gideceğimizi, bir gün evvel randevu aldığını söyledi.

 "Necip Fazıl'ın Sözleri"

"Vapurda bana bu zat hakkında bilgim olup olmadığını sordu. Ben de bilgim olmadığını ifade ettim. Necip Fazıl, halkımızın birçok âlimler hakkında mübalâğalı şeyler anlattıklarını, veli olmayan insanlara veli nazarıyla baktıklarını söyleyerek Bediüzzaman'dan da bahsetti. Bediüzzaman'ın da bir âlim olduğunu söyledi, fakat, 'Kendini beğenmişin birisidir.' diye ilâve etti. Eserlerini okumadığını fakat okuyacağını da belirtti.

"Yolculuğumuz ve sohbetimiz devam ederken, tekrar sordu; 'Had'leri biliyor musun?' Sorunun cevabını beklemeden kendisi izah etmeye başladı.'Peygamberler insanların en mümtaz ve en müstesna şahsiyetleridirler. Onlar için ne kadar senakâr sözler söylesek yine de hürmetimizi ifade etmekten âciz kalırız. Yalnız onlara ulûhiyet verecek olursak 'had'di tecavüz etmiş oluruz. Velilik de vardır. Veliler büyük insanlardır. Onlar için de her türlü hizmeti ifa edebiliriz. Ama onlara peygamber diyecek olursak küfre düşeriz. Allah'ın mü'min kullarına da hürmet ve tazim duygularımızı söyleyebiliriz, ama onlara da veli dersek 'had'di aşmış oluruz.'

"Bu minval üzere devam eden sohbet Sirkeci İskelesinde sona ermişti. İskeleye çıktığımızda o zaman hukuk tahsili yapan Hüseyin Yananlı'yı bekler bulmuştuk. Hep birlikte bir taksiye binerek Akşehir Otelinin önüne geldik. Etrafta polisler vardı. İçeri girerken hüviyetlerimiz kontrol edildi.

"Otelin dördüncü katına çıktığımızda Bediüzzaman Hazretleri bizi kapıda ve ayakta karşıladı. Girişte Necip Fazıl selâm vermişti. Bediüzzaman Hazretleri daha selâmı almadan, kendisine has Şark şivesiyle,

 "Ben kendimi kendime beğendirmemişem. Necip Fazıl Bey kardaşım, ben kendimi kendime beğendirmemişem!' demişti.

"Bu sözler bende bir anda irkinti yaptı. Bu sözlerden doğrudan doğruya gemide Necip Fazıl'ın konuşmasına bir cevap teşkil ediyordu. Kendisi yatağına, biz de gösterdiği sandalyelere oturduk.

"Bu büyük zatı belki bir daha görmek nasip olmaz diye düşünerek, bütün pisiko-fizik enerjimi topladım, her sözünü ve halini hafızamda toplamaya gayret ettim.

"Küçük otel odasına kapıdan girişte sol tarafta karyolası, karyolanın bitişik olduğu duvarda ise, beyaz bir torba asılıydı. İçinde kitap ve gazeteler olduğunu anlamıştım. Pencerede çaydanlık, demlik ve bardak duruyordu. Yere serilmiş bir hasır ve kenarda üç sandalye vardı. Üzerinde uzun, beyaz, pamuklu, kenarları dikişli bir hırka vardı ve belinde ucu sağ tarafa sarkmış bir kuşak bağlıydı. Başında takkeye benzeyen bir külâhın üzerine az renkli sarığı çaprazlama bağlıydı. Sarığın altında görünen saçları, kaşları ve kirpikleri bembeyazdı. Gözleri çok mânâlı ve haşmetliydi. Çok tesirli bakıyordu.

"Sohbet boyunca, Bediüzzaman Hazretleri mahkeme safahatından bahsetmişti. Konuşmalarda Arapça ve Farsça kelime ve terkipler çok olduğundan, o zamanki bilgimle çoğunu anlayamamıştım. Bu arada hatırımda kalan şu sözünü hiç unutmam:

'İslâmiyetin aleyhinde bulunanları mücahedemle zir ü zeber etmişim.'

"Bu arada Necip Fazıl sigara içmek için dışarıya çıkmıştı. Bediüzzaman Hazretleri bana Risale-i Nurları okuyup okumadığımı sordu. Hiç bilgim olmadığını ifade ettim. Rusya'daki esaretinde cereyan eden hadiseyi sormuştum. Kendileri de, 'Evet, öyle olmuştu' diye cevap verdi. Akabinde Risale-i Nurları okumamı tavsiye etti.

"Ziyaretimiz tahminen üç saat kadar devam etmişti. Görüşmeden sonra, Necip Fazıl Beyle evine döndük."

 (Son Şahitler adlı eserin, dördüncü cildinden derlenmiştir...)

Paylaş
Yükleniyor...