Block title
Block content

Ayet ve hadislerde, önce cin sonra insan gelir. Ayrıca her halifenin selefinden üstün veya donanımlı olmasını gerektiriyorsa, Resulullah'ın halifelerinin de -haşa- ondan üsün olmaları gerekmez mi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, makam olarak büyük küçükten sonra zikredilir. Bu protokolde de böyledir. Önce müdür, sonra bakan konuşur. İnsanların makamı cinlerden önce geldiği için, insan sonra zikrediliyor ve onların üstünlüğüne işaret edilmiş oluyor.

İkincisi, Peygamberimiz (asm) ile halifeleri kıyaslamak kıyas-ı maalfarıktır... Zira peygamberlerin makam ve fazileti yine kendi gibi peygamber olanlar arasında olur; peygamber olmayanlar ile kıyaslaması ciddi bir hatadır.

Üçüncüsü, gerek ayetlerden gerek hadislerden gerekse alim ve müfessirlerin kavillerinden, insanlığın tür olarak cinlerden üstün olduğunu zahir ve sarihtir bir şekilde biliyoruz. Lakin bu üstünlüklerin neler olduğunu ve keyfiyetini tam izah edemememiz, bu hükmü cerh etmez.

Dördüncüsü, tekamül kanunu gereğince halef selefinden daima üstündür. Bundan on sene önce yapılan bir telefon ile şimdiki bir telefonun arasındaki fark malumdur. Yalnız bu kuralı biz sanat açısından değerlendiriyoruz, yoksa şahsi fazilet ve üstünlükler açısından değerlendirmiyoruz. Allah kendi sünnetine mebni olarak en güzel sanatını tekamül kanunu gereği olarak en son gönderiyor. Tür olarak önce camidat, sonra nebatat, sonra hayvanat, sonra cinler en son da insan geliyor. Demek insanlık tür olarak  Allah’ın en azam eser ve sanatı oluyor.

"Biz insanı kara çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.  Cinleri de daha önce, zehirli ateşten yaratmıştık." (Hicr, 15/26 ve 27)

“خَلِيفَةً Bu tâbir, arzın, insanların hayatına elverişli şeraiti hâiz olmazdan evvel arzda idrakli bir mahlûkun bulunmuş olduğuna ve o mahlûkun hayatına, o zamandaki arzın evvelki vaziyetleri muvafık ve müsait bulunduğuna işarettir. خَلِيفَةً tâbirinin bu mânâya delâleti, mukteza-yı hikmettir. Amma meşhur olan mânâya nazaran, o idrakli mahlûk, cinlerden bir nevi imiş; yaptıkları fesattan dolayı insanlarla mübadele edilmişlerdir."(1) diyor Bediüzzaman Hazretleri.

Beşincisi, cinlerin insanlar gibi bir çok hususiyeti üzerinde bulundurması, insanlık türünden üstün olduğunu istilzam etmez. Zira kabiliyet ve mahiyetçe müsavi olan iki insandan birisi diğerine üstün gelebiliyor. Demek üstünlük sadece alt üst ilişkisi ile ilgili bir durum değildir. Mesela, mümin bir cin, kafir bir insandan üstündür. Ama biz bu hususiyeti ölçü alarak, genel olarak cinler insandan daha üstündür diyemeyiz.

Altıncısı, Hz. Adem (as)’den sonra gönderilen bütün peygamberler insanlardan seçilmiştir ve ilahî vahiylerin asıl muhatabı insanlardır. Kur’an vahyi de bunun dışında değildir. Bu sebeple Kur’an’da onlarca yerde kulluk görevlerinin sorumlusu olarak yalnız insanlar muhatap alınmıştır; cin topluluğu ikinci derecede muhataptır. Yani, onlar ilahî mesajları Kur’an’dan ve Hz. Peygamber (asv)'den öğreniyorlar. Kur’an’ı öğrenenler kendi kavmine gidip onlara rehberlik ediyor. Aşağıdaki ayetlerde bu hususa yapılan vurgu açıkça görülmektedir:

“Hani Biz bir vakit cinlerden bir takımını Kur’ân dinlemeleri için sana göndermiştik. Kur’ân’ı işitip dinleyecek yere gelince birbirlerine: “Susun, dinleyin!” dediler. Okuma tamamlanınca kendi toplumlarına birer uyarıcı olarak döndüler."

“Ey milletimiz! dediler, biz Mûsâ’dan sonra gönderilen, kendisinden önceki vahiyleri tasdik eden, gerçeğe ve dosdoğru yola götüren bir kitap dinledik."

“Ey milletimiz! Allah yoluna dâvet eden bu elçinin çağrısını kabul ve ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı affetsin ve gayet acı bir azaptan sizi kurtarsın. Allah’ın elçisine icabet etmeyen kimse bilsin ki, Allah’ın cezasından asla kaçıp kurtulamaz ve Allah’tan başka hiçbir hâmi ve dost bulamaz. Onlar besbelli bir sapıklık içindedirler.”
(Ahkaf, 46/29-32).

Yedincisi, cinlerin yemekleri; besmele çekilmeden yenen yemekler, soğan kabuğu, tezek ve kemiklerdir. Selman-el Farisi anlatıyor:

"Peygamberimiz (s.a.v.) bizi kıbleye karşı küçük ve büyük abdest bozmaktan, sağ el ile taharet almaktan, taşlar ile taharet alırken taşların üçten aşağı olmasından ve bir de tezek ve kemik ile taharet almaktan nehy etti." buyurdular." (Müslim, Ebu Davud)

Ve yine, "Tezek ve kemik ile taharet almayınız, çünkü onlar cin kardeşlerinizin azığıdır." buyurmuştur. (2)

Ameş anlatıyor: 

"Bir gün bir cin geldi ve ona sorduk; "En sevdiğin yemek nedir?" O da "Pirinçtir." dedi. Biz de ona pirinç getirdik. Lokmalar havalanıyordu, biz bir şey göremiyorduk." (3)

"Elinize geçen, üzerine Allah'ın ismi zikredilmiş her kemik, olabildiği kadar bol etli olarak sizindir. Her deve ve at mayısı da hayvanlarınızın yemidir." buyurmuşlardır. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.s): "Sakın bu iki şeyle (kemik ve kuru hayvan mayısı) abdest bozduktan sonra istinca etmeyin, çünkü onlar (cinnî olan) din kardeşlerinizin yiyecekleridir." diye Sahabe Efendilerimiz'e tenbihte bulunmuştur.(4)

Bu hadislerde de insanlığın cinlerden daha kapsamlı ve üstün olduğu anlaşılıyor. Zira ayetlerde  insana hitap ederken sayısız nimetler nazara verilirken, bu hadiste sanki bir tahdit ve sınırlama var. Şayet cinler nimetlerden istifade etme noktasında insanlar ile müsavi olmuş olsa idi, bu hadis ziyade ve abes olurdu. Zira bu hadiste tahdit ve takyit hükmediyor, umumi bir üslup kullanılmıyor. Yani Peygamber Efendimizin (asm) cinler de yemek içmek hususunda sizinle aynıdır demesi yeterli iken, böyle bir ifade kullanması, başka bir manaya işaret ediyor demektir. Arif olana işaret kafidir.

Şeytanın besmelesiz yemeğe ortak olmasın da  bir  çok müfessir tevil ve tabir etmiştir. Yani bu ifadeye müteşabih nazarı ile bakmışlardır.  

Sekizinci, biz insanlık tür olarak cinlerden üstün derken cinleri bütünü ile inkar ediyor değiliz, onlar insanlardan sonra irade ve sorumluluk sahibi yegane varlıklardır.

Dokuzuncusu, cinlerin ve bütün mevcudatın üstünde halife olarak gönderilen insan, mahiyet ve yaradılış özelliğinin yanı sıra, zeka, akıl, hafıza, muhakeme ve ibadet bakımından cinlere nazaran üstündür. Semavi bir dinden ders almayan bazı cinler, şeytandan aldıkları ders ile karakter itibariyle insanların bu üstünlüğünü kabul etmezler; onları kıskanırlar.

Bununla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de “Şüphesiz biz insanı ahsen-i takvimde yarattık.” (Tin, 95/4) İlahi beyanı da bu konuda bize bir ölçüdür.

Dipnotlar:

(1) bk. İşaratü’l-İ`caz, Bakara Suresi, 30. Ayet Tefsiri.

(2) bk. Tirmizi, Taharet, 14/18; Şahin, İnancın Gölgesinde, I, 149-152.

(3) bk. Ibni Kesir.

(4) bk. Müslim, Salat 150 (450); Tirmizi, Tefsir, Ahkâf (3254); Prof. İbrahim Canan, K. Sitte: 4/244; İmam-ı Şiblî, Cinlerin Esrarı, 96.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: On Beşinci Söz | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 5599 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

fethi
güzel bir cevap olmuş
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...